Giresun’un Tirebolu ilçesine bağlı Sekü köyünde, AKP Iğdır Milletvekili Cantürk Alagöz’ün maden şirketinin sondaj girişimlerine karşı yöre halkının başlattığı nöbet devam ediyor. Nöbetin 19. Gününü geride bırakan yöre halkı, topraklarının başında olduklarını ve Alagöz buradan gidene kadar ateşin başında nöbet tutacaklarını söyledi. Günlerdir alandan ayrılmadıklarını belirten bir yurttaş, “Biz buradaki mücadelemiz; doğamızın, çevremizin kirletilmemesi, gelecek nesillere daha sağlıklı, sıhhatli ve yaşanabilir bir memleket bırakabilmek için. Buradaki mevzumuz; hukukun vermiş olduğu kararın uygulanması. Başka bir şey istemiyoruz. Sadece kanunun vermiş olduğu, mahkemenin düzenlemiş olduğu kararın yerine getirilmesi” dedi.
İklim alanında çalışan 16 sivil toplum kuruluşundan oluşan İklim Ağı, Kolombiya ve Hollanda’nın eş başkanlığında 24–29 Nisan tarihleri arasında, Kolombiya’nın Santa Marta kentinde ilk kez düzenlenecek Fosil Yakıtlardan Uzaklaşma Konferansı öncesinde bir açıklama yayımladı. Açıklamada, Türkiye'nin COP31 başkanlığı yolundaki kararlılığını göstermesi için Kolombiya’nın Santa Marta kentinde kurulacak uluslararası koalisyona katılması ve kömürden adil bir çıkış planı için hazırlıklara başlayacağını duyurması gerektiği vurgulandı.
Brezilya’da yaklaşık 6,5 milyon çocuğun verilerini inceleyen yeni bir çalışma, 26 derece üzerindeki her 1 derecelik sıcaklık artışının düşük kilolu olma riskini %10, akut ve kronik yetersiz beslenme olasılığını %8 artırdığını ortaya koydu. Çalışmada 1-5 yaş arası çocuklara ait veriler analiz edildi; özellikle yerli topluluklar ile yoksul bölgelerde yaşayan çocuklar daha yüksek risk altında bulundu. İklim krizinin, tarımsal üretimi ve gıda fiyatlarını etkileyerek özellikle taze ürünlere erişimi zorlaştırdığı vurgulandı.
350.org tarafından yayımlanan ve Bill McKibben'ın önsözüyle sunulan "Cebimiz Yanıyor: Fosil Yakıtlar Haneleri ve Ekonomileri Nasıl Tüketiyor?" başlıklı yeni rapor, fosil yakıt sisteminin küresel ekonomiye ve hane halkı bütçelerine verdiği devasa zararı gözler önüne seriyor. Rapor, ABD ve İsrail'in İran'a saldırısıyla başlayan savaşın ilk 50 gününde, artan enerji fiyatları nedeniyle küresel ölçekte insanların cebinden 150 milyar dolardan fazla paranın petrol ve gaz şirketlerine aktarıldığını ortaya koyuyor. Raporda yer alan yeni analizlere göre, doğrudan devlet destekleri, vergi muafiyetleri, iklim hasarı ve hava kirliliği maliyetleri dahil fosil yakıt sektörüne yapılan toplam kaynak aktarımı yılda 12 trilyon dolara ulaşıyor. Bu rakam, IMF'nin daha önce küresel ısınmayı 2°C'nin altında tutmak için belirlediği sembolik karbon fiyatı (ton başına 85 dolar) baz alınarak oluşturulan iklim hasarı tahmininin %60 daha fazlasına tekabül ediyor ve dünyadaki her bir insan için kişi başı senelik 1400 dolarlık artı bir yük anlamına geliyor. Fosil yakıt sektörünün neden olduğu yıllık 12 trilyon dolarlık fatura, aynı zamanda devletlerin iklim kriziyle mücadelede taahhüt ettikleri iklim finansmanının da 100 katından fazlasını oluşturuyor.
ABD-İsrail ile İran arasındaki savaş nedeniyle benzin ve dizel maliyetlerinde artış görülürken, geçen ay Avrupa çapında elektrikli otomobil satışları %51 oranında yükseldi. Verilere göre Mart ayında 224 bin yeni elektrikli araç kaydedildi ve yılın ilk üç ayında ise toplam 500 bin satışa ulaşıldı. Elektrikli araçlara geçişi hızlandırmayı amaçlayan bağımsız bir araştırma kuruluşu ve Avrupa’daki elektrikli ulaşım sektörünü temsil eden bir sektör örgütünün 15 ülkedeki ulusal satış verilerinden yola çıkarak hazırladığı rapora göre, mevcut satışlar, geçen yılın aynı dönemine kıyasla %33,5’lik bir artış anlamına geliyor. Şubat ayı sonunda İran’da başlayan savaşın ardından Avrupa genelinde alıcıların elektrikli araçlara ilgisi artış gösterdi. Zira yükselen benzin fiyatları, prizden sağlanan daha ucuz enerjiyi cazip hale getirdi. Donald Trump’ın Avrupa’nın “rüzgâr türbinleri” ve yenilenebilir enerjiye geçiş çabalarını sık sık eleştirmesine rağmen, bu veriler ABD-İsrail’in İran’a yönelik savaşının içten yanmalı motorlardan uzaklaşmayı hızlandırdığını gösteriyor.
Tokat’ın Niksar ilçesine bağlı Yazıcık beldesi sınırları içinde yapılması planlanan bentonit ocağı maden ruhsat sahasına 10 yıllığına verilen maden işletme ruhsatının hukuka aykırı olduğu, ayrıca ocağın içme suyunun kaynağı olan havzaya zarar verecek riskler taşıdığı gerekçesiyle ruhsatın iptal edilmesi ve yürütmenin durdurulması talebiyle Tokat İdare Mahkemesi’ne dava açılmıştı. Mahkeme, hazırlanan bilirkişi raporuna dikkati çekerek, yürütmenin durdurulmasına hükmetti. Mahkemenin kararında, proje dosyasında maden ocağı sahaları civarındaki konutların işletme aşamasında nasıl etkileneceğinin açıklanmadığına, proje alanı sınırlarında gerekli sağlık koruma bandı mesafelerine yönelik çalışma yapılmadığına işaret edildi. Madencilik açısından ÇED başvuru dosyasının daha fazla detaylandırılmasının gerekliliğine dikkat çekilen kararda, projenin eksik bilgiler içerdiği, ocağın işletmesinden kaynaklanabilecek toz emisyonlarının, yakın çevredeki akarsu ve göller üzerinde fiziksel, kimyasal ve biyolojik özellikler bakımından bozulmalar yaratabileceği kaydedildi. İşletme sahasına yakın Hacı Gölü'nün ekolojik dengesini bozabileceği, su kalitesi ve yeraltı su sisteminde olumsuz değişimlere neden olabileceği ifade edilen kararda, faaliyetin işletmeye alınmasının çevre açısından uygun olmayacağı vurgulandı.


