Apaçık Radyo

“Sürekli barış değil, sürekli ve kısmi bir savaş hâli"

6 Ekim 2026

Ufuk Turu’nda Ahmet İnsel, İsrail’in Türkiye’ye yönelik stratejik tehdit algısını ve Doğu Akdeniz’de artan gerilimi; Ukrayna, Rusya ve İran üzerinden değişen savaş biçimlerini; Gazze ve Batı Şeria’da süren saldırı ve işgal politikalarını; Sudan ve Güney Sudan’daki iç savaşların yol açtığı insani felaketleri ele alıyor.

Ömer Madra: Günaydın Ahmet, merhabalar!

Ahmet İnsel: Günaydın!

Özdeş Özbay: Günaydın!

A.İ.: Günaydın Özdeş!

Ö.M.: Ufuk Turu’na nereden başlayalım?

A.İ.: İsrail’in Türkiye ile ilgili stratejik değerlendirmeleri sadece Ekim ayında yapılacak seçim kampanyasıyla mı ilgilidir, yoksa daha derin, daha stratejik ve uzun vadeli bir değerlendirmenin sonucu mudur? Bu soruya kısaca cevap vermek lazım diye düşünüyorum. 

Image
""

Netanyahu ve İsrail Savunma Bakanı Katz’ın Türkiye’yi yakın bir tehdit unsuru olarak göstermelerinin seçim kampanyasında malzeme olarak kullanıldığı ve bu söylemi alevlendirdikleri elbette doğru. Fakat okuduğum kadarıyla İsrail’deki bazı stratejik merkezler yaklaşık bir yıldır Türkiye ile çatışma riskini ve Türkiye’nin İsrail açısından kuşatıcı bir tehdit olarak algılanmasını çeşitli raporlarda dile getiriyor. Özellikle bir yıl önce yayımlanan bir rapor bunu açıkça ortaya koyuyor.

İsrail, Türkiye’yi yalnızca Suriye üzerinden bir tehdit olarak değil, diğer ülkelerle birlikte İsrail’i kuşatma girişiminin bir parçası olarak da görüyor. Bunu, İsrail toplumunun içinde bulunduğu büyük paranoya ve saldırganlıkla açıklamak mümkün. Diğer taraftan İsrail ile Türkiye arasında Doğu Akdeniz’de hâkim güç olma mücadelesi yürütüldüğü de açık.

İsrail ile Türkiye arasındaki gerginliğin Suriye ötesindeki uzantısı, bildiğiniz gibi Kıbrıs etrafında devam ediyor. İsrail, Kıbrıs ve Yunanistan hattında oluşan stratejik iş birliği, özellikle Kıbrıs üzerinden kurulan bağlantı nedeniyle Yunanistan’daki sol çevrelerde büyük rahatsızlık yaratıyor. Miçotakis hükümetinin İsrail’le yakın ilişkisi ve özellikle Güney Kıbrıs’ın, İsrail’in Doğu Akdeniz’de denetim sağlamasına hizmet edecek bir ara etap olarak değerlendirilmesi ciddi eleştirilere neden oluyor.

Tabii Türkiye’nin Yunanistan’a yönelik tehditkâr tavrının da Yunanistan’ı kendisine yakın müttefikler aramaya ittiğini belirtmek lazım. Tayyip Erdoğan’ın yakın geçmişte Ege adaları için söylediği “Bir gece ansızın gelebiliriz” sözünü hatırlarsınız. Bu tür açıklamalar, Yunanistan’ı Türkiye’ye karşı bölgede müttefik aramaya daha fazla teşvik ediyor. Yunanistan’ın Fransa ile yaptığı savunma iş birliği anlaşması da buna dayanıyordu.

Diğer taraftan İsrail, Gazze’de, Güney Lübnan’da ve Suriye’de sürekli saldırı konumunda olan, Gazze’de soykırım olarak değerlendirilebilecek bir politikayı sürdüren bir ülke. Sınır Tanımayan Gazeteciler’in son girişiminde de belirtildiği gibi, Gazze sınırının ötesinde çok büyük miktarda insani yardım ve özellikle sağlık malzemesi bekliyor. İsrail ise bunların geçişine izin vermiyor.

Dolayısıyla İsrail’in eleştirilmesi ve İsrail’e yaptırım uygulanmasının talep edilmesi son derece doğal, aynı zamanda insani bir görev. Ancak İsrail yönetimi, hükümeti ve toplumun önemli bir kısmı maalesef bu eleştirileri de kendisine yönelik saldırı ve kuşatmanın bir parçası olarak değerlendiriyor. Kendini koruma ve varlığını sürdürme gerekçesiyle istisnai bir saldırganlık hakkına sahip olduğunu düşünebiliyor.

Bu tavır, önümüzdeki dönemde çok ciddi bölgesel çatışmaların da kapısını aralıyor. Gazze’deki çatışmadan daha vahim ne olabilir bilmiyorum ama sonuçları itibarıyla benzer gelişmelerin yaşanması ihtimalini güçlendiriyor.

Tabii mesele yalnızca İsrail’le ilgili değil. Bu durum, yeni savaş biçimlerinin de bir uzantısı. İsterseniz yeni savaşlar konusuna geçelim.

Image
""

Ukrayna ile Rusya arasındaki savaş da bu yeni savaşların bir örneği. ABD'nin İran’a karşı yürüttüğü savaş da benzer bir tezahür. Bunlar düzenli, açık cephe savaşlarından farklı olarak her gün belirsiz, önceden öngörülemeyen noktalara saldırıların düzenlendiği, aylarca, belki yıllarca süren yıpratma savaşları. Sürekli endişe, korku, ölüm ve yıkım yaratılıyor ama savaş büyük bir cephe çatışmasına dönüşmeyebiliyor.

Diyeceksiniz ki Ukrayna ile Rusya arasında bir cephe savaşı da var. Evet, var ama savaşın en hareketli yanı, iki tarafın cephe ötesindeki müdahaleleri. Ukrayna’nın Rusya’nın içlerine kadar uzanan saldırıları ve Rusya’nın artık her gün daha fazla İHA ve füzelerle Ukrayna kentlerine düzenlediği saldırılar söz konusu. Herhangi bir stratejik hedef gözetmeden konutların, yoldan geçen otomobillerin vurulduğu ve her gün bir, beş, on kişinin hayatını kaybettiği saldırılar bunlar.
Bu yıpratma savaşları, İran’a yönelik Amerikan saldırısının da bir parçası. Hatta son alınan bilgilere göre Trump, bu kez Amerika’nın İran’a bir kara harekâtı düzenleyemeyeceğini ya da bunun için gerekli güçleri harekete geçiremeyeceğini düşünmüş görünüyor. Kabul etti demiyorum çünkü onun bir şeyi kabul etmesi diye bir durum söz konusu değil. O anda düşündüğünü yapıyor, ertesi gün başka bir düşünceyi gündeme getiriyor.

Ö.Ö.: Hürmüz için "Amerikan toprağı” dedi biliyorsunuz. 

A.İ.: Evet, Kanada’ya da öyle

Ö.Ö.: Bu da aslında şu anlama gelir: Normal koşullarda bunu gerçekleştirmek istiyorsan bir kara operasyonu düzenlemen gerekir.

A.İ.: Elbette ama ne kendi güçlerini kara operasyonuna gönderme niyeti var, ne de bu operasyonu gerçekleştirebilecek başka güçleri bulup harekete geçirme kapasitesi. Dolayısıyla şimdi İran’ı açlığa sürükleyecek bir ambargo projesini gündeme getiriyor.

Ö.Ö.: Evet, dün ilan etti.

A.İ.: Dün ilan etti bunu. Bu projenin ne kadar devam edeceğini bilmiyoruz. Belki bir hafta sonra başka bir proje gündeme gelecek. Yeni savaşlar dediğimiz de bu işte. Ne zaman başladığını biliyoruz ama nasıl devam edeceğini, ne zaman biteceğini bilmiyoruz. Ateşkes ilan edildi ama bildiğiniz gibi, ilan edilen ateşkesin sona erdiği bile açıklanmadı. Üst üste üç ateşkes ilan edildi fakat hiçbirinin sona erdiği duyurulmadı. Sürekli, kısmi bir çatışma hâli söz konusu.

Tabii bu, yeni silahların da sağladığı bir imkân. Hafif, ucuz, her yöne gidebilen ve çok büyük bir tahribat yaratma kapasitesi olmayan ama...

Ö.Ö.: Nokta atışı yapabilen.

A.İ.: Bütün ülkeyi hedef alabilen ve esas itibarıyla halkı yıpratmaya, bıktırmaya ve teslim olmaya zorlamaya yönelik savaşlar bunlar. Bana biraz geçmişteki bilimkurgu romanlarında veya filmlerinde tasarlanan savaşları hatırlatıyor. Hatırlarsanız 1970’lerin, 80’lerin bilimkurgu romanlarında hep böyle savaşlar anlatılırdı. Savaş var mı? Var ama cephesinin nerede olduğu bilinmez. “Orayı vurduk, şurada şunu hedef aldık” diye açıklamalar yapılır. Ölen var mı, kaç kişi öldü, niçin yapıldı, belli değil.

Böyle sürekli bir savaş hâli söz konusu. Sürekli barış değil, sürekli ve kısmi bir savaş hâli. Üstelik bu ülkelerde günlük hayat büyük ölçüde devam edebiliyor. Yani İkinci Dünya Savaşı’nda olduğu gibi toplumun bütününün topyekûn savaşa dâhil olmadığı yeni bir savaş ortamındayız.

Image
""

Tabii Gazze’ye yapılan saldırının bunun dışında kaldığını, yeni savaşlarla aynı kategoride değerlendirilemeyeceğini belirtmek lazım. Gazze’ye yönelik saldırı bir imha savaşı. Onu aynı kefeye koymayalım. Orada gerçekten iki milyon insanın yaşamını engellemeye yönelik bir imha savaşı var. Küçük darbelerden söz etmiyoruz. Uluslararası Af Örgütü’nün (Amnesty International) ve Sınır Tanımayan Gazeteciler’in raporları, değerlendirmeleri bu konuda çok açık. Yalnızca saldırılarla değil, Gazze’yi bütünüyle abluka altına alarak yürütülen bir imha politikası söz konusu. Bu politika hâlâ devam ediyor, insanlar ölmeye devam ediyor.

Ö.Ö.: Biz de sizden az önce İsrail’in son açıklamasına yer vermiştik İsrail Savunma Bakanı Katz’ın “Gazze’de uçurulan uçurtmalara güçlü karşılık vereceğiz” diye. 

A.İ.: Evet, uçurtmaları drone olarak kullandıkları iddiası.

Ö.M.: İsrail’in saldırıları da hiç ara vermeden devam ediyor. Öldürülenler arasında çocuklar da var. Öyle fotoğraflar var ki insanın nutku tutuluyor.

A.İ.: Bu son saldırılarda yine üç dört çocuk öldü. Güney Lübnan’da da durum aynı. Her gün olmasa da haftada en az birkaç kez saldırılar düzenleniyor. Güney Lübnan’ın bir kısmının işgali devam ediyor. Suriye’nin bir kısmının işgali de sürüyor.

Ö.Ö.: Dün sivil bir araç da vuruldu.

A.İ.: Evet, şu anda Batı Şeria’da İsrail ordusunun sözde Filistinli aileleri korumak için müdahale ettiği söyleniyor. Ancak İsrailli yerleşimcilerin ablukaya aldığı aileleri korumak amacıyla gelen askerler, aynı zamanda ablukayı gerçekleştirenlerle birlikte hareket ediyor.

Batı Şeria’nın bütünüyle ilhak edilmesi meselesi de var. Biliyorsunuz, 1994 Oslo Anlaşması çerçevesinde Batı Şeria’da üç bölge bulunuyor. Bunlardan biri, en azından Filistin yönetiminin tamamen hâkim olması gereken bir bölge. Ancak örneğin Nablus çevresinde Filistinli aileler, kolonyal yerleşimcilerin girişimleriyle ciddi biçimde abluka altına alınıyor.

Abluka dediğimiz şey şu: Yollar tamamen kapatılıyor. Sağlık hizmetleri dâhil hiçbir hizmetin o bölgeye, köye veya eve ulaşması mümkün olmuyor. Bu durum haftalarca devam edebiliyor ve bütün bunları siviller gerçekleştiriyor.

Ö.Ö.: Eli silahlı siviller.

A.İ.: Evet, yani bunu askerler değil, siviller yapıyor. 

Ö.Ö.: Paramiliter güçler.

A.İ.: Bunlar, bölgedeki büyük yerleşim kolonilerinde yaşayan paramiliter gruplar, radikal aşırı sağ militanlar. Hepsi silahlı olmayabilir ama dokunulmazlıkları var. Onlara taş atsanız İsrail ordusu ortalığı darmaduman ediyor. Maalesef bu müdahalelerde öldürülenler de Filistinliler oluyor.

Bu da dünyanın başka bir hâli. Fakat dünyanın sorunları yalnızca burada yaşananlarla sınırlı değil. Bir yandan da klasik iç savaşlar devam ediyor maalesef.

Ö.M.: Evet, dört bir yanda devam ediyor.

Image
""

A.İ.: Bildiğimiz klasik iç savaşlar bunlar. Halkın büyük bölümünün göç etmek, mülteci kamplarına sığınmak, açlık ve hastalıklarla mücadele etmek zorunda kaldığı, aynı ülkenin insanlarının karşı karşıya geldiği iç savaşlar. Dünyada bunun birçok örneği var ama herhâlde şu anda en vahimi Sudan’da yaşanıyor.

Ö.M.: Sudan’da büyük bir insani facia yaşanıyor. 200 binden fazla insanın hayatını kaybettiği silahlı çatışmaların yanı sıra seller de devam ediyor. Sadece Kordofan adlı bölgede 200’den fazla insan hayatını kaybetmiş. Sudan ordusu ile paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri arasındaki çatışmalar sürerken, İHA saldırılarında kritik su ve enerji kaynakları da hedef alınıyor. Kuzey Darfur’da ise kitlesel seller yaşanıyor. Ortalık, gerçekten korkunç bir insani faciayı anlatan haberlerle dolu.

A.İ.: Bu 200 bin ölüm, Nisan 2023’te başlayan iç savaşın sonucu. Biraz daha geriye gidersek aslında milyonlarca ölüden bahsetmek zorunda kalacağız. Nisan 2023’ten beri Sudan Silahlı Kuvvetleri ile paramiliter Hızlı Destek Kuvvetleri arasında devam eden savaş, yaklaşık 200 bin kişinin ölümü, 19 milyon kişinin açlıkla karşı karşıya kalması ve 12 milyon kişinin yerinden edilmesi ya da mülteci olarak başka ülkelere sığınmak zorunda kalmasıyla sonuçlanmış durumda.

Şu anda Sudan’ın Kuzey Kordofan bölgesindeki El Ubeyd kenti, yaklaşık bir buçuk aydır Hızlı Destek Kuvvetleri tarafından kuşatılmış durumda. Kuzey Kordofan’ın yönetim merkezi olan El Ubeyd, 500 bin nüfuslu bir kent. İç savaştan kaçarak buraya sığınmış 100 bin kişi daha bulunuyor. Hemedti’nin Hızlı Destek Kuvvetleri kenti tamamen abluka altına almış durumda.

Sudan Silahlı Kuvvetleri’nin Darfur’daki yenilgisinden sonra, hatırlarsanız Hızlı Destek Kuvvetleri El Faşir’i ele geçirmiş ve büyük bir katliam gerçekleştirmişti. Şimdi bu saldırıları Kuzey Kordofan’a yaymaya çalışıyorlar.

Burada şunu da belirtmek lazım: Sudan, 53 milyon nüfuslu, yaklaşık 1,7 milyon kilometrekare yüzölçümüne sahip, Türkiye’nin iki katından daha büyük bir ülke. Kişi başına düşen millî gelir yalnızca 865 dolar. Satın alma gücü paritesine göre hesaplandığında ise yaklaşık 2.300 dolar.

Bir de Güney Sudan var. Orada da bir iç savaş yaşanıyor. Uzun bir iç savaşın ardından 2011 yılında Sudan’dan bağımsızlığını kazanan Güney Sudan’da, bağımsızlıktan iki yıl sonra, 2013’te, bağımsızlığı sağlayan iki güç ve lider arasındaki mücadele iç savaşa dönüştü. İki silahlı güç ve lider arasındaki iktidar mücadelesi nedeniyle Güney Sudan’da da çok büyük bir insani facia yaşanıyor.

Güney Sudan, 12,5 milyon nüfuslu, 644 bin kilometrekare yüzölçümüne sahip, dünyanın en yoksul ülkelerinden biri. Dolayısıyla Sudan ve Güney Sudan’ı birlikte ele aldığımızda, birbirinin üzerine eklenen iç savaşların onlarca yıldır devam ettiği iki ülkeden söz ediyoruz.

Maalesef Sudan’daki iç savaşın sürmesinde çevre ülkelerin rolü çok büyük. Çünkü bazı ülkeler Sudan Silahlı Kuvvetleri’ni, yani resmî Sudan yönetimi olarak tanınan güçleri, bazıları ise Hızlı Destek Kuvvetleri’ni destekliyor. Bunlar arasında Birleşik Arap Emirlikleri, Hemedti’nin Hızlı Destek Kuvvetleri’nin arkasındaki en önemli ülkelerden biri. Pakistan, Mısır, İran ve Türkiye de diğer ülkelerle birlikte Sudan’daki iç savaşın taraflarına silah ve çeşitli destekler sağlayan ülkeler arasında yer alıyor. Bu ülkelerin desteği devam ettikçe iç savaşın sona ermesi pek mümkün görünmüyor.

Ö.M.: Sürenin de sonuna geldik. 

Image
""

A.İ.: Önümüzdeki günlerde ele alacağımız iki kısa haberle bitirelim: Sırbistan’da Cumhurbaşkanı Vučić geçen gün erken seçimlerin tarihini açıkladı. Seçimler Ekim ayının son haftasında yapılacak. Kesin günün ise önümüzdeki günlerde açıklanacağı belirtildi. Bildiğiniz gibi Vučić, üçüncü kez cumhurbaşkanı olamayacağı için ülkeyi erken seçime götürüp milletvekili seçilerek başbakan olmak istiyor. Bu, Putinvari bir operasyon mu olacak? Yani Putin’in başbakan olup kendisine çok yakın bir isim olan Medvedev’i cumhurbaşkanı yaptığı döneme benzer bir süreç mi yaşanacak, yoksa Vučić cumhurbaşkanlığını bırakıp başbakanlık üzerinden aktif siyasete devam mı edecek?

Bunu bilemiyoruz ama bu gelişme, Sırbistan’da Vučić siyasetinin seçimlerle sona ermeyeceğinin bir işareti. Seçilecek mi, başbakan olacak mı? Bunları henüz bilmiyoruz ama hâlâ önemli ölçüde desteği var. Karşısındaki öğrenci hareketi ise eski gücünü koruyamamış gibi görünüyor. Biliyorsunuz, Sırbistan’da öğrenci hareketi siyasal bir harekete dönüşmüştü. Seçim kampanyaları başladığında gelişmeleri izlemeye devam edeceğiz.

Tunus’ta da geçtiğimiz günlerde yeni bir muhalif hareket ortaya çıkmıştı. Ancak Kais Said yönetimine karşı düzenlenen son muhalefet toplantısı, Tunus kentinde yalnızca birkaç yüz kişiyi bir araya getirebildi. Bu hareketin devam edip etmeyeceğini de izlemeyi sürdüreceğiz.

Ö.M.: Peki, çok teşekkür ederiz Ahmet, görüşmek üzere.

A.İ.: İyi günler!

Ö.Ö.: Görüşmek üzere. 

Benzer İçerikler

  -     
● Canlı Yayın
—
Şimdiki
—
Sıradaki
—
Sıradaki
—
Sıradaki