Apaçık Radyo

Hepimiz Donald Trump’ın Zihninin İnsafına Kalmış Durumdayız

19 Ağustos 2026

Her an aklına herhangi bir düşünce gelebilir ve bir bakmışsınız ki... ne yazık ki, bunun ne anlama geldiğini zaten biliyorsunuz: her ne olacaksa, hepimizin suratına çarpana kadar muhtemelen bundan haberimiz olmayacak!

13 Nisan 2026’da hazırlanan bu illüstrasyonda, bir ekranda ABD Başkanı Donald Trump’ın fotoğrafı ile Papa XIV. Leo’yu eleştirmesinin ardından Truth Social platformunda paylaştığı, kendisini İsa Mesih olarak tasvir eden yapay zekâ ürünü bir görsel yer alıyor. / Fotoğraf: Mandel NGAN / AFP

Hey, Başkan Donald Trump, İran’la savaşa girmek istediğini bundan daha açık ortaya koyamazdı, değil mi?

İnsan, İkinci Dünya Savaşı’nın 80 yılı aşkın süre önce sona ermesinden bu yana ABD’nin dünyanın hiçbir yerinde savaşları (kazanamama) sicili ortadayken, onun bile o ülkeyle savaş başlatacak kadar aptal olmayacağını düşünürdü; hele ki 2024’te yeniden başkanlığa aday olurken, yakın dönemdeki hemen her başkanın aksine, göreve döndüğünde “yeni savaşlar olmayacağına”- en azından Amerika’nın girişeceği yeni savaşlar olmayacağına, hayır, dünyanın hiçbir yerinde- dair defalarca verdiği sözler düşünüldüğünde. (Vay canına! Tek bir Trumpvari cümleye sığdırılacak ne çok şey vardı!)

“Bizim” başkanımız, 2023’te ilk görev döneminin ardından övünerek şöyle demişti: “Modern tarihte hiçbir yeni savaşa girmeyen tek başkan bendim.” (Peki, bir süre Suriye’de IŞİD’le savaştığı doğru, ama en azından bu geçici bir dönemdi.) Yine de, gözünüzden kaçmış olma ihtimaline karşı, İran’a ABD askerlerinin gönderilmesi olasılığı hakkında kendisine soru sorulduğunda, nispeten yakın zamanda söylediklerini hatırlatalım: “Kesinlikle öyle düşünüyorum, evet; bunda herhangi bir şüphe olduğunu sanmıyorum.”

Ah, bir dakika, affedersiniz, kafam karıştı (82 yaşındakilerin başına gelebilen bir şey). Aslında bunu —evet!—1980’de söylemişti. İnanabiliyor musunuz? Gerçi o sırada İran, bazı ABD’li diplomatları ve diğer Amerikalıları esir tutuyordu. Yine de bunun aslında bu kadar uzun zamandır aklında olması ne tuhaf; tabii 1980’de henüz Amerika Birleşik Devletleri başkanı değildi ve dolayısıyla aklından gelip geçen düşünceleri eyleme dökemiyordu. Şimdiyse elbette başkan, hem de ikinci kez ve bu yüzden... offf... gerçekten de o ülkeyle savaşa girdi (İran’ın neredeyse yarım yüzyıldır hiçbir ABD’li diplomatı esir tutmamış olması bir yana)... ve böylece... offf... işte buradayız—yoksa artık burada değiliz mi demeliyim, hatta hiç burada değil miyiz?

Gerçek şu ki, 2024’te Amerikalı seçmenlerin %49,8’i tarafından yeniden Beyaz Ev’e taşınan Donald Trump’ın zihni hepimizi (ona oy verenleri bile) kaygılandırmalı.

Savaş söz konusu olduğunda, Amerikan başkanları için sanki hiçbir öğrenme eğrisi yokmuş gibi görünüyor; hatta aslında ortada hiçbir eğri yok. Hele de şimdi, başka şeylerin yanı sıra, Pentagon’un yıllık bütçesini yılda yalnızca bir trilyon (evet, trilyon!) dolardan yalnızca bir buçuk trilyon dolara (hayır, bu bir yazım hatası değil!) çıkarma hevesinde olan başkan için hiç yok; bu, üç çeyrek yüzyıldan fazla bir süre önceki Kore Savaşı’ndan bu yana tek bir yıl için önerilen en büyük artış olacak! (Ve o 1,5 trilyon dolarlık rakamı kaç kez görürsem göreyim, bunu gerçekten yapmaya kalkışmayı planladığına hâlâ inanamıyorum; gerçi korkarım bu, Amerikan savaşlarını ve askeri bütçelerini yıllardır durmaksızın takip etmiş olmama rağmen, Donald J. Trump’tan çok benim hakkımda bir şey söylüyor.)

Zaman geçtikçe ve İran’la barış yapmaya çalıştığını bile iddia ederken, tehditlerinin dozu da artmaya devam etti; gerçi söylediği herhangi bir şey 47 saniye sonra kendi sözleriyle çelişebilir. Her şey, elbette, İran’ın Hürmüz Boğazı’nı hızla yeniden açmaması halinde “bütün bir medeniyetin bu gece öleceğini ve bir daha asla geri getirilemeyeceğini” ısrarla söylemesiyle başladı. Bu, nükleer silah kullanma yönünde örtülü bir tehdit bile olabilir. Boğaz buna rağmen yeniden açılmayınca da hemen geri adım attı; ancak çok geçmeden, “ikiyüzlü” olarak nitelediği İran’ın bir anlaşmaya varmak için yalnızca “son bir şansı” kaldığını, aksi halde askerî açıdan bir felaketin yaşanacağını öne sürmeye başladı.

Donald J. Trump’ın dünyasında işler böyle yürüyor; daha doğrusu son—evet, inanabiliyor musunuz?—altı aydır böyle yürüdü! Ve New York Times muhabiri Steven Erlanger’ın kısa süre önce açıkça ortaya koyduğu ve İran’daki durumun da gösterdiği gibi, Başkan Trump ABD’yi “küresel düzensizliğin öngörülemez bir aracına” dönüştürmeyi başardı; Hürmüz Boğazı’nın (ve daha genel anlamda küresel ticaretin) kaderini İran ile Umman’ın eline bırakırken, aynı zamanda “yeni bir sonsuz savaş biçimi” yarattı.

“Başlarını Kesmeden Önce Onlara Sonuna Kadar Her Şansı Vermek İstiyorum”

Yine de Malum Kişinin tuhaf dünyasında, bu yazı daha yayımlanmadan her şey aşağı yukarı barışçıl biçimde sona erebilir ya da doğrudan alevler içinde kalabilir. Öte yandan, dikkat süresinin pek uzun olmasıyla tanınmayan Amerikan başkanı yeniden Grönland’a dönebilir (ki yıllardır oraya açgözlülükle göz dikiyor) ve Hürmüz Boğazı’nın kapatılmasına, intikam amacıyla Kuzeybatı Geçidi’ni kapatarak karşılık verebilir (İran’la hiçbir ilgisi olmamasına rağmen).

Ve aslında, bu yazı yayınlandığında İran konusunda (ya da bu meselede Grönland konusunda) her ne olmuş olursa olsun, böylesi bir başkanla daha tuhaf, daha tesadüflere bağlı ve daha öngörülemez bir evrende bulunamayacağımızı aramızda kim çoktan anlamamış olur ki? Benim (bizim) bildiğimiz kadarıyla, yazı yayınlandığında ya da sonrasında herhangi bir anda, “bizim” başkanımız aşağı yukarı her şeyi yapıyor olabilir; örneğin Küba Komünist Partisi Birinci Sekreteri ve ülkenin lideri Miguel Díaz-Canel Bermúdez’i kaçırmak da buna dahil. Sonuçta bunu Venezuela’nın liderine yapabiliyorsa, neden Küba’nınkine yapmasın?

Gerçek şu ki, 2024’te Amerikalı seçmenlerin %49,8’i tarafından yeniden Beyaz Ev’e taşınan Donald Trump’ın zihni hepimizi (ona oy verenleri bile) kaygılandırmalı. Her an aklına herhangi bir düşünce gelebilir ve bir bakmışsınız ki... ne yazık ki, bunun ne demek olduğunu zaten biliyorsunuz: her ne olacaksa, hepimizin suratına çarpana kadar muhtemelen bundan haberimiz olmayacak!

Örneğin ben bunları yazarken, İranlılar hakkında şöyle dedi: “Başlarını kesmeden önce onlara sonuna kadar her şansı vermek istiyorum… Bakalım ne olacak.” Ardından da şunu ekledi: “[Hürmüz] Boğazı çok yakında açılacak; yoksa çok ağır bir darbe alacaklar ve ardından Boğaz açılacak.” Ya da tabii kapalı kalacak, tersyüz olacak, Ay’a gönderilecek ya da... neyse, burasını siz tamamlayabilirsiniz; çünkü sizin tahmininiz de benimki kadar geçerli.

Şimdi, bitirmeden hemen önce, onun bu sözünü bir an düşünün: İran’ın “başını kesmek” kesinlikle küçümsenecek bir şey değil ve bununla gerçekte neyi kastettiğini kim bilebilir ki (büyük ihtimalle kendisi bile bilmiyordur)?

Ama bir şeyi kesin olarak söyleyelim: Donald Trump’ın başkanlık dünyasında yaşamak son derece tedirgin edici bir durum (ya da en azından öyle olmalı). Öyle ki, bugünlerde ona sadık MAGA tabanı bile fazlasıyla hızlı bir şekilde daralıyor.

Bundan sonra ne olacağına gelince, kim bilir? Ve bunu öğrenmek istiyorsanız, hele hele Donald Trump’a hiç sormayın. Başkanlık koltuğundaki bu ikinci döneminde, olup bitecekleri öğrenen son kişi belki de kendisi olacaktır diye düşünüyorum; eğer bu içinde yaşamak için tuhaf bir dünya değilse, açıkçası neyin tuhaf olduğunu bilmiyorum.


* Tom Engelhardt'ın 'We Are All Living at the Mercy of Donald Trump’s Brain' adlı makalesi Nil Kayarlar Sarrafoğlu tarafından çevrilmiştir.

Benzer İçerikler

  -     
Canlı Yayın
Şimdiki
Sıradaki
Sıradaki
Sıradaki