Barışa Bir Şans’ta Burcu Karakaş, Meclis komisyonunun sürece dair hazırladığı raporun son hâlini, “umut hakkı”, kayyum uygulamaları ve AİHM–AYM kararlarının uygulanması başlıklarıyla ele alıyor.
Ömer Madra: Günaydın Burcu, merhabalar.
Burcu Karakaş: Merhabalar, günaydın.
Özdeş Özbay: Günaydın.
Ö.M.: Evet, çok yoğun geçiyor tabii gündem. Sen nasıl özetleyeceksin bilmiyorum ama hemen rica edeyim senden de son durumlarda neler olup bittiğini.
B.K.: Evet, yoğun geçiyor ama biraz da gecikmeli ilerlediğini hatırlatalım çünkü komisyonun ortak bir rapor hazırlaması gerektiğini daha önce de defalarca ifade etmiştik. Aslında bu ortak raporun Ocak ayında çıkması bekleniyordu ancak Suriye’de yaşananlar nedeniyle ertelendi ve şu an Şubat ortasını da geçtik, hatta neredeyse ayın sonuna yaklaşıyoruz. Raporun artık nihai hâlini aldığını biliyoruz. Basına bazı bilgiler sızdı; taslak rapora ilişkin ayrıntıları birazdan paylaşacağım ama öncesinde birkaç noktaya daha değinelim.
Bunlardan biri, İmralı heyetinin Abdullah Öcalan ile yaptığı görüşme. Milletvekilleri Pervin Buldan ve Mithat Sancar ile Asrın Hukuk Bürosu avukatı Özgür Faik Erol’dan oluşan DEM Parti heyeti İmralı’ya gitti ve Öcalan ile görüştü. Mithat Sancar sonrasında İlke TV’ye konuk oldu ve çeşitli açıklamalarda bulundu. Görüşmede Abdullah Öcalan’ın, “Bu toplantı entegrasyona giriş toplantısıdır,” dediğini aktardı.
Mithat Sancar’ın verdiği bilgiye göre, Öcalan ayrıca şu değerlendirmeyi yaptı, “Birinci aşama negatif boyuttu yani çatışmanın sona erdirilmesi. Bu aşama geride kaldı ve artık ikinci aşamaya geçildi.” İkinci aşamanın mimarisinin geliştirilmesi gerektiğini ifade etti ve, “Bu konuda üzerime düşeni yaparım, gücüm var” dediğini heyete aktardı.
“Negatif boyut bitti” denildiğinde ne kastedildiğine gelirsek; komisyondaki dinlemelerin tamamlandığını ve raporun son hâline geldiğini biliyoruz. Bundan sonra, bir aksilik olmazsa, en başından beri konuşulan yasal düzenlemelerle ilgili yeni bir aşamanın önümüzdeki günlerde gündeme gelmesini bekliyoruz.
Raporla ilgili ayrıntıları birazdan paylaşacağım ancak DEM Parti Eş Genel Başkanı Tuncer Bakırhan’ın bir çağrısından da kısaca bahsetmek gerekir. Bakırhan, Cumhurbaşkanı’nın ev sahipliğinde bir liderler zirvesi toplanması çağrısı yaptı. Partisinin Meclis grup toplantısında yaptığı açıklamada, Kürt meselesi başta olmak üzere Türkiye’nin temel sorunlarını çözmek için Sayın Cumhurbaşkanı’nın ev sahipliğinde siyasi parti liderlerinin bir araya gelmesi gerektiğini söyledi. Bunun ne kadar mümkün olacağını önümüzdeki günlerde göreceğiz ancak bu çağrının yapılmış olması önemli.
Ö.M.: Nasıl bir gelişme olacağını hep beraber göreceğiz.

B.K.: Evet, şimdi esas meselemize gelelim. Bu programa başlarken komisyonun çalışmalarını yakından takip etmiştik ve aslında beklediğimiz ana gelmiş durumdayız. Dediğimiz gibi, komisyondaki siyasi partiler önerilerini sunmuştu; ortak yazım ve ortak rapor süreci yürütülüyordu. Bu süreç artık tamamlandı ve bugün raporun oylanması bekleniyor. Bununla ilgili çeşitli medya kuruluşlarından arkadaşlarımız, raporun son hâline ulaşıldığına dair haberler geçti. Önce kısaca başlıkları söyleyelim, sonra ayrıntılarına gireriz.
En çok gündeme gelen konulardan biri “umut hakkı” ifadesi. Hatırlayalım; MHP’nin de bu konuda daha önce açıklamaları olmuştu. Raporda “umut hakkı” ifadesi doğrudan yer almıyor ancak dolaylı bir tarif bulunduğu belirtiliyor. Bu arada umut hakkının ne anlama geldiğini kısaca hatırlatalım: Ömür boyu hapis cezasına çarptırılan ve koşullu salıverme imkânından yararlanamayan mahkûmların durumuna ilişkin bir düzenleme. Kamuoyunda daha çok Abdullah Öcalan üzerinden konuşuluyor ama bu durumda olan başka mahkûmlar da var ve aslında onlar için de bir umut kapısı anlamına geliyor ancak basına yansıyan bilgilere göre, raporda umut hakkına doğrudan bir ifade yok, dolaylı şekilde yer alıyor.
Raporda ayrıca kayyum uygulamasına son verilmesi ve yeni bir terör tanımı kapsamında Türk Ceza Kanunu ile Terörle Mücadele Yasası’nda değişiklik önerileri bulunuyor. Bu, özellikle DEM Parti’nin en başından beri altını çizdiği başlıklardan biriydi: Türk Medeni Kanunu'nda değişiklik yapılması ve terör tanımının yeniden ele alınması.
Ayrıca bunların yanında sürece özgü bir yasa çıkarılması önerisi de raporda yer alıyor. Bunlar ana başlıklar.
Numan Kurtulmuş’un başkanlığında 16 Şubat’ta raporu görüşmek üzere bir araya gelindi, görüşmeler tamamlandı ve rapor son hâlini aldı. Yaklaşık 60 sayfalık bir metinden söz ediyoruz ve bunun 37 sayfası esas bölümü oluşturuyor.
Raporda yedi temel başlık bulunuyor: Komisyonun çalışmaları ve hedefleri, Türk-Kürt kardeşliğinin tarihsel kökleri, komisyonda dinlenen kişilerin çalışma alanları, örgütün kendini feshetmesi, sürece ilişkin düzenleme önerileri ve son olarak CHP’nin özellikle vurguladığı demokratikleşme başlığı.
Umut hakkına yeniden dönersek, raporda doğrudan bir ifade yok ancak kulis bilgilerine göre, MHP bunun muğlak kaldığını ve daha açık bir şekilde yer alması gerektiğini dile getirmiş ancak onların istediği biçimde metne girmediği anlaşılıyor.
Ö.Ö.: Dün akşam Fethi Yıldız’dan dikkat çekici bir açıklama geldi. Şimdiye kadar “umut hakkı” kavramını kullanarak değerlendirmeler yapan Yıldız, bu kez farklı bir çerçeve çizdi ve şöyle dedi, “Umut hakkı bağımsız bir hak değildir; şartla salıverilme imkânının başka türlü ifadesidir. Şartla salıverilmeden farklı, ‘umut hakkı’ denen ayrı bir hukuki kurum yoktur. Bizim mevzuatımızda koşullu salıverilme kavramı vardır; umut hakkı nitelemesi kullanılmaz çünkü umut hakkı terör suçluları için uygulanamaz.”
Böylece ilk kez bu kavramdan geri adım atmış oldu ancak bunun yerine şartla salıverilme başlığını gündeme getirmiş de bulundu.
B.K.: Evet, Fethi Yıldız bu şekilde söyledi. Ben bunu Ankara muhabiri Nergis Demirkaya anlatırken dinledim. Kendisi, MHP'nin aslında bu konunun muğlak kaldığını ve en başta raporda net biçimde yer alması gerektiği yönünde bir tutum sergilediğini ifade ediyor. Ama dediğin gibi, Fethi Yıldız da böyle bir açıklama yaptı.
Burada kamuoyunda, özellikle Abdullah Öcalan üzerinden yürüyen tartışmalara dair bir rahatsızlık olduğu görülüyor. CHP de bu rahatsızlığını açık biçimde dile getiriyor. Partilerin ortaklaşa hazırladığı bir rapor olduğu için bu başlığın doğrudan yer alması konusunda uzlaşma sağlanamadığını anlıyoruz ve bu nedenle metinde daha muğlak bir çerçeve oluşmuş görünüyor.
Raporda ayrıca Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına ilişkin öneriler de bulunuyor. Bu bölüm önemli çünkü yalnızca bu süreçle sınırlı değil; hâlihazırda cezaevinde bulunan birçok kişinin durumunu da etkileyebilecek bir çerçeve sunuyor. Elbette uygulamanın nasıl olacağını önümüzdeki dönemde göreceğiz.
Önerilerden biri, infaz mevzuatının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi içtihatları ile taraf olunan uluslararası sözleşmeler bağlamında gözden geçirilmesi ve infaz adaletini esas alan bir temelde yeniden ele alınması. Bu kararların zaman kaybetmeden hayata geçirilmesine dair açık bir çağrı var. Zaten Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarının uygulanması hukuken zorunlu ancak Türkiye’nin, ne yazık ki, kendi Anayasa Mahkemesi kararlarını dahi çoğu zaman hayata geçirmediği bir tablo içinde bu başlık raporda ayrıca vurgulanmış durumda.
Ö.M.: Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin çok net kararları var ve bunlar uygulanmıyor. Oysa derhal hayata geçirilmesi gerekirken, uygulanmamakta direniliyor. Hatta “Bizi bağlamaz” denilerek açıkça karşı çıkıldığı da görülüyor. Bu durum, çok ciddi bir hukuk sorununa işaret ediyor.
Senin de söylediğin gibi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi gibi uluslararası bir mahkemenin bağlayıcı - yüzde yüz bağlayıcı olması gereken - kararlarına uyulmadığı gibi, Anayasa Mahkemesi kararları için de “Bizi bağlamaz” anlayışının öne sürüldüğünü biliyoruz yani ortada çok ciddi bir hukuk problemi var ve bunun nasıl çözüleceği ise şu an belirsiz.
B.K.: Evet, CHP zaten en başından bu yana komisyondaki tutumunu demokratikleşme üzerine kurdu. Bu taleplerin tamamı sonuçta birer öneri niteliğinde yani komisyonda oylanacak ve ardından rapor kamuoyuyla paylaşılacak. Ancak altını çizelim; bu rapor tavsiye niteliğinde. Rapor önemli ama asıl mesele, içindeki önerilerin nasıl hayata geçirileceği.
Raporda, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi içtihatlarına bir an önce uyulması gerektiğine dair açık bir ifade yer alıyor. Demokratikleşme ana başlığı altında, hak ve özgürlüklerin genişletilmesi bölümünde terör tanımı ve kayyum uygulaması öne çıkıyor. Raporda şu yaklaşım yer alıyor; '"Şiddet içermeyen hiçbir fiil terör suçu olarak değerlendirilmemeli; ifade özgürlüğü kapsamında olması gereken eylemler terör suçu sayılmamalı." Ayrıca Türk Ceza Kanunu ile Terörle Mücadele Kanunu’nun ifade özgürlüğünü güçlendirecek şekilde yeniden düzenlenmesi öneriliyor.
Kayyum meselesinde ise belediye başkanının herhangi bir nedenle görevden el çektirilmesi hâlinde yerine yalnızca belediye meclisi tarafından seçim yapılması öneriliyor ancak kayyum uygulamasının bütünüyle kaldırılmasına dair açık ve doğrudan bir ifade bulunmadığı anlaşılıyor.

Raporda sürece özgü bir yasa çıkarılması önerisi de var. Bu kapsamda atılacak adımların hukuki güvence altına alınması ve uygulamada karşılaşılabilecek sorunların önceden öngörülerek düzenlenmesi hedefleniyor. Ayrıca silahların bırakılması süreciyle birlikte ele alınacak müstakil kanunun, sürecin sonuçlarını tümüyle kapsayacak ve demokratik siyaset zeminini güçlendirecek ölçüde kapsayıcı olması tavsiye ediliyor.
Örgüt mensuplarının durumuna gelirsek, baştan itibaren “af algısı” oluşturulmaması gerektiği vurgulanıyor. Raporda, silah bırakan PKK mensuplarının topluma yeniden kazandırılması, suç işlememiş olanların sivil hayata entegrasyonu ve hukuki durumlarının adil ve şeffaf biçimde ele alınması gerektiği ifade edilirken, toplumda cezasızlık ve af algısı oluşmamasına özellikle dikkat çekiliyor.
Yasal düzenlemelere ilişkin bölümde ise şöyle bir ifade yer alıyor: "Kanun, silahı ve şiddeti reddeden bireylerin topluma yeniden kazandırılmasını, silah ve şiddete kalıcı olarak son verilmesini ve meselenin bütünüyle hukuki ve siyasi zeminde ele alınmasını amaçlamalı." Bu düzenlemeler yalnızca silah bırakma sonrasındaki hukuki durumu tespit etmekle sınırlı kalmamalı ve aynı zamanda ilgili kişilerin adil, güvenli ve sağlıklı biçimde toplumla bütünleşmesini hedeflemeli.
Ankara’daki gazetecilerden Nergis Demirkaya’nın İrfan Aktan ile yaptığı söyleşide aktardığı bazı notlar da dikkat çekici. Demirkaya, örgüt liderlerinin bu kapsamın dışında tutulduğunu söylüyor ve ayrıca taslak rapora ilişkin iki önemli noktaya işaret ediyor; birincisi, raporda “Kürtçe” kelimesinin hiç geçmediği. İkincisi ise raporu Türkiye’deki Kürt meselesini bilmeyen birine verirseniz "Neden şimdi bunlar yapılıyor?” sorusu ortaya çıkabilir. Türk-Kürt kardeşliği vurgusu var ama bu noktaya nasıl gelindiği, sürecin tarihsel arka planı ve meselenin bağlamı yeterince anlatılmıyor.
Ö.M.: Bir de şunu ekleyeyim; ana dil olarak Kürtçenin kullanımı konusunda raporda herhangi bir atıf yapılmaması oldukça büyük bir eksiklik değil mi?
B.K.: Evet ama zaten en başından beri, komisyonun kuruluş amacı da bu çerçevede tanımlanmıştı. Komisyonda dinlenen kişiler ana dilde eğitim ya da Kürtçe konusunda elbette değerlendirmeler yaptılar ancak gerek Numan Kurtulmuş, gerekse Fethi Yıldız tarafından “Komisyonun kuruluş amacını saptırmayalım,” şeklinde açıklamalar da yapılmıştı. Bu da, komisyonun esas olarak silahların bırakılması sürecine odaklandığını gösteriyor.
Yaklaşım daha çok güvenlik perspektifinden kurulmuş durumda; her ne kadar rapor yalnızca güvenlik başlıklarıyla sınırlı kalmasa da, “Önce bu yasayı çıkaralım, sonra diğer meselelere bakarız” anlayışının etkili olduğu anlaşılıyor. Bu noktada, Nergis Demirkaya’nın aktardığı da önemli. Demirkaya, en azından gördüğü taslak hâliyle raporda “Kürtçe” kelimesinin bir kez bile geçmediğini söylüyor.

Komisyon çalışmalarına 5 Ağustos 2025’te başlanmıştı. Raporda bugün Meclis’te oylamaya sunulacak öneriler yer alıyor. Yasal düzenlemeler ve bunlara ilişkin başlıklar sıralanmış durumda, sonrasında sürecin nasıl ilerleyeceğini hep birlikte göreceğiz ancak bir kez daha altını çizelim; rapordaki öneriler önemli olmakla birlikte, asıl belirleyici olan bunların nasıl uygulanacağı.
Özellikle Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ve Anayasa Mahkemesi kararlarına uyulması gerektiğine dair vurgu kritik. Eğer bu kararlar gerçekten hayata geçirilecekse, örneğin Osman Kavala ve Selahattin Demirtaş hakkında da gereğinin yapılması gerekiyor. Zaten bunlardan önce yapılan tahliye başvurularının bir kısmına yanıt verildi, bir kısmı ise hâlâ yanıtsız durumda. Dolayısıyla cezaevinde bulunan pek çok kişinin durumunu etkileyecek bir süreçten söz ediyoruz ve bununla ilgili nasıl adımlar atılacağını önümüzdeki dönemde hep beraber göreceğiz.
Ö.M.: Evet, yani 9–10 yıldır cezaevinde tutulan ve lehlerine verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ile Anayasa Mahkemesi kararlarının dahi uygulanmaması gibi, son derece can yakıcı ve insanın içini acıtan bir tabloyla karşı karşıyayız.
B.K.: Evet, Nergis Demirkaya’nın da söylediği gibi, rapordaki “kardeşlik” vurgusu, özellikle Rojava’ta yaşananlar sonrasında daha da tartışmalı bir hâl almış durumda. Baştan beri, Türk-Kürt kardeşliği söylemi yerine meselenin hukuki zeminde ele alınması ve buna daha fazla atıf yapılması gerektiği dile getiriliyordu.
Anlaşıldığı kadarıyla rapor, Kürt meselesinin tarihsel olarak nasıl ortaya çıktığından ziyade, “Türk-Kürt zaten yüzyıllardır kardeştir” yaklaşımıyla başlıyor, Çanakkale Savaşı gibi örneklerle bir giriş yapılıyor ve ardından silahsızlanma sürecine geçiliyor. Bu nedenle, en başından beri daha çok güvenlik perspektifiyle kurulan bir komisyonun sonunda ortaya çıkan bir raporla karşı karşıya kalıyoruz.
Raporda elbette bazı demokratikleşme başlıkları yer alıyor ancak komisyonun kuruluşundan itibaren silahsızlanma odağının belirleyici olduğu da biliniyordu. Bu sürecin yalnızca silahsızlanmayla sınırlı kalmayacağı açık. Bundan sonraki aşamada, demokratikleşmeye ilişkin hangi adımların atılacağı ve Kürt meselesinin ortaya çıkmasına yol açan sorunların nasıl ele alınacağı daha belirleyici olacak.
Bugün rapor son hâline gelecek ve kamuoyuyla paylaşılacak ancak şu ana kadar aktarılan kulis bilgilerine göre, anlatılanlardan çok farklı bir metin beklenmiyor. Yine kulislere yansıyanlara göre, raporun büyük ölçüde AKP'nin baştan beri savunduğu çerçeveye yakın hazırlandığı ifade ediliyor. Dolayısıyla AKP’nin önerilerinden çok uzak bir metinle karşılaşmayacağımız anlaşılıyor.
Ö.M.: Meclis’e getirilmesi bugün dedin değil mi?
B.K.: Evet, rapor bugün komisyonda oylanacak ve ardından kamuoyuyla paylaşılacak. Taslak rapordan ana başlıkları aktarmış olduk. Çok majör bir değişiklik olmazsa — ki şu an öyle görünüyor — siyasi partilerin üzerinde uzlaştığı metnin, az önce ayrıntılarıyla anlattığım çerçevede şekillenmesi bekleniyor.
Ö.M.: O zaman Meclis’teki oylamada ne sonuç bekliyoruz?
B.K.: Kulisten gelen bilgilere göre, bu konuda bir sıkıntı beklenmiyor. Taslak raporun bugün yani Çarşamba günü yapılacak komisyon toplantısında oylanması ve önerilerin komisyonda kabul edilmesi öngörülüyor. Raporda yasal düzenlemelere ilişkin öneriler yer alıyor ve sonrasında Meclis’in nasıl bir yol izleyeceği, hangi yasa tekliflerinin hazırlanacağı ve kabul edilmesi hâlinde uygulamaya nasıl geçileceği ayrı başlıklar olacak.
Tekrar altını çizelim: Komisyonun bugün oylayacağı metin bir rapor ve içindekiler öneri niteliğinde; sürece dair tavsiyeler sunuluyor. Bundan sonraki aşamada yasal düzenlemelerin içeriği gündeme gelecek. Bu süreçte yeni tartışmalar ve itirazlar da olabilir, bunlar da sonraki adımların konusu.
Ö.M.: Evet, bir arkadaşımız da hatırlatıyor; 21 Şubat Dünya Anadili Günü. Dolayısıyla sürecin o tarihe denk getirilmesi yönünde bir takvim söz konusu olabilir.
B.K.: Evet ama ana dille ilgili nasıl adımlar atılacağı meselesine gelinmesine şu an için hâlâ epey yol var gibi görünüyor. Şu aşamada odak, silahların bırakılması sürecinde. Zaten Abdullah Öcalan’ın da ifade ettiği gibi, siyaset biliminde kullanılan tanımla, şu anda sürecin daha çok “negatif barış” tarafındayız.
Ö.Ö.: DEM Parti zaten süreç başladığında “Önce barış, sonra çözüm süreci” diyordu. Şu anda da daha çok barış aşamasında olunduğu ifade ediliyor.
B.K.: Evet.
Ö.M.: 21 Şubat’ı biraz daha bekleyeceğiz gibi görünüyor. Bu sene yetişmeyecek galiba.
B.K.: Bakalım, göreceğiz.
Ö.Ö.: Peki.
Ö.M.: Peki, çok teşekkür ederiz Burcu.
B.K.: Ben teşekkür ederim.
Ö.Ö.: Görüşmek üzere.
Ö.M.: Görüşmek üzere.
B.K.: İyi yayınlar, görüşürüz.


