İklim adaleti
Maorilerin dilindeki kaitiakitanga kavramı, doğayı koruma ve gelecek nesillere karşı sorumluluğumuzu hatırlatıyor. Peki, iklim krizinin sorumluluğunu kim taşıyor, bedelini kim ödüyor?
Yeni Zelanda'nın kadim yerli halkı Maorilerin diline ait "kaitiakitanga" kelimesi, 75'ten fazla dilden 223 kelimenin değerlendirildiği uluslararası dev bir ankette dünyanın en güzel kelimesi seçildi.
Kaitiakitanga. Bu ne demek? Doğayı, toprağı, suyu ve çevreyi koruma sorumluluğunu ifade ediyor. Gelecek nesillere, çocuklara, onların çocuklarına torunlara ve onların çocuklarına duyulan derin sorumluluğu ifade eden bir kavram.
Boşuna değil, Birleşmiş Milletler’in (BM), yerli halkları, dünyanın biyolojik çeşitliliğinin ve doğanın en etkin koruyucuları olarak tanımlaması. Boşuna değil bu.
Amazonlarda, arktik bölgede, okyanus adalarında ve bulundukları her yerde ekolojiyle uyumlu yaşam biçimlerini sürdürebilmek için yaşadıkları alanları fosil yakıt şirketlerine ve çetelere karşı savunuyorlar. Her yerde savunuyorlar.
Ancak iklim değişikliği kaynaklı orman yangınları, kuraklık, buzulların erimesi ve elbette ekonomik gerekçelerle yerli topluluklara yönelik ekstraktivizm yani hafriyatçılık tehdidi yerli halkları kendilerinin sebebi olmadıkları süreçlerin birincil mağduru yapıyor. Birinci derecede mağdur onlar.
Fosil yakıt çıkarma projelerine, petrol boru hatlarına, ormansızlaşmaya karşı hayatları pahasına mücadele ediyor onlar. İşte iklim adaleti tam da bu noktada ortaya çıkıyor.
İklim değişikliğine neden olan salımların, emisyonların büyük çoğunluğu tarihsel olarak zengin kuzey ülkeleri tarafından, eski kolonyalist ülkeler tarafından gerçekleştirilirken, krizin faturasını en ağır şekilde ödeyen kimler? Genellikle yoksul ülkeler tabii, büyük çoğunluğu.
Tabi son 10 yılda zengin ülkelerde de yıkıcı felaketlere, sellere, kuraklığa ve aşırı sıcak dalgalarına şahit oluyoruz. Bu felaketlerde de en önde gelenler kimler? Gene yerel halklar, yoksullar, işçiler ve yaşlılar oluyor.
Oxfam’a göre dünyanın en zengin %1'lik kesimi, en yoksul %50'lik kesiminin toplamından iki kat daha fazla karbon emisyonuna, salımına neden oluyor.
Dünyanın en zengin %1'i, kendilerine düşen 1 yıllık adil karbon limitini yılın ilk 10 gününde tüketip bitiriyor. 10 günde yıllık limiti tüketiyorlar.
Öte yandan ise dünya genelinde yüz milyonlarca insan gıda yetersizliği yaşıyor, barınamıyor ve ısınamıyor veya serinleyemiyor.
İklim değişikliği kaynaklı felaketlerin birincil mağduru kim? Yine bu kesimler. Bu nedenle iklim adaleti, krizin sorumlularının daha fazla pay ödemesini, krizi mağdurlarına ise daha fazla destek olunması anlamına geliyor. Yoksul ülkelerin, felaket bölgelerinde yaşayan halkların, savunmasız durumda kalan kadın, çocuk, yaşlıların ve geçim kaynaklarını kaybeden işçi ve köylülerin göz ardı edilmediği bir adalet arayışının ürünü iklim adaleti. Hayli gecikmiş bir adaletin peşinden koşuyoruz.
Benzer İçerikler
"Gezegenimiz bizden umutsuzluk değil, eylem bekliyor"
Atlas Sarrafoğlu
İklim Krizi Bir Adalet Sorunudur
"Ağaç dikerek net emisyon azaltmak sürdürülebilir değil"
Atlas Sarrafoğlu
Apaçık Radyo’dan gündeme dair okuma önerileri - 163
Apaçık Radyo