Büyükada’nın çok değerli kamusal alanı nasıl biçimlenmeli?

-
Aa
+
a
a
a

Dünya Mirası Adalar'da Derya Tolgay ve Nevin Sungur, mimarlık tarihçisi, mimar Zafer Akay ile Büyükada Promenadı, gezinti yolunu konuşmaya devam ediyor; Büyükada’da çok yakın zamanda ortaya çıkan bu tarihi gezinti yolunun İstanbul’un kaybolan kültürel mirası içindeki yerini ve neden korunması gerektiğini ele alıyorlar.

""
Bir Kamusal Alan Nasıl Şekillenmeli?
 

Bir Kamusal Alan Nasıl Şekillenmeli?

podcast servisi: iTunes / RSS

Nevin Sungur: Herkese merhaba. Apaçık Radyo'da Dünya Mirası Adalar programı başlıyor, hepiniz hoşgeldiniz, ben Nevin Sungur.

Derya Tolgay: Merhaba, ben de Derya Tolgay.

N.S.: Teknik masada Andrei Gritcu bizimle beraber. Kendisine ve destekçimiz Dilek Bektaş'a binlerce teşekkür.

Bu hafta geçen yayınımızda kaldığımız yerden devam edelim dedik. Hatırlayacaksınız, geçen hafta Büyükada'da kıyı şeridinde belediye tarafından balık lokantalarının uzantıları kaldırıldı ve buralar temizlenerek halkın kullanımına açıldı. Bu gelişme, Büyükada'nın kültürel belleği açısından çok önemli. Mimarlık tarihçisi Büke Uras ile geçen yayında bu konuyu konuşmuştuk ve bu hafta da Dünya Mirası Adalar Ekoloji ve Kültür Derneği kurucularından mimar Zafer Akay ile devam edeceğiz. Hoşgeldiniz Zafer Bey.

D.T.: Merhaba Zafer. Nevinciğim, bu hafta yeni yayın dönemine başladık, istersen bununla başlayalım. Apaçık Radyo ailesinin parçası olmak çok gurur verici. Dokuz senedir sesimizi buradan duyuruyor olmak, sevgili kıymetli konuklarımızı burada ağırlamak gerçekten çok kıymetli bizim için. Hem radyomuza, hem de destekçilerimize bir kez daha çok teşekkür ederiz.

NS: Çok iyi oldu bunu söylediğin, kusura bakmayın.

D.T.: Ya dünya çok alt üst olmuş, her şeyin üstü kapatılmış durumda, tek bir konuya odaklanmak çok zarar veriyor. Sanki bütün dünya böylesine berbat bir durumdaymış gib ama halbuki öyle değil. Evet, iyi insanlar, iyi iş yapan bir çok insan var diyerek bir giriş yapalım.

Zafer, geçen hafta ‘İstanbul'un son kalan promenad, gezinti yolu korunmalıdır’ şeklinde bir duyurumuz olmuştu. Büyükada kıyı hattında ortaya çıkarılan bu özgün betonarme parapetlerin yani korkulukların tarihsel mimari ve kamusal değerine dikkat çekmek amacıyla basın bülteni yayınladık. Geçen haftaki yayınımıza katılan Büke Uras, güzergahın 1925 tarihli özgün mimari karakterinin koruması gerektiğini söyledi. Büke'nin geçtiğimiz hafta programdaki sözleri şöyleydi; “Bir hafta sonrasını heyecanla bekliyoruz. Umarız taleplerimiz bir şekilde yerine ulaşır, olmasını umduğumuz bir şeffaf süreçte bir şekilde duyurulur ve yerine ulaşır.” Bugün görseller, videolar paylaşıldı. Kıyı hattına kamyonlar, kepçeler girmiş durumda yani işlem başlıyor ama biz henüz ne yapıldığını bilmiyoruz. Zira kamuoyu ile herhangi bir bilgi henüz paylaşılmadı. Bu konuda ne demek istersin Zafer?

Zafer Akay: Öncelikle sevgili Büke'nin katkıları çok çok değerli, çok iyi bir başlangıç oldu, biz de arkasını getirmeye çalışalım. Elbette zamanımızın çok kısıtlı olacağını tahmin ediyoruz, makine ve malzemelerin oraya dayanma aşamasında olduğunun da farkındayız.

Öncelikle belediyenin yapılacak işler hakkında çok daha şeffaf olmasını beklerdik. Bir görsel olmasa bile kısaca bilgi veriyor olmasını, mimarlara veya kamuoyuna bunu duyuruyor olmasını isterdim. Her zaman söyledim; Adalar’ın çok değerli bir birikimi ve potansiyeli var. Ada sever mimarlar, tasarımcılar var ve Adalar için bunlar çok önemli avantajlar. Ayrıca Adalılar son derecede bilinçli, katkı vermeye, tartışmaya, geri dönüş yapmaya çok hazır bir toplum ve bunlar da çok değerli. Bu katılımcı süreçleri gerçekleştirmenin ne kadar mümkün olduğunu birçok deneyimle gördük. Bu yüzden bundan sonra ne yapabilirize odaklanmak gerekiyor bence. Belediyenin iş birliğiyle ve meslekci örgütlerinin de desteğiyle bir etkinlik, mesela bir Çalıştay düzenlenmesi gerektiğini düşünüyoruz. Dünya Mirası Adalar Derneği olarak biz burada öncülük yapmaya adayız.

Öncelikle de mimarları önerilerini sosyal medyadan duyurmaya çağırıyoruz. Tabii öncesinde mimar ve tasarımcıların bilgilendirmeye ve konuyu tanımlamaya ihtiyaç var. Mesela ihtiyaçlar nelerdir? Şu anda mesela iklim değişikliği gibi çok önemli bir konu var yani denizin yükselmesi gibi bir gündem var. Bütün bunları değerlendirecek şekilde uzmanlık görüşlerine ihtiyaç duyuyoruz.

Çalıştay olabileceğini düşünüyoruz. Bu çalıştaya katılan bütün tasarımcılar da önerilerini sunar, bir değerlendirme süreci olur. Sonrasında da belediyemiz olabildiğince şeffaf bir şekilde bu süreci profesyonelleştirebilir. Katılımcı bir süreç dahilinde mimarlara açık çağrıda bulunur ve bu tasarım sürecini şekillendirecek bir görevlendirme yapabilir.

Bir tasarım rehberinden çok söz ediyoruz. Bütün mimarlar olarak ortak kullandığımız kavram bu. Belediyenin kamusal alanda yapacağı düzenlenmeler var; yer kaplamaları, aydınlatmalar, sokak mobilyaları vs. ama bunun dışında özel mülklerin yani o sokağa bakan parsellerin yüzeyleri ve onların olası eklentilerinin şekillenmesi için her zaman kullandığımız bir kavram var, buna ‘tasarım rehberi’ diyoruz. Bu rehberde bölgedeki kullanıcılar ve parselleri işletenler için sınırlamalar ve ana ilkeleri belirleyecek olan bazı koşullar yer alır.

D.T.: Pardon Zafer, sözünü kesiyorum. Belediye bu rehberi hazırlanmış zaten. İstanbul Büyükşehir Belediyesi, imar planlarından önce neredeyse iki seneye yakın çalışmalar yaptı. O çalışmaların sonucunda bir tasarım rehberi hazırlandı fakat buradaki sorun, bu tasarım rehberi kamuoyuyla paylaşılmıyor, bilmiyoruz ne var orada. Bütün olay, özellikle sosyal demokrasi ve katılımcı demokrasi diye oy talep eden belediyelerin iktidara geldikten sonra bu söylemlerini rafa kaldırıyor olmaları, sorun burada, kamuoyuyla paylaşılan bilgi yok. Bu tasarım rehberini herkes görmek istiyor. Ada WhatsApp gruplarında herkes bu konuyu konuşuyor ama bu tasarım rehberini kimse bilmiyor. Bilenler var, birkaç kişi var, biliyoruz ama onlar da herhangi bir bilgi vermiyorlar zaten. Böyle ilginç bir durum var.

N.S.: Bana çok enteresan geliyor tabii bunun böyle oluyor olması. Şunu anlarım, tamam; çok işlerine karışılsın istemiyorlar, belki belli bir planları var ve ona göre bir hazırlıkları var, ona göre bütçeleri var. Bütün bunlar olabilir. Sonuçta böyle işliyor çoğu yerde belediyeler ya da yerel yönetimler ama bunu paylaşmıyor olmak, bunu insanlara anlatmıyor olmak kısmını bir türlü ben algılayamıyorum, gerçekten anlayamıyorum. ‘Buyurun size sürpriz yaptık, biz yaptık’ olduya geliyor.

D.T: ‘Biz sizin için en iyisini biliyoruz’ demek.

Z.A.: O zaman şöyle soralım: Bir kere bu rehber mi acaba? Ben görmediğim bir rehberi neye göre kabul edeceğim? Yani bizim görmediğimiz bir rehber yok hükmündedir. Bunların açık olması lazım. Belediyenin internet sayfasında bu rehberi görmemiz lazım bizim değil mi? Kamusal, herkesin görebildiği bir şey olması lazım. Çok gizli olması için bir neden de göremiyorum ben. Doğrusu rehber adı altında ne kast edildiğinden de kuşkuluyum.

Şöyle bir örnek vereyim; Fayton Meydanı yarışmasında da böyle bir rehberin gerekliliğini özellikle şehir plancısı arkadaşlarımız çok vurguladı.

D.T.: İstersen biraz oradan önbilgi de ver, sen jürideydin.

Z.A.: Evet, ne yazık ki çok iyi bir deneyim olmadı. Aslında ben şuna değinmek isterim; Fayton Meydanı yarışması süreci çok değerliydi. Burada katılımcı süreç harika bir şekilde yürütüldü esasında. Çok iyi üretildi, iyi belgelendi, çok değerli katkılar oldu. Sonuçta ne oldu? Burası çok önemli. Bütün bu süreçte taşıtların bu meydana girip girmeyeceği konusunda taşıtların burada hiçbir şekilde var olmayacağı ve tasarım kriteri olarak alınmaması açıkça söylendi, bütün süreçte taşıtların buraya girmeyeceği üzerine belirlendi. Jüri büyük bir titizlikle çalıştı ve oybirliğiyle birinci proje ve ödül grubu seçildi. Ancak serginin kapanması bile beklenmeden oraya o ahşap duraklar yapıldı. Bu nasıl bir şey? Yarışma açısından, mimari proje yarışmaları açısından gerçekten kötü bir deneyimdi.

Burada da yine meydanı çevreleyen yapıların eklentileri nasıl yapabileceklerine dair bir tasarım rehberi konuşulmuştu ama bu da ortada yok ki zaten pek bir anlamı da kalmadı gibi gözüküyor, orası bugün yaşayan bir meydan olmaktan çıktı, tekrar taşıt meydanı oldu.

D.T.: Bir de şöyle bir tarafı var; bu Çalıştayları, bu yarışları yapıyorsunuz da nereye gidiyor gibi bizler üzerinde hem güven, hem de kadere razı olmak gibi bir şey getiriyor. Mücadele kesintili bir şey değil, her daim devam eden bir şey. Sivil toplum olarak katılımcı demokrasiyi talep etmek, bunların uygulanmasını istemek ve buna öncülük etmemiz gerekiyor öyle değil mi? Hem de asla bir umutsuzluğa düşmeden.

Z.A.: Kesinlikle ve burada şunu da ekleyeyim; bu açık yarışmalar çok meşakkatli süreçler ve maliyetli olduğunu da kabul edelim, kolay bir şey değil. Ben özellikle bunun her konuda uygulanamayacağını her zaman savundum. Zor da olsa başka alternatif yöntemleri denemeliyiz, yapabilmeliyiz.

Buradan tüm Adalı mimarlara bu konuyu sahiplenmeleri konusunda bir açık duyuru yapmış olalım. Onlardan sesler, tepkiler aldıkça daha güçlü oluruz; böyle bir şey organize etmek için gönüllü oluruz. Belediye ile iş birliği içerisinde bir çalıştay ve bunun arkasından yapabileceğimiz bir çağrılı yarışma yapmaya çok istekliyiz. Bu duyuru yapmış olalım ve mimarlar bize destek olsun.

D.T.: Peki Zafer, şimdi orada bir de esnaf var. Devamlı bir inşaat faaliyeti nedeniyle onların mağdur olmaması lazım. Bir de bahar sezonu geliyor, işleri çok yoğunlaşacak. Bu yüzden de çalışmaların hızlı tamamlanması lazım. Niyet edilirse bütün bunlar hızlıca yapılabilir mi sence?

Z.A.: Yapabildiğimizin en iyisini yapmalıyız diye düşünüyorum. Bu tasarım rehberleri bütün alanlar için aşama aşama hazırlanmalı. Fayton Meydanı için bir fırsat kaçtı ama en azından şimdi promenadı yakalayalım ve belki ileride meydan ya da başka yerler için de yapılabilir, Büyükada'da yapacağımız başka yerler için model oluşturabilir. Yapabileceğimizin en iyisini yapmak görüşündeyim.

Elbette buradaki hedef esnaf da değil; buradaki kullanıcıların ihtiyaçlarına doğru çözümü getirebilmek. Birbirlerine engel olmayacak şekilde, birbirlerini destekleyecek bir şekilde kamunun, herkesin kazanacağı, herkesin en istediği şeyleri, koşulları elde edebileceği ortamı yaratabilmek. Zaten tasarımın da, mimarlığın da hedefi budur. Bizim bütün amacımız kullanıcıların isteklerine yanıt vermektir. Burada esnaf da var, onların müşterileri de var ve oraya gelecek yemek yiyecek, orada dolaşacak insanlar da var.

Ben şuna da değinmek isterim; bence tartışılması gereken çok temel bir şey var: Medeniyet. Deniz kıyısının kamuya, olabildiğince yaya erişiminde açık olmasıdır. Öncelikle buna mutabık olabilecek miyiz? Daha önce yapılan şey neden söküldü? Bunları daha açık tartışmamız lazım. Promenad dediğimiz bu yaya alanında restoranların belirli kurallar içerisinde büyümeleri, açık alan kullanmaları mümkün olabilir ama muhakkak deniz kıyısını yayaya bırakmak gerekir, doğrusu budur, medeniyetin icabı budur diye düşünüyorum. Bu tartışılmayacak bir şey ve çözümlememiz gereken çok temel şey de bu. Yine eskisi gibi yani denize yapışan masalar mı dizilecek ya da arada bir boşluk mu bırakılacak? Ne yapılacağını henüz bilmiyoruz. Belki bunun da taraftarı olanlar olabilir. Tartışmaya açık elbette.

N.S.: Derya sen biliyor musun acaba? Oradaki esnafla bir bilgilendirme toplantısı yapılmış mı?

D.T.: Yapılmış ama yine bunun da çok kamuoyuyla paylaşılan bir durumu olmadı. Orada tanıdığım birkaç restoran sahibi var, onlarla görüştüm, "Çok iyi oldu, biz bundan memnunuz” dediler. Adanın eski halini bilen işletmeler bunlar.

N.S.: Tabi onların da korunması önemli yani sonuçta onlar da Ada’nın bir parçası.

D.T.: Korunması dedin de bizim sosyal medyamızda da paylaşıldı; bu lodos fırtınalarında kıyının nasıl tahrip olduğunu ve oradaki restoranların o ön kısımda yaptıkları yapıların nasıl yerle bir ettiğinin fotoğraflarını paylaştım, görebilir takipçiler. Burada bizim çok dikkat etmemiz gereken unsur, içinde bulunduğumuz iklim krizi koşulları, demin Zafer'in de söylediği gibi deniz seviyelerinin yükselmesi, artan fırtına ve taşkın riskleri kıyı alanlarına yönelik her türlü düzenleme ve müdahalenin yalnızca mimari ya da estetik ölçütlerle değil, doğa temelli ekolojik ve dirençli planlama ilkeleriyle ele alınması zorunlu esasında. Fotoğraf bize her şeyi anlatıyor. Bizden vergilerimizle giden paraların denize döküldüğünü gördüğümüz fotoğraflar bunlar. Yıkılıyor, yeniden yapılıyor, yıkılıyor, yeniden yapılıyor... Deniz kıyıyı söküp alıyor, tekrar asfalt dökülüyor, taşlar döşeniyor ve onları deniz tekrar alıyor. Çok aptalca bir inatlaşma söz konusu. Haddimizi bilmeden devam ediyoruz bu sürekli saçmalıklara - bunu da söylemek lazım herhalde; aynı hatayı yapmayalım, doğaya kafa tutmayalım, planlama yapalım.

Z.A.: Önümüzde çok değerli bir zaman süreci var ve bunu iyi değerlendirmek gerektiğini düşünüyoruz. Mimarları fikirlerini ortaya koymaya ve katkıda bulunmaya çağırıyoruz.

N.S.: Aynı şekilde belediyenin de bu katkıya kapıları açmasını talep ediyoruz diyelim.

D.T.: Katılımcı demokrasi talep ediyoruz ve her zaman da edeceğiz.

N.S.: Pekala, bu konunun takipçisi olacağız.

D.T.: Daha iki dakikamız var değil mi? Zafer, sen istersen tamamla sözlerini.

Z.A.: Evet Büke’nin bıraktığı yerden devam etmeye çalıştık ve devam edeceğiz. Mimarlar, tasarımcılar, şehir plancıları lütfen bu konuyu sahiplensinler ve fikirlerini ortaya koysunlar. Taleplerde bulunalım. Sivil toplumun görevi, bu talepleri dile getirmek ve belediyelerden de vaat ettikleri katılımcı süreçleri hayata geçirmelerini beklemek.

D.T.: Çok teşekkürler.

Z.A.: Ben teşekkür ederim.

N.S.: Bugün de programın sonuna geldik, haftaya görüşmek üzere. Herkese iyi günler diliyoruz. Adalar hepimizin! Promenadın da takipçisiyiz.

D.T.: Evet. Büke'nin bıraktığı yerden yine cümleyi kuralım istersen; ‘Bir hafta sonra bakalım ne olacak.’ Adalar hepimizin! Hoşçakalın.