Yiyecek stoklayın ve ellerinizi yıkayın: Çevresel bir felakete hazırlanmanın yolu gerçekten bu mu?
Birleşik Krallık devleti, bizi krize her geçen gün daha da yaklaştıran politikalara yeşil ışık yakarken kendi sorumluluklarını vatandaşların omuzlarına yüklüyor.
Ulusal Sağlık Sistemi’ni (NHS) düzeltmeye ne dersiniz? Hazır eliniz değmişken bahçenize bir füzesavar savunma sistemi de kurabilir misiniz? Sonra bankaları denetleyin, eskimiş su şebekesini yenileyin, süper zenginlerden vergi alın ve elde ettiğiniz gelirle okullarımızı yeniden inşa edin. E hadi ama millet, ne bekliyorsunuz?
Abartıyorum ama hükümetin Prepare (Hazırlık) kampanyasında benimsediği yaklaşım bundan pek de farklı değil. Bireylerin tek başlarına üstesinden gelemeyeceği, hayati önem taşıyan sorumluluklar vatandaşların omuzlarına yüklenirken iktidardakiler üzerlerine düşeni yapmıyor. Bunun sonucunda ülkemizin krizlere karşı dayanıklılığı, ikinci dünya savaşından bu yana hiç olmadığı kadar düşük bir seviyeye gerilemiş olabilir. Geçen hafta İşçi Partisi konferansında Andy Burnham, “insanların, ülkelerinin yeniden arkalarında durduğunu hissettiği bir Britanya” vaat etti. Bu vaadini yerine getirmek istiyorsa neredeyse her şeyi değiştirmek zorunda kalacak.
Acil durumlara hazırlıklı olmayı teşvik etmek amacıyla başlatılan bir hükümet kampanyası olan Prepare’in sunduğu tavsiyeler mantıksız değil. Ancak devletin ortada olmadığı ya da bize karşı işlediği durumlarda, hanelerin ve toplulukların bu boşluğu doldurması mümkün değil. Örneğin kampanya bize, kuraklık dönemlerinde dişlerimizi fırçalarken musluğu kapatarak ya da küvette banyo yapmak yerine duş alarak su tasarrufu yapmamızı öğütlüyor. Elbette. Her vatandaş üzerine düşeni yapmalı. Ancak hükümet, aynı zamanda veri merkezlerini, planlama süreçlerindeki engeller aşılarak inşasına onay verilebilecek “ulusal öneme sahip altyapı projeleri” ilan etti. Üstelik ortada hayret verici iki gerçek var. Birincisi, çevresel sorumluluk konusunda sözde örnek teşkil eden su şirketlerini temsil eden Water UK bile, yeni veri merkezlerinin ihtiyaçlarını karşılayacak kadar su bulunmadığını açıkladı. İkincisi ise bilgi edinme hakkı kapsamında verilen bir yanıttan anlaşıldığı üzere, hükümetin bu veri merkezlerinin ne amaçla kullanıldığına dair hiçbir fikrinin olmaması. Siz musluklarınızı kapatıp su tasarrufu yaparken, o su ünlülerin yapay zekâyla sahte çıplak görüntülerini üretmek için kullanılıyor olabilir.
Kuraklıktan söz açılmışken, hükümetin Ulusal Risk Kaydı’ndaki değerlendirmeler gerçeklerle ciddi biçimde çelişiyor gibi görünüyor. Rapora göre, önümüzdeki beş yıl içinde orta düzeyde etkili bir kuraklık yaşanma olasılığı yalnızca yüzde 0,2 ile yüzde 1 arasında. Ne?? Aynı rapor, “önemli” etkilere yol açacak, yani 200 ila 1.000 kişinin ölümüne neden olacak sıcak hava dalgalarının önümüzdeki beş yıl içinde görülme olasılığını da yalnızca yüzde 1 ile yüzde 5 arasında hesaplıyor. Oysa hükümetin kendi tahminlerine göre, bu yıl mayıs ve haziran aylarında İngiltere’de yaşanan sıcak havalarla bağlantılı 2.877 ek ölüm meydana geldi. 2022’deki sıcak hava dalgasında da benzer sayıda insan hayatını kaybetmişti.
Ama boş verin: Prepare kampanyası, “aşırı ısınma ihtimali daha yüksek bir evde yaşıyorsanız … ne tür yardım ve destek sağlayabileceklerini öğrenmek için belediyenizle, kiralama şirketinizle veya Citizens Advice adlı vatandaş danışma kuruluşuyla iletişime geçin” tavsiyesinde bulunuyor. Kolay gelsin! Bu arada, yeni konutlara yönelik “Geleceğin Konutları Standardı”nın (Future Homes Standard) nihayet Mart 2028’de yürürlüğe girmesi bekleniyor. Ancak inşaat sektörünün lobi faaliyetleri nedeniyle, bazı sektör uzmanlarına göre, bu standart bile karşı karşıya olduğumuz iklim krizinin yarattığı zorluklara uygun konutların inşa edilmesini sağlayamayacak. Üstelik aynı şirket baskısı yüzünden yerel yönetimlerin daha yüksek standartlar talep etmesinin de önü kesildi.
Prepare kampanyası, sellerden korunmak için “temel ihtiyaç malzemelerinden oluşan bir acil durum çantasını önceden hazırlamamızı”, “değerli eşyalarımızı üst katlara taşımamızı” ve “selin yol açabileceği hasarı azaltmak için evlerimizde gerekli değişiklikleri yapmamızı” öğütlüyor. Oysa sigorta şirketi Aviva’nın verilerine göre, yeni konutların dokuzda biri sel riski taşıyan bölgelerde inşa ediliyor. Üstelik Yüksek Mahkeme’nin yakın zamanda verdiği bir karar, yasaların yerel yönetimlerin, hayati önem taşıyan bir güvenlik testinden geçemeyen bu tür yapılaşma projelerini bile engellemesine izin vermediğini ortaya koyuyor.
Ancak bunlar, halka yapılan çağrılarla hükümetin başarısızlıkları arasındaki çelişkinin en çarpıcı örnekleri bile değil. Prepare kampanyası, kuş gribinin yayılmasını önlemeye yardımcı olmak için yabani kuşları besledikten sonra ellerimizi “sabun ve suyla” yıkamamızı söylüyor. Güzel. Ancak hükümet aynı zamanda lobicilerin talepleri doğrultusunda bir “kümes hayvancılığı sektörünü büyütme planını” hayata geçirmeye çalışıyor. Bu plan, kuş gribi virüsünün üremesi için adeta devasa kuluçka merkezleri işlevi gören endüstriyel tavuk çiftliklerinin sayısını artıracak. Kuş Gribi ve Yabani Kuşlar Bilimsel Görev Gücü’nün de belirttiği gibi, yüksek patojeniteli kuş gribi ilk kez kümes hayvanı çiftliklerinde ortaya çıktı. Bu çiftliklerin büyümesi ve üretimin yoğunlaşması, hayvan gübresinin tarlalara yayılması ve buradan nehirlere karışması düşünüldüğünde, virüsün yeni varyantlarının ortaya çıkmasına ve bunlara eşlik eden ekolojik felaketlere zemin hazırlamak için bundan daha elverişli bir ortam yaratmak neredeyse imkânsız. Ama bir dakika, aslında mümkün: Avcılık sektörünün her yıl benzer koşullarda on milyonlarca sülün ve keklik yetiştirmesine, ardından bunları yabani kuşlarla bir araya gelmeleri için doğaya salmasına hâlâ izin veriliyor. Ama siz yine de ellerinizi yıkamayı unutmayın.
Ayrıca “hava kirliliğine maruz kalma düzeyinizi azaltmanız” tavsiye ediliyor. Peki ama nasıl? Hükümet, yeni inşa edilen konutlara odun sobaları kurulmasına izin veriyor, devasa ve gerekliliği son derece tartışmalı yeni yollar inşa ediyor ve tamamen elektrikli araçlara geçişi ciddi ölçüde ertelemek için istişarelerde bulunuyor. Üstelik bütün bunlar, bir kez daha, lobi faaliyetlerine yanıt olarak yapılıyor.
Gıda arzının krizlere karşı dayanıklılığına gelince, Prepare kampanyası bu konuya neredeyse hiç değinmiyor; yalnızca evlerimizde bir miktar “pişirilmesi gerekmeyen, uzun süre bozulmadan saklanabilen gıda” stoklamamızı öneriyor. Geçen hafta, isimlerini açıklamayan bir grup üst düzey gıda sektörü yöneticisi, üretim miktarında, ürün kalitesinde ve tedarik güvenilirliğinde ciddi düşüşler yaşanmasına rağmen sektörün stratejik ve uzun vadeli bir yaklaşım benimsemek yerine “krizleri geçici çözümlerle yönetmeye yöneldiği” uyarısında bulundu. Yöneticiler, “Şu anda şirketlerin ya gerekli düzenlemelere karşı sürekli lobi faaliyeti yürüttüğünü ya da sessiz kalmayı tercih ettiğini görüyoruz” dedi. Bunun sonucunda, varoluşsal bir tehdide karşı gerekli önlemlerin alınamaması kuvvetle muhtemel görünüyor.
Burnham’ın konuşmasında beni sevindiren pek çok şey vardı. Özellikle de Britanya’yı “yanlış yola” sürükleyen beş büyük kötülük arasında düzenlemelerin kaldırılmasını da sayması. Bu, son 47 yıldır izlenen politikalardan bir kopuş anlamına geliyor. Çünkü bu süre boyunca iktidara gelen bütün hükümetler, halkı korumak için hayati önem taşıyan düzenlemeleri ortadan kaldırılması gereken “bürokratik engeller” olarak nitelendirdi. Muhafazakârlar da bu hafta düzenledikleri parti konferansında aynı yaklaşımı sürdürdüler. Verdikleri mesaj, aslında her şeyi yakıp yıkmak için geldiklerinden başka bir şey değildi. Ancak Burnham da Keir Starmer gibi, “mali kurallarımıza bağlı kalacağız” sözü vererek kendi ellerini bağladı. Bu kurallar hükümet tarafından oluşturulmadı. Westminster’daki sözde düşünce kuruluşları tarafından geliştirildi ve medyanın baskısıyla uygulamaya konuldu. Larry Elliott’ın da ikna edici biçimde savunduğu gibi, bu kurallar hem gereksiz hem de amaçlanan sonuçların tam tersini doğuruyor.
Krizlere karşı dayanıklılığımızı tehdit eden unsurlar, demokrasimizi tehdit edenlerle aynı: Burnham’ın ifadesiyle, “iktidar sahiplerinin halkla birlikte değil, halka karşı hareket ettiği duygusu.” Son elli yıldır politikalar lobiciler tarafından şekillendiriliyor ve bunun krizlere göğüs germe kapasitemiz üzerinde yıkıcı sonuçları oldu. Üzerimize düşeni yapmaya ne kadar istekli olursak olalım, hükümetin yapması gereken işi biz üstlenemeyiz.
- George Monbiot'un 'Stockpile food – and wash your hands: is that really how to prepare for environmental catastrophe?' adlı makalesi Nil Kayarlar Sarrafoğlu tarafından çevrilmiştir.
Benzer İçerikler
4 Milyar Ölü: ‘Söylenecek Söz Kalmadı’
"İklim krizi artık uzak bir ihtimal değil, hayatımızın tam ortasında"
Atlas Sarrafoğlu
"Demokrasi, iklim kriziyle mücadelede hem bir fırsat, hem de bir sınav"
Atlas Sarrafoğlu
Son 120 bin yılın en sıcak ayı
Atlas Sarrafoğlu