Fiba Yenilenebilir Enerji'nin sunduğu Açık Yeşil'de, Murat Kurum’un COP31 Başkanı olarak yayımladığı ilk mektupta öne çıkan “uygulama ve eylem odaklı” yaklaşım çerçevesinde, Kasım ayında Antalya’da gerçekleşecek COP31’e doğru ilerlerken, ay sonunda Santa Marta’da düzenlenecek fosil yakıtlardan çıkış zirvesiyle birlikte sürecin son gelişmelerini ele alıyoruz.
Ü. Ş: Apaçık Radyo'da Açık Yeşil başlıyor. Ben Ümit Şahin.
Ö. M: Ben de Ömer Madra.
Ü. Ş: Ve destekçilerimiz Raindrop, Altınordu ve Kozmo Madra'ya teşekkür ediyoruz programa başlarken.
Biz de şimdi bir haftalık destek arasından sonra geri dönelim ve COP 31 hazırlıklarıyla ilgili biraz başlayalım bu hafta konuşmaya. Çünkü dün COP 31 Başkanı ve Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum ilk mektubunu açıkladı. Şimdi bu mektup meselesi nedir? Biraz onu söyleyelim. Bu mektup, COP başkanlarının dünya kamuoyuna açık mektup yazması adeti yeni bir adet aslında. Yani galiba 3-4 senedir, Glasgow'da falan da vardı 2021'de ama daha eski değil yani bildiğim, hatırladığım kadarıyla. Ondan önce arada belki oluyordur ama böyle düzenli olarak mektup yazma adeti biraz son birkaç yılın adeti. Özellikle de geçen sene Brezilya'daki, Belém'deki COP'ta COP 30 Başkanı böyle bir yığın, belki 10 tane mektup yazmıştı COP'tan önce.
Şimdi bu adet oturmuş görünüyor ve bu seneki ilk mektubunu da Türkiye COP Başkanı Murat Kurum 13 Nisan itibarıyla iki gün önce yayınladı. Şimdi biraz o mektuptan bahsederek hani son durumun ne olduğunu konuşmuş olalım. Yeni öğrendiğimiz bir iki şey de var burada. Gerçi çoğunlukla bildiğimiz konular; daha önceki Bakanın konuşmalarından biliyorduk buradaki verilen bilgilerin çoğunu ama bir iki tane yeni nokta var. Onları da söyleyebiliriz. Örneğin en yeni noktayla başlayayım, en azından ben yeni öğrendim. Liderler Zirvesi, COP'un Liderler Zirvesi'nin 11-12 Kasım'da Antalya'da düzenleneceğini söylüyor mektupta. Şimdi bu aslında biraz sürpriz bir bilgi. Neden? Çünkü COP 9 Kasım'da başlıyor biliyorsunuz. 9 ile 20 Kasım arasında bütün COP'lar gibi, aşağı yukarı bütün COP'lar gibi pazartesi günü başlıyor ve bir sonraki cuma günü bitiyor. Yani 9 Kasım Pazartesi'den 20 Kasım Cuma'ya kadar süren 12 günlük bir COP süreci olacak. Genelde uzatılıyor ama planlanan hep böyle; pazartesi başlayıp bir sonraki cuma biter. Liderler Zirvesi kısmı ise genellikle önceleri, eskiden sonda oluyordu. Örneğin Ömer abi hatırlarsın, Kopenhag'da falan özellikle son günlerde Obama falan gelmişti, Çin lideri gelmişti. Hatta o başarısızlığın faturası onlara yazıldı. Ondan sonra zaman içerisinde ilk günlere aldılar, açılıştaki ilk iki gün olmaya başladı. Mesela Bakü'de öyle olmuştu, Dubai'de öyle olmuştu diye hatırlıyorum. Geçen sene ilk defa COP'un dışına çıkardılar; COP'un önceki haftasına aldılar Belém'de. COP başlamadan önce Liderler Zirvesi oldu bitti, hiçbirimiz onu görmedik. Ama benim hatırladığım ilk defa COP'un ortasında yapılıyor olacak bu sene, öyle olacak gibi görünüyor. Çünkü 11-12 Kasım, yani COP pazartesi günü başlıyor 9'unda. 9'unda açılış olacaktır, çeşitli organların açılış şeyleri, SB denilen yan organlar vs. onların açılışları devam eder, gündem belli olur. Ve 11'inde çarşamba günü ve 12'sinde Liderler Zirvesi. Şimdi bu biraz alışılmadık çünkü müzakerelerin en hızlı gitmesi gereken günlerde Liderler Zirvesi'yle aslında bir ara verilmiş olacak gibi COP'a. Çünkü liderler geldiği zaman -ki kaç lider gelecek bilmiyorum, herhalde epey kalabalık olur- bir kere güvenlik önlemleri de çok artar. Şehirdeki ve COP alanındaki pek çok yere giriş olmaz.
COP'taki mesela Büyük Plenary Salonları denilen Büyük Genel Kurul Salonlarının olduğu bölümlere giriş olmaz, sadece delegeler ve gazeteciler dışında. Böyle ilginç, aşırı güvenlik önlemi olan bir dönemi tam COP'un ortasına almış durumdalar. Bu ilginç bir lojistik sorun da yaratacaktır. Ne olacak göreceiz. Bu bir yeni bilgi, onu söylemiş olayım. Onun dışında mektupta neler var? Daha önceden de duyduğumuz Avustralya ile ortak çalışma meselesi var. Ama ilk defa resmi olarak müzakereler başkanı olarak, yani President of Negotiations adıyla COP 31'e Avustralya'nın İklim Değişikliği ve Enerji Bakanı Chris Bowen'ın atandığı burada resmi olarak duyuruluyor. Orada da bir enteresanlık olabilir her an çünkü bazı Avustralya politikasını takip edenlerden öğrendiğimiz kadarıyla Chris Bowen'ın koltuğu da çok sağlam değilmiş. Eğer İklim Değişikliği Bakanlığından alınırsa ne olur bu süreç içinde, onu bilmiyoruz tabii.
Ö. M: Bu süreç içinde nasıl etkili olur bilinmiyor tabii.
Ü. Ş: Yani bakanlıktan alınırsa buradaki pozisyonu da gider tabii, o zaman yeni birisi olacak. Orada ilginç, bekliyoruz ne olacağını. Onun dışında diğer bazı isimler var. İlk kez burada duyduğumuz bir isim var; biliyorsunuz Türkiye High Level Champion yani yüksek düzeyli şampiyon olarak iklim değişikliği genel anlamda Sıfır Atık Vakfı Başkanı Samet Ağarbaş'ı önceden görevlendirmişti zaten, onu biliyorduk. Şimdi bir de gençlik iklim şampiyonu vardır. Bu gençlik iklim şampiyonu anlaşmaya göre Avustralya tarafından önerilip Türkiye tarafından atanacaktı. Bu kişi Sally Higgins olmuş; Avustralyalı, genç, tarım ve iklim sistemleri üzerine çalışan bir isim. Ama Climate Home News'da bu haber şöyle verildi: "Türkiye, Avustralyalı bir sığır çiftçisini gençlik şampiyonu atadı." Yani anladığım kadarıyla hayvancılıkla uğraşan bir kadın; bununla ilgili sürdürülebilir hayvancılıkla uğraşan bir kişi atanmış oluyor. Ömer abi, bir vegan olarak bu konudaki görüşünü merak ettim.
Ö. M: Cowgirl diyelim, cowboy yerine.
Ü. Ş: Yani "cattle farmer" demiş. Bilmiyorum ben, tanımıyorum. İlk defa görüyorum ismini.
Ö. M: Cattle ama büyükbaş hayvanları da içerir büyük ihtimalle.
Ü. Ş: Büyükbaş hayvanları. Tabii tabii, sığır çiftçisi.
Ö. M: Yani cowboy'ların yerini cowgirl'ler alıyor artık.
Ü. Ş: Yani bilmiyorum ama Avustralya'nın -tabii bu Türkiye'ye atamıyor, Türkiye atıyor kâğıt üstünde ama aslında Avustralya'nın önerisi bu- böyle bir gündem önceliği var demek ki. Bu da enteresan, zaman içerisinde öğreniriz.
Ö. M: Evet, beslenme biçimiyle yani yalnız bir veganlık meselesi değil, hayvancılık sektörünün öncelikle küresel iklim değişimi açısından en büyük zarar veren sektörlerden biri olduğu konusunda çok sayıda etraflı araştırma da yayınlandığı için bunun bir çelişkiyi barındırdığını şimdiden söylemek lazım.
Ü. Ş: Evet anlaşılan Avustralya böyle düşünmüyor ama bu epey tartışma yaratır gerçekten durum buysa. Ben Sally Higgins'in sadece LinkedIn hesabını bulabildim, onun dışında hakkında fazla bir şey bulamadım. O yüzden daha sonra daha fazla bilgi edinince ne gibi öncelikler olacak, gündemi ne olacak bunun üzerine yine konuşuruz.
Ö. M: Onun dışında, inşallah bir muzipliği yoktur.
Ü. Ş: Bilemeyeceğim. Yeni Zelanda olsaydı koyun şeyi olurdu, küçükbaşı olurdu.
Ö. M: Ama Avustralya'da ciddi bir madenciliğin dışında altın değerinde şeyler de var.
Ü. Ş: Bir de kanguru çiftlikleri var Avustralya'da. Gerçekten, onun hayvancılığı da yapılıyor.
Ö. M: Neyse bilemeyeceğim.
Ü. Ş: Diğer isimler bildiğimiz isimler ama açıklanmış oldu uluslararası alanda. Bakan Yardımcısı Fatma Varank COP 31 CEO'su olarak açıklandı. Olmayacaktı diye duymuştuk ama genel olarak COP 31'in stratejik çerçevesinden, süreçten, eylem gündeminden, uluslararası müzakere hazırlıklarından ve kurumlar arası koordinasyondan sorumlu CEO olarak Fatma Varank atanmış oldu. Diğer iki Bakan Yardımcısı da daha lojistik meselelerden, inşaat, altyapı, mekan yönetimi gibi konulardan sorumlu isimler olarak atanmış. İklim Değişikliği Başkanı Halil Hasar İklim Diplomasisi Başsorumlusu, Mehmet Ali Kahraman da COP 31 Ofis Direktörü olarak atanmış. Onun dışında da işte Türkiye'nin özellikle "action agenda" denen eylem gündemindeki 9 önceliği sayılıyor. Yine birinci sırada sıfır atık ve döngüsel ekonomi var. Daha sonra temiz enerjiye geçişin hızlandırılması, yeşil sanayileşme, okyanuslar, gıda güvenliği, iklim ve dirençli kentler, finansman ve kurumsal mekanizmalar, gençlerin aktif katılımı ve sektörler arası eylem gibi 9 başlık sayılmış durumda. Böylece ilk mektup açıklanmış oldu. Şimdi tam da bununla aşağı yukarı aynı zamanlı olarak bir haberden bahsedeceğim. Bunu tabii Açık Radyo'da ilk defa konuşmuyoruz çünkü çok yeni de değil, son 15 günün haberi. Bu konunun bu konuştuğumuz COP 31 hazırlıklarıyla bir ilişkisi olup olmadığını ben bilmiyorum ya da bu daha doğrusu COP 31 gündemiyle bir ilişkisi var mı yok mu? Ömer abi onu sana soracağım. 31 Mart günü Akbelen Ormanı çevresindeki 6 mahallede 679 parsellik tarım arazisinin acele kamulaştırılmasına karşı açılan davada bilirkişi incelemesi yapılıyor ve habersiz yapılıyor. Yani parsel sahiplerinin haberi yok bu bilirkişi incelemesinden. Buraları kamulaştırmak için aslında bir tür başlıyor gibiler. 96 yurttaş da bunu yargıya taşımışlar. Ona karşı bilirkişi heyeti habersiz olarak incelemeye geliyor. Bunun üzerine köylüler adına İkizköy Mahalle Muhtarı Necla Işık bir yürütmeyi durdurma kararı olduğunu söyleyerek "Anayasa Mahkemesi'ne açtığımız iptal davaları için durdurma talep ettik. Bu topraklardan vazgeçmek istemiyoruz ve bizi sürgün edemezsiniz" diye konuşuyor. Orada bir protesto oluyor ve o protesto sırasında Muhtar Necla Işık'ın da kızı olan aktivist Esra Işık gözaltına alınıyor aynı gün ve tutuklanıyor. Galiba 31 Mart ya da 1 Nisan'da tutuklanıyor Esra Işık.
Ö. M: 1 Nisan şakası olması daha muhtemel.
Ü. Ş: 2 Nisan'da evet. 23.50'de yaptığı açıklamada "gözaltına alınıyorum" diyor 31 Mart'ta. Ertesi gün de galiba tutuklanıyor. Ve ardından -şimdi ben bu haberlere İklim Haber'den böyle kronolojik olarak bakıyorum- mesela yaptığı açıklamada Esra Işık, "Ben toprağımı savundum, ben onurumuzu savundum. Zehra ninemizin, Hatice teyzemizin ve nicelerinin yolundan yürüyorum" diyor. Bu arada Esra Işık'ı da dinleyicilerimiz aslında o meşhur fotoğraftan hatırlarlar.
Ö. M: Yani zeytine sarılan değil mi?
Ü. Ş: Evet, evet. Zehra anne ile birlikte zeytin ağacına sarıldıkları 2 ya da 3 sene önceki bir protesto sırasında çekilen fotoğraftan hatırlayacaklar. O fotoğraftan hepimizin çok iyi tanıdığı bir aktivist tutuklanmış oluyor ve aynı gün evinde kamulaştırma için keşif yapılıyor.
Ö. M: Ve haber verilmeden; çok önemli bir şey. Kendi evine kamulaştırma ile ilgili, yani ne ile ilgili olduğu bile anlaşılamadan ama haber verilmeden evin baskına uğradığı...
Ü. Ş: Evet, yani sonuç olarak işte aradan 15 gün geçti, tutukluluğa itiraz yapıldı, kabul edilmedi ve Esra Işık tutuklu. Yani bir köylü, Akbelen köylüsü, İkizköylü bir kadın. Şimdi bu konunun COP 31 ile bir ilgisi var mı?
Ö. M: Ne münasebet? Bu bambaşka bir konu.
Ü. Ş: Yani bu soruyu gerçekten şu anlamda soruyorum. Daha dün bir arkadaşımla konuşuyorduk. Ben gayet ciddi ve samimi bir şekilde şöyle düşündüm: Bir kömür madeninin genişletilmesine karşı yerelde kendi zeytinliklerinin, tarlalarının kamulaştırılmasına karşı çıkan insanlar -ki ekoloji mücadelesi veriyorlar- tam COP'a altı ay kala ve Türkiye kömürden çıkış gündeminin en önemli konu başlıklarından biri olduğu bir uluslararası iklim zirvesinin ev sahibiyken bir çevreci kadın tutuklanıyor. Ben bunu anlayamadığımı, aradaki bağlantının nasıl kurulduğunu merak ettiğimi söyledim ve arkadaşım dedi ki; "Ben arada bir bağlantı kurduklarını hiç sanmıyorum." O yüzden Ömer abi sana sormaya karar verdim. Gerçekten arada bir bağlantı kurmamış olabilirler mi? Burada bir asayiş meselesi söz konusu; güvenlik güçlerine direnme suçundan, bilirkişi görevini yapmasın diye direnme suçu gibi bir suçtan tutuklanıyor. Bu gerçekten COP Başkanlığı mektup yazarken dünya kamuoyuna nasıl açıklanır? Ben mesela kaygılandım COP Başkanlığı adına.
Ö. M: Evet, yani çok haklısın da COP 31'de elbette Akbelen dayanışma çağrıları da ve Akbelen'in mücadelesi de gelecek. Yani "Akbelen yuvamız, vermeyeceğiz" diye ve "dayanışmayla kazanacağız" diye çağrılar var. Hatta bunu da hemen ilave edeyim: 19 Nisan Pazar günü İkizköy'de, Akbelen'de, 19 Nisan Pazar günü oluyor.
Ü. Ş: Bu arada bu kamulaştırma kararının Türkiye'nin COP 31 adaylığı açıklandıktan sonra verildiğini de hatırlatalım. Türkiye COP 31 başkanı oldu, ondan sonra bu kamulaştırma kararı verildi. Yani bu iki gündem arasında bir ilişki kurulmamış olması bana akıl almaz geliyor açıkçası. Çünkü bundan daha alakalı bir şey olamaz. COP 31 gündemiyle ve Türkiye'nin iddialarıyla... Türkiye çünkü çok güçlü bir COP 31 düzenlemeyi, buradan çok olumlu sonuçlar çıkarmayı hedefliyor. Mesela Murat Kurum yaptığı açıklamalarda Türkiye'nin iklim diplomasisinin lideri olduğunu, oyun kurucu olduklarını söylüyor falan. Bütün bu açıklamaların yapıldığı bir anda kömür madeninin genişletilmesine karşı çıktı diye bir insanın tutuklanması bana çelişkili geliyordu. Ben mi alakasız bağlantılar kuruyorum acaba diye kendime sormaya başladım.
Ö. M: Bu konuda yalnız değilsin ama şöyle bir şey, ben buna birazcık daha ek bilgi vereyim. Dayanışma çağrısı 19 Nisan Pazar günü saat 13.00'te İkizköy Akbelen'de olacak. "Akbelen yuvamız vermeyeceğiz" diyor, "dayanışmayla kazanacağız." Akbelen için, köylerimiz için, yurdumuz için, Esra'mız için, adalet diyen tüm yurttaşlara çağrımızdır. 19 Nisan Pazar günü saat 13.00'te herkesi Akbelen'e mücadelemizi ve dayanışmamızı büyütmeye çağırıyoruz. Lütfen tüm dostlarımız bu tarihi not alsın. Tüm Türkiye'den dayanışmaya bekliyoruz diye; "Esra Işık serbest bırakılsın. Acele kamulaştırma iptal edilsin." Twitter'dan, Instagram'dan, Facebook'tan gönderilmiş mesajlar var. Necla Işık'ın da yıllardan beri verdiği mücadelede, "Benim kızım toprağını savundu, sadece yurdunu savundu. Buradaki köylülerimizin hakkını savundu. Kimsenin cesaret edip de söyleyemediğini haykırdı. Limak ve İçtaş'a sana verecek yurdumuz yok, sana verecek toprağımızda zeytinimiz yok. Orada saydığın 3-5 ağaca biz ömrümüzü verdik" ifadesini kullanıyor İkizköylüler.
Ü. Ş: Bu arada yine iki konu arasında bir bağlantı var mı yok mu diye araştırırken şöyle bir habere denk geldim. Yeni Şafak gazetesinde dün yayınlanan bir haber var; Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Alparslan Bayraktar'ın yeni bir açıklaması. Çok önemli bir açıklama bence. Haber başlığı "Enerji planını güncelliyoruz". Diyor ki Alparslan Bayraktar; 2026'da açıklanacak yeni enerji planının odağında elektrifikasyonun yer alacağına dikkat çekerek enerji maliyetlerini düşürmeyi ve dışa bağımlılığı azaltmayı hedeflediklerini vurguladı ve şunu ekledi: "Yeni yol haritasını bu yıl kamuoyuna açıklayacağız. Teknolojik gelişmeler ve küresel koşullar çerçevesinde planı revize ettik." Yenilenebilir enerji hedefinin de güncelleneceğini söylüyor. Bunu daha önce de duymuştuk. Türkiye biliyorsunuz 2035'te yeni bir enerji kurulu gücünü yani güneş ve rüzgâr kurulu gücünü 120 gigavata çıkarmayı hedefliyordu. Yaklaşık 4 katına çıkarmayı ki çok yüksek bir hedefti bu. Şimdi bu 120 gigavatlık hedefi artırmayı hedefleyecek Türkiye. Buradan onu anlıyoruz. Yeni bir enerji hedefini güncellemeyi hedefliyor ve "Türkiye'yi elektriklendireceğiz" diyor. Bu da son derece önemli çünkü elektrifikasyon bu sene COP 31'in önemli gündem maddelerinden bir tanesi olacak. Hatta şöyle bir öneri var: Dünyada şu anda yüzde yirmiler civarında olan nihai enerji tüketiminde elektriğin payının 2035'te yüzde 35'e çıkartılması. 35'e 35 gibi bir hedefi şu anda öneriyor bazı ülkeler ve sivil toplum örgütleri. Bunu da destekleyeceği anlaşılıyor Türkiye'nin. Yani Türkiye elektrifikasyonu desteklerken, yenilenebilir enerji hedefini artırırken tabii ki kömürden çıkacak yani. Tabii ki kömürden vazgeçmesi gerekiyor, kömür madenlerini kapatması gerekiyor. Akbelen'de olduğu gibi ormanları kesip yerine devasa çukurlardan kömür çıkartmaktan artık vazgeçeceği anlaşılıyor. Ama bunu diyor diye bir aktivist tutuklanıyor ve bunlar birbiriyle çelişmiyor düşünülüyor.
Ö. M: Medyanın da burada çok önemli bir rolü var tabii. Her zaman söylemeye çalışıyorum; bunun üzerinde durmuyor çok az medya organı. Yeni Şafak falan da bunlara hiç değinmiyor zaten.
Ü. Ş: Bu bağlantıyı kuramıyor olmaları bana gerçekten şaşırtıcı gelmeye devam ediyor. Açıkçası bu soruyu sormaya devam etmemiz gerekiyor diye düşünüyorum.
Ö. M: Bir de şey vardı mesela, sıfır atık dedin ya; ülkesi oluyor hatta bakanlık kuruluyor, başkanlık kuruluyor COP 31'de ama sık sık tekrarladığım bir şey var, önemli bir yazarın kaleme aldığı, Alexander Clapp'in "Waste Wars" (Atık Savaşları) kitabı. Atıklar konusunda devasa bir kitap yazdı ve şunu da söylüyordu Alexander Clapp: "Çin dünyanın bütün çöplüğünü toplama işleminden vazgeçince Türkiye Avrupa'nın en büyük atık merkezi haline geldi." Yani Avrupa'nın "recycling" dedikleri geri dönüşüm sağlayan şeyi ama burada problem şu ki plastiklerin çoğu dönüştürülemiyor ve arada muazzam atık yığınları oluyor. Yani Türkiye sıfır atık ülkesi olacağını söyledi, Avrupa'nın atıkları içinde bir numaralı atık alanı haline geldi diyor bu kitapta. Şimdi bunu COP 31'de nasıl adlandıracaklar bilmiyorum.
Ü. Ş: Ben burada Türkiye'nin önünde ciddi bir fırsat olduğunu düşünüyorum. Türkiye sıfır atık konusunu eylem gündeminin birinci başlığı haline getirdi. Bence bunu bir fırsat olarak kullanıp atık ithalatını tamamen yasaklaması gerekir. Biliyorsunuz her ev sahibi ülke kendi kararlılığının ve iyi niyetinin bir göstergesi olarak iç politikasında da çeşitli atılımlar yapar. Türkiye'nin bu COP sürecinde yapabileceği iki büyük atılım var. Bir tanesi artık nihayet kömürden çıkış hedefini Kasım'dan önce açıklamak; ikincisi de plastik atık başta olmak üzere atık ithalatını yasaklamak. Ki bu daha önce bir kez yapıldı biliyorsunuz, sonra geri aldılar. Bunu yapmak için Türkiye'nin önünde büyük bir tarihi fırsat var. Umarım bu fırsat kullanılır diyerek de isterseniz bitirelim.
Ö. M: Bir tek şey daha söylemek istiyorum, bugüne gelen bir haber de Açık Gazete'de. Meteoroloji uzmanı Prof. Dr. Orhan Şen Türkiye'yi bekleyen kuraklık ve kavurucu sıcaklara karşı kritik uyarılarda bulundu. Yağışlı günler geride kalacak ve yaz aylarında yağışların normallerin altında seyredeceğini belirtiyor Şen. Ve sonbahar ve kış aylarında ise süper El Niño etkisinin beklendiğini açıklamış. Bu da son derece tehlikeli bir şey. Ayrıca İstanbul ve İzmir'deki yüksek baraj doluluk oranlarının da katiyen rehavete yol açmaması gerektiğini vurgulamış.
Ü. Ş: El Niño'nun asıl etkisi seneye görünecek aslında; 2027 büyük rekor kıracak. Tabii bunu da artık göreceğiz, takip edeceğiz. O zaman bitirelim Açık Yeşil'i bu haftalık. Gelecek hafta görüşmek üzere.
Ö. M: Hoşça kalın.


