Muğla'da kömürden çıkış ve adil geçiş

-
Aa
+
a
a
a

Konuğumuz İklim Akademisi Yönetim Kurulu Başkan Yardımcısı Gamze Çelikyılmaz ile kömürün gerçek bedelini, Muğla örneğini, kömürden çıkış stratejilerini ve adil geçişi konuşuyoruz.

Muğla'da kömürden çıkış ve adil geçiş
 

Muğla'da kömürden çıkış ve adil geçiş

podcast servisi: iTunes / RSS

Rauf Kösemen: Herkese merhaba. Diğerkâm'dasınız Apaçık Radyo'da. Ben Rauf Kösemen ve ortağım Damla Özlüer'le birliktesiniz. Hoş geldin Damla diyeyim, sonra da konuğumuzu size tanıtayım.

Damla Özlüer: Hoş bulduk.

R. K: Bugün İklim Akademisi'nden Gamze Çelikyılmaz'la birlikteyiz. Gamze Çelikyılmaz aynı zamanda AB İklim Diyalogları Programı'nın Türkiye temsilcisi. Kömürden çıkışı konuşacağız. Kömürden çıkışın özel bir alanını, Yatağan’da kömürden çıkışı konuşacağız.

Ama önce bu fosil yakıttan çıkma meselesi, kömürden çıkma meselesi nedir? Bu meselenin Muğla'daki görüntüsü nedir? Onu sorarak başlayalım. Ve bir hoş geldiniz de konuğumuza diyeyim, hoş geldiniz Gamze Çelik Yılmaz.

Gamze Çelik: Merhabalar. Merhaba, hoş bulduk.

R. K: Muğla özelinde ve genel olarak kömürden çıkış meselesi nedir? Niye çıkıyoruz biz bu kömürden?

G. Ç: Önce kömürden çıkmaktan kastımız nedir onu bir anlatalım. Türkiye'de en çok bahsedilen, kömürden çıkıştan kastımız; kömürden elde edilen elektrikten çıkma yöntemi. Yani kömürle çalışan termik santrallerin kapatılması. İşin özü bu aslına bakarsanız. Çünkü biliyorsunuz elektrik üretmenin artık bir sürü yolu var; başta yenilenebilir enerji olmak üzere pek çok yöntemi var. Tabii maalesef doğal gaz ve nükleer gibi çok da biz çevre dostu insanların tercih etmediği yöntemler var.

Ama kömür ekstra bir zarar veriyor. Yani bunun ekonomik zararı, çevresel zararı, sosyolojik zararları var. Biz ve bizim gibi kömürden çıkmayı savunanların isteği genel olarak kömürden üretim yapan termik santrallerin kapatılması, onun yerine aynı enerji güvenliğini, aynı enerji arzını sağlayabilecek yenilenebilir enerji kaynaklarına yönelinmesi yolunda. Tabii bunun da yerel halkta bazı sosyoekonomik faydaları ve zararları oluyor. Faydası şu; bulunduğu bölgede çevresel etkilerden dolayı ciddi sağlık sorunlarına sebep oluyor. Havanın kirlenmesi, suların kirlenmesi, yeraltı kaynak sularının kullanılması ve dolayısıyla o suların içme suyu veya tarımsal sulamada kullanılamaması, kuraklığa sebep olması gibi sonuçları oluyor. Çevresel sorunlar en çok sağlık olarak kendini gösteriyor.

Zararı ne? Yerel halka bir istihdam yaratıyor ve aslında orada çalışanlara yüksek bir gelir kaynağı oluyor; doğal bir gelir garantisi, iş garantisi sağlıyor. Çıkışta biz hep "adil geçişten" bahsediyoruz ama öncelikle burada "adil" olanı tanımlamak lazım. Yani kömürden çıkarken adil çıkmak nedir? İşte bu demin bahsettiğim, termik santrallerin yaratmış olduğu gelir ekosisteminin yerine, aynı zamanda sağlık sorununa sebep olan bu sistemin tamamen ortadan kalkıp bambaşka bir sistemin gelmesi ve yıllardan beri kurulmuş olan dengelerin herkesin yararına olacak şekilde tekrar düzenlenmesi. Umarım sorunuza cevap verebildim.

R. K: Gayet yeterli bir cevap oldu. Kömürden çıkış dediğimizde işin hem ekolojik boyutu hem sosyoekonomik boyutu bir arada düşünülmek zorunda. O bölgede yeni bir ekonomik modele, yeni bir enerji modeline geçiyorsunuz. Tabii bunun çok çeşitli veçheleri, görüntüleri var. Bu görüntüler üzerinden biraz Muğla'yı konuşalım. Yatağan Termik Santrali çok bildiğimiz, üzerinde çok konuşulan bir yer. Biraz da herhalde siz çalışmalarınızı o bölgede yaptığınız için daha hâkimsiniz duruma. Orada durum nasıl görünüyor? Kömürden enerji üretmenin ekonomisi, onun geleceği ve bugüne kadar yarattığı açmazlar...

G. Ç: Muğla'da üç tane büyük termik santral var; Yatağan da onlardan bir tanesi. Aslında biz bu AB İklim Diyalogları Programı kapsamında Muğla'da kömürden adil çıkış konusunda bir vaka analizi yapmıştık. O, Yatağan Termik Santrali odaklıydı ama ben aslında üç santrali bir arada değerlendirmek arzusundayım. Az çok Muğla'nın ekosistemine hepsi aynı etkiyi yapıyor. Türkiye'nin kömürden elektrik üretimi kaynaklı emisyonu iki sene önce 114 milyon tondu; Muğla'nınki ise 10 milyon ton. Yani Türkiye'nin 11'de biri kadar emisyona sahip.

Şimdi Türkiye'nin 81 tane ili var; neden emisyonların %11'i sadece Muğla'dan olsun? Bu çok büyük bir yoğunlaşma. Bir şehir bu kadar çok termik santral yükünü kaldırmamalı. Muğla'nın toplam sera gazı emisyonlarının %63'ü elektrik üretiminden, yani bu termik santrallerden kaynaklanıyor. Bu çok yüksek bir rakam. Bunun yanında binalardan gelen %16, ulaşımdan gelen %14 gibi aslında azımsanmayacak emisyonlar, termik santrallerin yanında az bile kalmış. Sonuçta Muğla'nın karbon emisyonu bir turizm kentinden çok bir sanayi kentini andırıyor. Oysa Muğla müthiş bir değer, bir elmas. Kıyları, denizleri, tarım potansiyeli, tarihi... Biz bütün bunları bir kenara atmışız, sadece buradan kömür çıkartalım, yakalım ve elektrik üretelim gibi bir şey ortaya çıkmış.

Yatağan özelinde söyleyecek olursak; yaptığımız vaka analizi çalışmasında, lokal olarak da çok büyük zararların olduğu biliniyor. Bölge halkına çok ciddi sağlık sorunları olarak geri dönüyor; kanser vakaları artıyor. Buna ek olarak kömür, yakıldıkça biten bir şey ve şu an bölgede bir kömür eksiği var. O santrali besleyebilmek için kömür çıkartılması gerekiyor. Dolayısıyla Yatağan'ın çevresindeki köyler de dahil olmak üzere zeytinlikler ciddi zarar görüyor. Yer altına ek olarak yerin üzerine de, ağaçların kesilmesiyle büyük zarar veriliyor. "Yerel halka istihdam sağlıyoruz" diyoruz ama bir yandan da orada zeytincilikle, tarımla geçinen halkın istihdamında sıkıntı yaratıyoruz. Yani bir yerden kazanırken bir yerden kaybediyoruz. Ama bu "dışsallıklar" maliyet hesabımıza yansıtılmıyor.

D. Ö: Seninle birkaç hafta önce Bodrum Yarımadası'nın iklim değişikliği karşısındaki risk değerlendirmesine yönelik bir sempozyumda beraberdik. Orada çok önemli iki şey söylemiştin: Birincisi, zaten bir sıkıntı var ve burada kömürden çıkış çok zor değil. İkincisi de Muğla özelinde kömürden çıkış ve adil geçiş için bir yol ve yöntem olduğu üzerineydi. Yani mesela Zonguldak örneğindeki gibi bazı yerlerde çıkış başka zorluklar getiriyor ama Muğla'da herkesin faydasına olabilecek bir yöntem var demiştin. Biraz onu konuşalım mı? Muğla'da adil çıkış neye benziyor? Ne tür adımlar atılması gerekiyor?

G. Ç: AB İklim Diyalogları Programı kapsamında Muğla'yı seçmemizin en büyük sebebi; Muğla'nın diğer kömür bölgelerine göre daha az eforla daha büyük getiri sağlayabilecek bir bölge olması. Çünkü Muğla'nın kömürden çıktıktan sonraki alternatifi çok fazla: Tarım, eko-tarım, eko-turizm, mavi ekonomi ve tarih turizmi... Bu alternatifleri çok rahat barındırabiliyor.

Enerji arzı konusuna gelirsek: Muğla yılın en az 300 günü çok güzel güneş alan bir bölge. Rüzgârı da hiç bitmiyor. Yenilenebilir enerji kaynaklarıyla bu arzın yerine konulması mümkün. Elbette bu tek bir çözümle hallolacak kadar kolay değil; rüzgâr ve güneşin "emre amade" enerji arzı konusunda bazı eksiklikleri olabiliyor ama bunlar çözülebilecek şeyler.

Projenin ikinci fazında sadece Muğla'ya özel bir "çıkış yol haritası" hazırlıyoruz. 2027 başına doğru bitmesini bekliyoruz. İlk vaka analizinde yerel paydaşların görüşlerini dinledik ve oldukça olumlu sonuçlar aldık. Buradaki yerel halk ve STK'lar konudan haberdar ve sürece sıcak bakıyorlar. Bilgi eksikliği olanların tamamlanması lazım ama sivil toplumda olumlu bir yaklaşım gördük. Bu çok önemli; çünkü ulusal seviyede ne karar alırsanız alın, yerel halkta karşılığı yoksa o politika başarılı olmaz. Muğla'da bu potansiyeli gördük. Zonguldak'ta ise durum tam tersi; oradaki saha görüşmelerimiz bu işin o kadar kolay olmayacağını gösterdi.

D. Ö: Adil geçişe yönelik çalışmalarınızda bir "plan ihtiyacı" öne çıkıyor. Bir plan varsa bile üst politikada yeteri kadar kapsayıcılık veya iletişim olmadığı için sivil toplumda bir "plansızlık" duygusu var gibi hissediyorum. "Dönüşüm kaçınılmaz ama ne yapacağımızı bilmiyoruz" deniliyor. Türkiye genelinde enerji geçişinde neredeyiz? Rüzgâr ve güneşe yatırımlar akıyor ama net bir yol haritamız var mı?

G. Ç: Çok yerinde bir soru. Türkiye'nin 2053 "net sıfır" hedefi var ve orada bir adil geçiş öngörüsü mevcut. Geçen sene kabul edilen İklim Kanunu da adil geçişten bahsediyor. Gerçi orada doğrudan "kömürden çıkış" ifadesi net olarak geçmiyor ama 2053 hedefi koyuyorsanız emisyon yoğun sektörlerin kapısına kilit vurmanız gerekecek.

Bunun için ulusal bir vizyon gerekiyor. Henüz "kömürden şu tarihe kadar çıkacağız" gibi açıklanmış bir hedefimiz yok. Hedef olmayınca planlama yapmak da zorlaşıyor. Ancak karar vericileri suçlamadan önce altyapının hazır olup olmadığına bakmak lazım. Veri var mı? Muğla için yavaş yavaş veri oluşuyor ama başka bölgeler için yok. Kimsenin elinde sihirli değnek yok; yanlış bir karardan geri dönme şansımız da yok. En baştan verileri toplamalıyız ki Muğla, Zonguldak veya Çan bölgesi için ne yapacağımızı bilelim. Adil geçişte sosyoekonomik parametreler girdiği için çözüm bölgeye, hatta tesise özel olmak zorunda.

D. Ö: Bir de önümüzde COP31 süreci var. Türkiye bu süreci sahiplenmiş durumda. Bu süreçte neler oluyor? Sonunda neler olmasını bekleriz?

G. Ç: Hayallerde gökyüzü sınırımız biliyorsunuz. Gönül ister ki COP31'de tüm ülkeler net sıfır hedefi alsın, kömürden çıkış ve adil geçiş kararları verilsin. Ama maalesef süreçler yavaş ilerliyor. 2008'den beri COP’lara katılıyorum; bazen ümitsizliğe kapılıp bazen heyecanlanıyoruz. Zirvenin Türkiye'de, Avustralya ile ortak adaylıkla olması bizi ekstra heyecanlandırıyor. Bekleyip göreceğiz.

D. Ö: İklim Akademisi olarak sivil toplumun COP’a hazırlanması için çalışıyorsunuz. Türkiye'deki sivil toplum bu sürece hazırlıklı mı?

G. Ç: Türkiye'deki çevre ve iklim STK'ları oldukça bilinçli ancak COP söz konusu olduğunda güçlerinin pek farkında değiller. BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi'nde akredite bir STK olduğunuzda "Mavi Bölge"de sesinizi yükseltebilir, kararlara etki edebilirsiniz. Ancak Türkiye'de akredite kurum sayısı çok az. Akreditasyon süreci bir yıldan fazla sürüyor ve başvurular için geç kalındı. Bu yüzden çoğu STK, Bakanlığın vereceği kartlarla içeri girebiliyor; bu da onların "bağımsız STK" olarak yumruğunu masaya vurmasını zorlaştırıyor. Sivil Toplum Geliştirme Merkezi (STGM) ile beraber bu konuda eğitimler ve farkındalık etkinlikleri yapmaya başladık. Akredite olamasalar bile haklarını ve güçlerini bilmeleri gerekiyor.

D. Ö: Daha çok konuşacağız, daha çok rapor yayınlanacak. Bugün İklim Akademisi'nden Gamze Çelik Yılmaz'la; adil geçiş, kömürden çıkış ve Muğla örneğini konuştuk. Gamze çok teşekkürler, kısa zamana çok şey sığdırdık.

G. Ç: Ben teşekkür ederim.

D. Ö: Haftaya görüşmek üzere, hoşça kalın diyoruz.

R. K: Hoşça kalın.