Apaçık Radyo

Gezegenin Baş Yok Edicisinin Yönetiminde Yaşlanmak

14 Ağustos 2026

Doğrusu, bir zamanlar hiç kimse bütün bunları hayal bile edemezdi: Yeryüzünün en büyük gücü, tüm zamanların en akıl almaz derecede tehlikeli “savaşının”, yani gezegenin kendisine karşı yürüttüğümüz savaşın tam ortasında.

 


Aktivistler, 21 Ekim 2020’de Washington, DC’de, ABD genelinde devam eden yıkıcı orman yangınları karşısında Başkan Donald Trump’ın bilime ve iklim değişikliğine yönelik tutumunu protesto etmek amacıyla Trump International Hotel’in cephesine alev görüntüleri ve mesajlarını yansıttı. / Fotoğraf: Jemal Countess/Climate Power için, 2020

Haksızlık, adaletsizlik ya da düpedüz yanlışlık denince bundan âlâsı olabilir mi? İşte ben, 82 yaşında; çocuklarım, torunlarım ve eski —hem de gerçekten çok eski!— dostlarımla buradayım ve tıpkı benim gibi ülkemiz ile dünyamız da fazlasıyla belirgin biçimde yokuş aşağı gidiyor. Elbette buna, “benim” başkanım Donald J. Trump’ın da yardımlarıyla diye ekleyebilirdim; üstelik “benim” başkanım kısmı dışında bu ifade hiç de yanlış olmazdı. Yine de Amerikalıların neredeyse yarısının —2016’da %46,4’ünün, 2024’te ise %49,8’ininonu Amerika Birleşik Devletleri başkanı seçmiş olması, bu sürecin zaten çoktan başlamış olduğunu göstermeli. Aksi takdirde Amerikan siyasetinin böylesine bir… sözcüğü siz seçin… parodisi ya da vahşeti —veya her ikisi birden— asla mümkün olmazdı.

Kısacası, bunca yıldan sonra —Pantheon Books’ta editör olarak geçirdiğim 16 yılın, serbest editörlük (ve yazarlık) yaptığım 10 yılın ve kurduğum, şimdi ise harika Nick Turse tarafından yönetilen TomDispatch.com’u yönetip yazılar kaleme aldığım neredeyse çeyrek yüzyılın ardından— kendimi içinde bulduğum dünyaya hâlâ, nasıl oluyorsa, gerçekten inanamıyorum. Üf! Ne yorucu bir cümleydi! (Gerçi bunda şaşılacak bir şey yok; ne de olsa son derece yorucu bir gezegende yaşıyoruz.)

Eğer bir Tanrı olsaydı (ki ne yazık ki olduğundan şüpheliyim) o da (kadın mı, erkek mi, yoksa onlar mı?) bugün kendimizi içinde bulduğumuz dünyaya herhalde en az bizim kadar inanamazdı. Elbette Taş Devrinden bu yana insanlık her zaman başlı başına zorlu bir mesele oldu. Tarihimiz, pek çok bakımdan, biri diğerinden daha korkunç görünen çatışma ve savaşların kesintisiz hikâyesidir; üstelik bu tarih, içinde bulunduğumuz çağda sona ermiş olmaktan çok uzaktır.

Elbette, iklim değişikliği gezegenimizi yavaş yavaş kaynama noktasına doğru sürükleyip onu tehlikeye atarken, birbirimizle savaşmaya hiç değilse kısa bir ara vermiş olabileceğimizi düşünürsünüz. Üstelik savaşların, bu gezegeni böylesine yıkıcı biçimde ısıtan fosil yakıtlardan kaynaklanan emisyonları akıl almaz ölçülerde atmosfere saldığı düşünülürse, bunu yapmak son derece açık ve mantıklı bir tercih gibi görünürdü. Ama elbette, nerede bizde o şans!

Bir de şunu düşünün: 2025 yılında, Avrupa’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne kadar gezegenimiz, gerek birbirimizle yürüttüğümüz savaşlar gerekse gezegenin kendisine karşı sürdürdüğümüz iklim savaşı yüzünden giderek daha gerçek anlamda alevler içindeyken, Amerikalılar düpedüz bir alev makinesini ikinci kez Beyaz Saray’a gönderdi.

Aslında durum tam tersi. Dünyanın geri kalanından yaklaşık iki kat daha hızlı ısınan Avrupa’da bile, daha kısa süre önce Fransa ve İspanya’da olağanüstü sıcaklar ve ürkütücü boyutlara ulaşan orman yangınları nedeniyle 300 binden fazla insan yerinden edilmişken, Rusya ile Ukrayna arasındaki büyük savaş hâlâ sürüyor. Üstelik kısmen bu savaşın da etkisiyle, insanlığın iklim değişikliğiyle mücadeleye ciddi bir çaba harcamaktan âdeta aciz göründüğü bir dönemde, birbirimizle savaşmanın yepyeni ve son derece tedirgin edici bir biçimi (drone savaşı) geliştirildi. Elbette Avrupa bu konuda yalnız değil; Orta Doğu’nun bazı bölgelerinde —büyük ölçüde “benim” başkanım ve İsrail lideri Binyamin Netanyahu sayesinde—, ayrıca Afrika’daki Somali ve Sudan’da savaşlar devam ediyor. Kısacası biz insanlar geçmişimizden teoride ne kadar çok şey öğrenebilecek olursak olalım, aynı yıkımların tekrar tekrar yaşanmasına hiçbir şey gerçekten engel olamıyor gibi görünüyor.

Elbette daha kısa süre önce “benim” başkanım, İran’a karşı aşağı yukarı durup dururken bir savaş başlattı. Evet, İran; tahminimce Amerikalıların çoğunun dünya haritasında yerini bile gösteremeyeceği bir ülke! Geçmişten hiçbir ders almamak işte buna denir: İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana girdiği savaşların tek birinden bile gerçekten zaferle çıkamamış olan ülkemin —teoride hâlâ yeryüzünün en büyük gücü— binlerce, hatta on binlerce kilometre uzakta bir savaş daha başlatması ne büyük bir delilik. Üstelik ordusuna yıllardır, hiç durmadan, her yıl yaklaşık bir trilyon dolar ayırmaya devam etmesine rağmen bu böyle. Bir de şunu unutmayın: Kısa süre önce İran’a karşı görünüşte gelişigüzel bir savaş başlatan “benim” başkanım, yıllık Pentagon bütçesini yalnızca (şaka yapıyorum elbette) bir trilyon dolardan bir buçuk trilyon dolara çıkarmaya da fazlasıyla kararlı görünüyor.

Kaynama Noktasına Doğru Giden Bir Gezegen mi?

Ve evet, buna benzer yazılar yazmaya başlamamın üzerinden neredeyse 25 yıl geçmişken, kendimi açıkça tekrar ettiğimin farkındayım. Ama böylesine hayati meselelerde hem ülkemin hem de insanlığın durmadan aynı şeyleri tekrarladığı düşünülürse, bu pek de yersiz sayılmaz. Yine de bir dakika; belki de Amerikalıların hakkını yeterince teslim etmiyorum! Ne de olsa Donald Trump’ın tekrardan ibaret hiçbir yanı yoktu (en azından ikinci başkanlık dönemine kadar! ). Tarihsel açıdan bakıldığında, benzeri olmayan bir Amerikan başkanı ve aynı zamanda kendine özgü bir dünya lideri olmaya bir insanın yaklaşabileceği kadar yaklaştı. İnsanların zaman zaman gidişatı gerçekten değiştirebildiğini (ne kadar korkunç bir yönde olursa olsun) bize kesinlikle hatırlatıyor.

Bir düşünün, bir zamanlar George Washington, Abraham Lincoln, Franklin D. Roosevelt ve John F. Kennedy’i (elbette Grover Cleveland, Warren Harding ve Ronald Reagan’ı da) seçen ülke, Beyaz Saray’a Donald Trump’ı getirerek senaryoyu kesinlikle baştan sona değiştirdi. Ne de olsa şu anda Washington, DC’de bir Arc de Triomphe, hatta bir Arc de Trump değil, yeryüzünün en büyüğü olacak bir Arc de Défaite (evet, Fransızcada “Yenilgi Takı”!) inşa eden adamdan söz ediyoruz. Ama Amerikan ordusunun İkinci Dünya Savaşı’ndan bu yana dünyanın dört bir yanında yapamadığı şeyin bir savaşı kazanmak olduğu düşünülürse, belki de bunda en ufak bir gariplik bile görmemek gerekir.

Gelecekte hepimiz, kaynama noktasına doğru giden bir gezegende sığınacak hiçbir yeri olmayan yeni birer göçmene dönüşebiliriz (tabii Elon Musk Mars’ta gerçekten bir yerleşim kurmazsa).

Bir de şunu düşünün: 2025 yılında, Avrupa’dan Amerika Birleşik Devletleri’ne kadar gezegenimiz, gerek birbirimizle yürüttüğümüz savaşlar gerekse gezegenin kendisine karşı sürdürdüğümüz iklim savaşı nedeniyle giderek daha gerçek anlamda alevler içindeyken, Amerikalılar düpedüz bir alev makinesini ikinci kez Beyaz Saray’a gönderdi. Bir zamanlar buna kim inanabilirdi? (Gerçi o zamanlar insanlığın bu gezegeni yaşamın barınamayacağı bir yere dönüştürebileceğine kim inanabilirdi ki?)

Doğrusu, bir zamanlar hiç kimse bütün bunları kurgulayamazdı: Yeryüzünün en büyük gücü (gerçi bir dakika, artık o Çin olabilir!) tüm zamanların akıl almaz derecede tehlikeli “savaşının”, yani gezegenin kendisine karşı yürüttüğümüz savaşın tam ortasında. Üstelik bu savaş, “iklim felaketi”, “iklim infilakı” ya da “iklim cehennemi” yerine fazlasıyla yumuşak ve hoş bir ifadeyle “iklim değişikliği” diye adlandırılıyor ve ülkenin başında ise —evet!— bir zamanlar hayal bile edilemeyecek türden bir çöküşü yaşamaya başlayan bir gezegende, gerilemekte olan bir ülkenin apaçık “başdelisi”, yaşayan bir iklim felaketi olan Donald J. Trump var. 

Üf, ne uzun bir cümleydi! Bir de şunu düşünün; önümüzdeki yıllarda beklenmedik bir gelişme olmazsa, savaşlarımızı ve daha pek çok şeyi durdurmaktan aciz biz insanlar, bu gezegeni gerçekten kaynama noktasına kadar ısıtabilir ve hepimizi yüz binlerce Fransız ile İspanyolun kısa süre önce yaşadığı duruma düşürebiliriz. Gelecekte hepimiz, kaynama noktasına doğru giden bir gezegende sığınacak hiçbir yeri olmayan yeni birer göçmene dönüşebiliriz (tabii Elon Musk Mars’ta gerçekten bir yerleşim kurmazsa).

Bu bağlamda, torunlarımızın ve onların çocuklarının, Amerikalı seçmenlerin neredeyse yüzde 50’sinin (hem de iki kez!) gezegenin baş yok edicisi Donald J. Trump’ı Amerika Birleşik Devletleri başkanı seçmiş olması hakkında ne düşüneceklerini bir hayal edin.

Kusura bakmayın, terlemeye başladım…


* Tom Engelhardt'ın Common Dreams'de yayınlanan 'Aging Under the Planet-Destroyer in-Chief' adlı makalesi Nil Kayarlar Sarrafoğlu tarafından çevrilmiştir. 

Benzer İçerikler

  -     
Canlı Yayın
Şimdiki
Sıradaki
Sıradaki
Sıradaki