Sakatlar Sivil Alanda Ne Denli Etkin ve Görünür?!?
Sakat Muhabbet'te Alper Tolga Akkuş, Nilüfer Kent Konseyi Engelli Hakları Çalışma Grubu Başkanlığı’nı yürüten Ayrin Erciyas ile sivil alanın bugünü, hak savunuculuğunda dayanışma kültürü ve erişilebilirlik üzerine konuşuyor.
Alper Tolga Akkuş: Merhaba. Apaçık Radyo'ya, Sakat Muhabbet’e; sağlamcı zihniyetin kör topal muhalifine hoşgeldiniz. Ben Alper Tolga Akkuş ve bugün 9 Eylül 2026 Çarşamba.
Bu hafta bir kez daha Bursa, Nilüfer ilçesine gidiyoruz. Hatırlayanlar olacaktır: Bir ay, bir buçuk ay kadar önce Sıraç Erbek'i konuk almıştım. Nilüfer Belediyesi Kent Konseyi Engelli Hakları Çalışma Grubu’ndan bir arkadaşımızdı. İlgili grubun başkan yardımcısıydı kendisi ve başkanı da Ayrin Erciyas'dı. Ayrin'le de İstanbul'da bir günlük bir görüşmemiz olmuştu sakatlar olarak bizim Acıbadem'de. Ondan da Sıraç bahsetmişti az çok, orada tanışmıştık Ayrin'le. Ayrin'e demiştim, seni de konuk almak istiyorum en yakın zamanda diye ve şimdiye kısmet oldu. Bu hafta kendisi konuğumuz. Ayrin, hoşgeldin. Nasılsın, iyi misin?
Ayrin Erciyas: Hoşbulduk. İyiyim, teşekkür ederim tekrardan beni de konuk aldığın için.
A.T.A.: Rica ederim Ayrin, hoşgeldin. Herkese açık kapımız. Ben hep diyorum; beni tanımaları gerekmiyor. Buradan tüm dinleyenlere sesleniyorum. Sakat Muhabbet’in bir yerinden değen bir konunuz olduğunu düşünüyorsanız bana her türlü ulaşabilirsiniz. Sosyal medyadan, Açık Radyo’dan, her yerden bana ulaşırsanız konuk almak isteriz.
Bizim bir ilk sorumuz var Ayrin, sen de programları dinlediğin için biliyorsun: Ayrin Erciyas kimdir? Bugüne kadar neler yapmıştır? Bir sakatlığın varsa bunu da bize aktarır mısın lütfen?
A.E.: Ben kendimi aslında Sakat Muhabbet özelinde tanıtırken şöyle konumlandırabilirim: Bence kendimi direkt engellilik alanında çalışan birisi olarak da konumlandırmıyorum. Uzun zamandır, aslında sekiz yıldır birçok alanda çalışıyorum ama ben kendimi daha çok sanat, fotoğraf ve grafik tasarım üzerine çalışan bir kadın olarak konumlandırabilirim belki. Yani sakatlığım için serebral palsi diyebilirim. Bununla birlikte gelen birçok nöroçeşitlilik durumuyla da birlikte yaşamaya devam ediyorum ama son dönemde tanıda ufak değişiklikler de oldu.
Ben alt ekstremitede yani alt bedende kuvvet kaybı yaşayan bir bireyim. Günlük yaşantımda da onun dışında bir sıkıntı yaşamamakla birlikte baston ve walker’la yaşantımı sürdürüyorum. Serebral palsiden kaynaklı epilepsi rahatsızlığım var. Bu da doğal olarak bir yerde nöroçeşitliliğe biraz göz kırpıyor.
Nöroçeşitlilikle ilgili tam olarak bunu konuşabilecek uzman kişi olduğumu düşünmüyorum ama çevremde de çok kişi var. Ben de epilepsinin getirdiği yan etkilerle birlikte, belli bir yerde, günlük yaşantıda nöroçeşitliliğin getirdiği yan etkilerle birlikte yaşamaya devam ediyorum.
A.T.A.: Sen baston, walker demiştin ama ben seni İstanbul’da tanıdığımda tekerlekli sandalye kullanıyordun. O detayları da alalım. Normalde Bursa, Nilüfer’de yaşarken kendi çevrende bastonla erişimini sağlıyorsun diye anlıyorum. Onun detayı nedir Ayrin?
A.E.: Evet, bu güzel bir detay bu arada. Yani şöyle; birçok arkadaşım da benim gibi günlük yaşantısında evinde ya da çevresinde Kanadyen kullanıyorken, baston kullanıyorken, uzun mesafe bir yere gideceği zaman, otobüse binerken şoför durmayacağı için ya da yollar uygun olmadığı için doğal olarak akülü sandalye ya da manuel sandalye kullanıyor. Bazen manuel sandalyelerin, aktif sandalyelerin kol kaslarımızı güçlendirici bir etkisi olmasına rağmen onları bile kullanmayıp akülü sandalye kullanan arkadaşlarımız var. Ben de daha doğrusu o gruba giriyorum. Bundan dolayı aslında tek baston kullanıyorum.
A.T.A.: Ama İstanbul’a geldiğinde de yine aynı sebepten aslında tekerlekli sandalye kullanıyordun diye anlıyorum, doğru anlıyorsam eğer.
A.E.: Evet, evet. Aynen o şekilde çünkü biz araçla gelmiştik ve aracın bizi alacağı yere benim gitmem için çok uzun bir mesafe katetmem ve metro, otobüs gibi birçok araç kullanmam gerekiyordu. O yüzden.
A.T.A.: Şeyi de merak ettim, onu sorayım. Tekerlekli sandalye kullanırken peki erişimde, otobüse, metroya binerken rahat mı? Bursa’da erişim nasıl, onun da zorlukları var mıdır?
A.E.: Yani zorlukları çok fazla var. Ben hem otobüs, hem metro kullanıyorum merkezi bir yere gitmek için. Bu bağlamda da otobüs şoförleriyle yaşanan sıkıntılar zaten her daim gündeme geliyor.
Metroda da daha yeni Bursa’daki arkadaşlarımızdan birisi sakatlandı. “Sakatlandı” tabiri çok yanlış olacak belki ama kaza yaşadı. Çünkü vagonların arasındaki mesafe tabii ki uygun değil.
Bununla ilgili biz çalışma grubu olarak da çok fazla geri dönüşte ve talepte bulunduk. Ama tekerler araya giriyor ve güvenlik sebebiyle o aradaki mesafeyi kapatamadıklarını söylüyorlar. Mutlaka bir yolu vardır diye düşünüyorum çünkü aradaki mesafenin biraz daha sıfır olduğu vagonlar Ankara’da, İstanbul’da vs. var aslında.

Nilüfer Kent Konseyi Engelli Hakları Çalışma Grubu
A.T.A.: Şimdi Nilüfer Çalışma Grubu deyince orayı da açalım. Nilüfer Kent Konseyi Engelli Hakları Çalışma Grubu’nda sen şu an başkanlık görevini yürütüyorsun. Sıraç’la da bahsettik ama yeri gelmişken sen de bahset. Neler yapıyorsunuz? Ne gibi çalışmalar yapıyorsunuz? Bayağı faalsiniz, ben sosyal medyadan görüyorum. Sen de başkan sıfatıyla biraz detaylı bilgi ver istersen, şu anda yeri gelmişken.
A.E.: Nilüfer Kent Konseyi Engelli Hakları Çalışma Grubu olarak, dediğin gibi, konseyin altında yer alan bir grubuz. Burada da aslında temel amacımız, engellilerin bütün alanlarda kesişimsel ve aktif bir şekilde katılımını sağlamak. Bunun için de Nilüfer’de hem erişilebilirlik, hem de yapılan etkinlikler anlamında tam olarak kapsayıcı neler yapabiliriz, bunu ele almaya çalışıyoruz.
Gençlik meclisleriyle, kadın meclisleriyle veya bizimle birlikte çalışmayı gönülden isteyebilecek dernek ve topluluklarla bir araya gelmeye çalışıyoruz. Sizinle de zaten böyle bir çalışma için bir araya gelmiştik. Aslında elimizden geldiğince bunu gerçekleştirmeye çalışıyoruz. Bizim Sıraç’la da ekip olarak da en çok önemsediğimiz şeylerden biri, engelliyi tek bir alana sıkıştırmaktan ziyade bunun aslında temelde çok geniş bir alana yayılıyor olması. Bunu ifade edebilirim aslında.
Yakın zamanda yine bir çalışmamız var. Belki ondan bahsedebilirim.
A.T.A.: Elbette, elbette.
A.E.: Yakın zamanda, 10-11 Ekim’de bir çalışmamız olacak; küçük bir tanışma, küçük bir kamp etkinliğimiz olacak. Orada hepimiz birlikte olabilirsek ne mutlu. Bizim için de Nilüfer için de bir ilk olacak bu. Yine duyurusu çıktığında biz birbirimizle paylaşırız. Orada dijital erişilebilirlikle ilgili birkaç sunumumuz olacak.
Belki sen de gelmek istersin.
A.T.A.: Evet, evet, bana da davet yapmıştınız. Zaten geldiğimizde oradan da kayıtlar alırız, bir aksilik olmazsa. Çünkü sakatlık durumu olunca insanın ne yapacağı, ne edeceği sakatlığına da bağlı. Bize de bağlı olmayabiliyor bazen. Sen de bunu birebir yaşıyorsun zaten, anlatmıştın da. Yani orada bir sıkıntı olmazsa ben olmak istiyorum.
Ayrin, programda ortalara bir yere geldik ve müzik çalıyoruz. Ben müzik seçimini konuğa bırakıyorum. Sana bunu daha önce söylemedim ama biraz sürpriz oldu. Senin sevdiğin bir müzik parçası varsa anons edersen dinleyelim şimdi istersen.
A.E.: Şarkı isteğin için şunu söyleyebilirim. Vivaldi'nin Dört Mevsim Sonatı'ndan "Sonbahar"ı tercih ederim.
A.T.A.: Sakat Muhabbet devam ediyor. Bu hafta konuğumuz Ayrin Erciyas.
Peki Ayrin'i niye konuk ettik? Ayrin bana 3-4 soruluk şunları konuşabiliriz diye bir paket gönderdi. Onu okuyorum ben.
- Sivil alanın bugünü. Ne doğru gidiyor, ne eksik oluyor?
- Halk savunuculuğunda dayanışma kültürü.
- Sivil toplu merkez içinde yaşayabilir mi?
Şimdi bu soruları ben paket halinde dinleyenlere aktardım Ayrin ve alanı sana bırakıyorum. Sen istediğin gibi başlayabilirsin istersen konuya.
A.E.: Teşekkür ederim. Aslında tamamıyla bunlardan konuşalım gibi değil de sen de beni lütfen yönlendir.
A.T.A.: Tabii ki.
A.E.: Az önce de biraz girizgâhını yapmış oldum. Sivil alanda çok uzun zamandır varım gibi bir yerden yaklaşmak değil ama özellikle bence engellilik, bu sakatlık durumlarında karşılaştığımız birkaç durumdan kaynaklı, daha öncesinde nasıldı, şu anda nasıl? Belki de aslında hak temelli çalışırken dayanışma, belki o kısma şöyle de bakabiliriz: Sivil toplumdaki şu anki dayanışma kültürü ve önceden nasıldı konusunu biraz konuşabiliriz diye düşündüm.
A.T.A.: Ne zaman başladın sivil alana? Şu an Nilüfer Belediyesi’ndesin ama daha önce başka bir yerde miydin? Onun bir tarihçesini alalım önce. Ayrin Erciyas’ın sivil alan tarihçesini, deneyimini alalım; öyle girelim istersen.
A.E.: Yaklaşık 10 yıla dayanıyor sanırım. Aslında benim sivil topluma giriş deneyimim tam olarak fotoğraf, grafik tasarım dediğim yerde. Ben aslında bir fotoğraf derneğiyle sivil topluma başladım ve uzun yıllar fotoğraf festivallerinde görsel anlatı ürettim yani şu anda öyle diyorlar. Ama ben o zamanlar çok küçüktüm ve bunun sivil alana dair bir mesele üretmek olduğunun çok sonrasında farkına vardım. Tabii ki yine bir meseleyi, bir anlatıyı ortaya koyuyordum. O zaman da engellilik çalışıyordum ya da kadınlarla ilgili görseller üretiyordum. Ama işin sonunda, fotoğraf çekmenin sadece belli bir yere kadar, bir noktada etki edebileceğini fark ettikten sonra Bursa Kent Konseyi Engelliler Meclisi’ne girdim. Dört yıl kadar bir gençlik derneğinde çalıştım yani engellilik derneğinde değil de gençlik derneğinde çalıştım. Şimdi de hatta farklı bir alanda çalışıyorum; yine bir kadın derneğinde çalışıyoruz. Bu sefer de bakım alanında çalışıyoruz. Ama ben uzun süre genelde gençlik derneklerinde çalıştım.
A.T.A.: Bu derneklerin isimlerini versene, duyuralım istersen buradan.

“Engelli olarak fotoğrafta görünüyorsunuz ya da oraya ‘sözde’ çağrılıyorsunuz. Ama aslında orada var mısınız, yok musunuz belli değil!”
A.E.: Şu anda zaten aktif olarak yer aldığım derneğimiz İhtimam Derneği. Bakım temelli; bakımı bir politika ve hak olarak nasıl nitelendiririz? Aslında bakım dediğimiz zaman sanki hak savunuculuğunun dışında kalıyormuş gibi görünen görünmez emeği nasıl konuşuruz? Söylem dönüşümünü nasıl oluştururuz? Sivil toplum bu işin neresinde? Sosyal hizmet altyapılarını nasıl dönüştürürüz? Bunları konuştuğumuz bir çalışmamız ve bir derneğimiz var.
Bu noktada da aslında sivil topluma bakış açımın değişmesindeki en büyük etkenlerden birisidir İhtimam’ın kurulmuş ve şu anda var oluyor olması.
O noktada da şöyle söyleyebilirim: Bu kadar çok noktaya temas etmişken engelli bir kadın olarak benim en çok fark ettiğim noktalardan bir tanesi şu olmuştu ki kendimi nitelendirmekten de hoşlanmam. Yani hani sağlamcılık diyoruz ya ama şöyle bir yer var ki bu her yerde oluyor bu arada: Tamam, engelli temsil ediliyor ama söz sahibi olamıyor maalesef ki. Ben bunu çok yaşadım. Yani fotoğrafta gözüküyorsunuz ya da işte oraya “sözde” çağrılıyorsunuz ama aslında orada var mısınız, yok musunuz belli değil.
Yani bazen alanda olmamak ama arka planda çalışmak, bu emek için, emeğin hakkını vermek için belki de olması gerekendir. İlla ki gözüküyor olmak ya da temsil olarak orada olmak önemli bir şey değil.
A.T.A.: Evet, söz sahibi olmak, alınan kararlarda etkin olmak gerekiyor diyorsun aslında bir yandan da.
A.E.: Kesinlikle çünkü herkeste bu algı var. Şimdi biz mesela konseyde de şu anda bunu oluşturmaya çalışıyoruz. Öyle bir sivil toplum şekillenmiş ki herkesin kafasında. Şimdi bizim konseyimizdeki birçok arkadaşımız akülü sandalye kullanıyor, hem de çalışıyor. İnsanların istihdam edilmesini de savunuyoruz belli bir yerde. “İşini bırak, benim yaptığım işe sonuna kadar kendini ada” da diyemem ben kimseye. Sonuçta biz burada gönüllü bir iş yapıyoruz. Geliyor bana, diyor ki, “İşte ben çalışıyorum, onu yapıyorum, bunu yapıyorum. Yetişemem ya da gelemem.” “Gelemiyorsan arka planda benim için bunu yapar mısın? Birlikte bakabilir miyiz? Birlikte öğrenebilir miyiz?” demek çok kıymetli bence. Çünkü yine orada olmayı hissedecek. Ama eğer “Gelemiyorsan yoksun,” dersen, bu sefer aslında orada kişiyi kaybediyorsun ve onun fikrini de kaybetmiş oluyorsun.
A.T.A.: Fotoğraf karesinde olmak gerekmiyor her zaman. Arka planda da olsalar, işin içinde olmaları için bir yöntem belirlemek gerekiyor diye anladım dediklerini, doğru anladıysam eğer.
A.E.: Dayanışma kültürü artık çok daha fazla gelişiyor ve dayanışma biraz burada şekilleniyor bence. Herkes aynı şekillerde, aynı şartlarda olamıyor ki özellikle de bizler için.
Sözde bunu yapmak, belli katı kurallara sıkıştırmak benim için çok anlamsız geliyor çünkü çok farklı yapılarda, çok farklı ana merkezlerde bulunduk. Doğru ya da yanlışı tartışılır ki zaten tartışmak için buradayız. Kesinlikle bu şekilde düşünüyorum ve önemli olan sorumluluğu paylaşabilmek gibi geliyor bana.
A.T.A.: Anlıyorum. Aslında mesela insanların birçok engeli var. Engeli yüzünden etkinliğin olduğu yere gelemeyen engelliler de var. Ama onların da bir şekilde dâhil olması için kendi branşlarıyla ya da meslekleriyle alakalı yapacakları şeyler var. Ama sağlamcı kültür, sakat olmayan insanlar istiyorlar ki yapılan işte sakat kişi de gözüksün ki “Bizim tanıtımımızda onlar da var.”ı ifşa edelim gibi yapıyorlar.
Böyle bir şey bende belirdi. Benim çizdiğim bu görsel harita doğru mu? Eksiği var mı sence Ayrin?
A.E.: Tam olarak böyle ya da sizi çağırıyor ama söylediklerinize asla kıymet vermiyor. Diyelim ki tamamen sakatların ya da engellilerin olduğu bir toplulukta değilsiniz, gençlik topluluğundaysanız... Burada birini hedef göstermek değil; bir topluluğun içerisindeyseniz ve engelli olduğunuz için sözünüz sayılmıyorsa, yine o toplantıda ya da bir ortamdaysanız, hani gitmişseniz bile sözünüzü orada söyleyemiyorsanız yine aynı noktaya geliyoruz aslında.
Çünkü burası aslında sivil toplum. Sözümüzün söylenebileceği en merkez yer. Yani bu iş değil, meslek değil, tamam. Sonuçta işimizde birçok şeyde her şeyin bir protokolü var ama herkes buraya bir fikrini paylaşmaya geliyor. Tam olarak dediğin yerden bakıyoruz aslında.

Sivil Alan herkes için erişilebilir mi?
A.T.A.: Şimdi aslında şu an konuştuklarımızla senin ilk iki sorunun cevabını verdik. Yani sivil alanın bugünü; ne doğru gidiyor, ne yanlış gidiyor sorusuna ve ikinci soruna, hak savunuculuğunda dayanışma kültürüne biraz değindik.
Son sorunu da burada açalım. Peki, sivil alan herkes için erişilebilir mi? Değil ise ne yapılabilir?
A.E.: Sivil alan erişilebilir mi? Aslında az önce söylediğin şeyle çok doğru orantılı çünkü erişilebilirliği biz genelde bir tek mekân erişilebilirliği olarak ele almıyoruz; bir insanın gelemediği bir ortamda dışarıdan söz sahibi olmasını sağlamak da tam olarak erişilebilirlik belki de. Ben öyle bakmak istiyorum, erişilebilirliği çok geniş bir yerden görmek istiyorum.
Çünkü öbür türlü bu kavramın içi boş oluyormuş gibi geliyor. “Aa, kapsayıcılık. Aa, erişilebilirlik. Tamam, işte rampayı yaptık. Tamam.” Ve böyle olduğu zaman şey de oluyor: Kadın hakları, engelli hakları, gençlik hakları... Bunlar sanki daha hayatın içindenmiş de engellinin erişilebilirlik isteği sadece çevresel bir faktörmüş gibi.
Hâlbuki artık erişilebilirlik, erişim, kapsayıcılık kent hakkı politikalarını doğrudan etkiliyor. O yüzden de ben erişilebilirliğe biraz daha böyle bir yerden bakmak istiyorum, tam bu değindiğimiz noktada, bu konudan kaynaklı olarak. Evet, erişilebilir değil ama işte bu dayanışma kültürüyle, bu dönüşümle bence erişilebilirliği birazcık sağlayabiliriz.
Tabii ki burada şuna da değinmek lazım bence. Bu dayanışma kültürü, sivil toplumun birazcık olsun değişmesi, yardım temelliden biraz daha bu noktaya gelmesi tamam ama bunun hepsini tabii ki sivil topluma yüklemek de çok yanlış. Belediyelerin yapması gereken şeyler var, yarı özerk kent konseylerinin yapması gereken şeyler var ya da biz kişilerin kendi sorumlulukları varmış gibi geliyor. Genel olarak sivil toplum alanı da merkezde bence erişilebilir değil ki bu tabii kendi fikrim.
A.T.A.: Çok çok sağol Ayrin bu hafta konuk olduğun için. Son sözlerin var ise alalım istersen ve bitirelim programı.
A.E.: Çok teşekkür ediyorum her şeyden önce. Seninle sohbet etmek çok keyifli. Benim tek söyleyebileceğim şey, bence süreçler değişiyor. Bir şeyler toplum olarak daha olumsuz bir yere evrildikçe insanların dayanışma ihtiyacı artıyor. Sivil toplum da bir şeyleri daha iyi bir noktaya taşıyabiliyor.
Ben biraz daha hep hem hak temelli çalışıp, hem de insan ilişkilerinin kuvvetlenmesinin verdiği motivasyona inanan bir insanım. O yüzden güzel günlerin olacağına inanıyorum. Umut etmeyi bırakmayalım diyorum. Her umutsuzlukta ya da işte böyle yaşadığımız her sorunda, herkes için söylüyorum çünkü yaşadığımız en ufak bir sıkıntı, bizim durumlarımızda insanı maalesef toplumdan soyutlayabiliyor.
Mutlu olmaktan ve umut etmekten vazgeçmeyelim diyelim.
A.T.A.: Çok çok sağol. Ben de katılıyorum bu temennine, Ayrin.
Bu hafta konuğumuz, Nilüfer Kent Konseyi Engelli Hakları Çalışma Grubu Başkanlığı’nı yürüten Ayrin Erciyas idi. Bir de Sakat Muhabbet’in son sloganı var: “Dünyanın bütün sakatları, eğleşin.”
Haftaya görüşmek üzere. Hoşçakalın.
A.E.: Görüşürüz.
Benzer İçerikler
Sakatlar ve İklim Krizi
Alper Tolga Akkuş, Sıraç Erbek
Eşit, Erişilebilir, Engelsiz Kentler Raporu
Engin Yılmaz
Normalciyique
Beyza Ünal
Engelliler Konfederasyonu’nun Bonn İklim Değişikliği Konferansı İzlenimleri
Alper Tolga Akkuş, Hüseyin Ateşer