Apaçık Radyo

“Hayat pahalılığına karşı büyük bir grev ve yürüyüş dalgası gerçekleşebilir”

20 Ekim 2026

Ufuk Turu'nda Ahmet İnsel, Fransa başta olmak üzere Avrupa'da hayat pahalılığına, konut krizine ve eğitim sistemindeki sorunlara karşı yükselen toplumsal hareketleri, aşırı sağın yükselişini, Brezilya, İsrail ve Sırbistan'daki seçimleri ve Bulgaristan ile Romanya'nın NATO'dan koruma taleplerini değerlendiriyor.

Ömer Madra: Günaydın Ahmet, merhabalar.

Ahmet İnsel: Günaydın.

Özdeş Özbay: Günaydın.

Image
""

Ö.M.: Başta Fransa olmak üzere dünyanın en hareketli ufuk turlarından biriyle karşı karşıyayız herhalde. Biraz önce orayı da değerlendirme fırsatı bulduk. İstersen Fransa’dan başlayalım. Ne dersin?

A.İ.: Evet, Fransa'dan başlayalım çünkü şu anda Fransa'da çok ciddi bir tartışma var: Polis yetersiz mi kaldı, yoksa toplumsal muhalefet hareketi denetim dışında şiddete mi maruz kalıyor?

Cumartesi günü Fransa'nın birçok kentinde çok büyük gösteriler oldu. Polisin iddiasına göre toplam 550 bin kişi katılmış bu gösterilere. Gösterileri örgütleyen sendikaların belirttiği rakam ise 800 bin. Yani bu ikisinin arasında bir rakam ama galiba 800 bin daha doğru.

Cumartesi günü polisin yetersiz kaldığı hemen hemen kesin bilgi. Çünkü anladığımız kadarıyla poliste şöyle bir yanılgı olmuş: Cumartesiden itibaren Paris başta olmak üzere bazı bölgelerde ortaokullar iki haftalık ara tatile giriyor. Polis, bu nedenle yürüyüşe daha az kişinin katılacağı ve yürüyüşün öncekilere nazaran daha zayıf kalacağı beklentisiyle hazırlanmış. Oysa Cumartesi günkü yürüyüş yalnızca öğrencilerin değil, bütün sendikaların katıldığı, hayat pahalılığına karşı düzenlenen ve lise ile üniversite öğrencilerinin taleplerini de içeren bir yürüyüştü.

Maalesef polis bazı yerlerde göstericilere yönelik gereksiz biçimde göz yaşartıcı gaz bombaları ve diğer ağır patlayıcı maddeler kullanarak göstericileri sindirmeye çalıştı. Yağma amacıyla orada bulunan gruplar ise bazı yerlerde gösteriler daha başlamadan yağmalamaya başladı. Ancak yağmalar daha çok gösteriler barış içinde, sakin biçimde sona erdikten sonra yaşandı ve gece geç saatlere kadar sürdü.

Pazar günü herhangi bir gösteri olmamasına rağmen, akşamüzeri ve akşam saatlerinde Paris, Marsilya ve Lyon gibi kentlerde yağmacıların yeniden ortaya çıktığı, daha önce yağmalanmış mağazaları tekrar yağmalamaya ya da başka mağazalara girmeye çalıştıkları görüldü.

Bunlara karşı tedbir olarak dün itibarıyla bazı kentlerin belirli mahallelerinde ve bölgelerinde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Uygulamalar kentlere göre değişiyor. Bazılarında akşam dokuzdan sabah altıya, bazılarında gece on birden sabah altıya kadar sürüyor. Kimi yerlerde herkesi, kimi yerlerde ise yalnızca 18 yaşından küçükleri kapsıyor. Özellikle Paris'in merkezinde ve République Meydanı çevresindeki mağazaların bulunduğu bölgelerde sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Önümüzdeki günlerde yeni toplumsal gösterilerin düzenlenmesi tartışılıyor. Öğrenciler gelecek Cumartesi günü yeniden yürüyüş çağrısı yaptılar. Bunun aynı katılımla gerçekleşip gerçekleşmeyeceği birkaç gün sonra ortaya çıkacak.

Diğer taraftan, sendikaların hayat pahalılığına ve özellikle bütçe kısıtlamalarına karşı yürüttükleri mücadelenin önemli tarihlerinden biri Fransa'da 5 Kasım olacak. Büyük konfederasyonlar genel grev çağrısı yapmaya başladılar. Öğrenci hareketleriyle sendikaların birleştiği büyük bir grev ve yürüyüş dalgası 5 Kasım'da gerçekleşebilir.

Hayat pahalılığının yanında ikinci önemli konu, öğrencilerin eğitim sistemine ilişkin huzursuzlukları. Özellikle üniversiteye giriş sisteminin yarattığı sorunlar Fransa'daki önemli etkenlerden biri. Lise ve ortaokul binalarının birçoğunun eskimiş olması, yeni iklim koşullarına, hem soğuğa hem sıcağa dayanıklı olmaması da huzursuzluk yaratıyor. Öğrenciler ayrıca öğretmenleri hastalandığında, doğum iznine çıktığında veya kısa süreli yeniden eğitim kurslarına katıldığında yeterli sayıda yedek öğretmen atanmamasından şikâyetçiler. Öğretmenlerin şikâyetlerinin başında ise hayat pahalılığı geliyor. Maaşlarının alım gücünün 10-15 yıl öncesine kıyasla ciddi biçimde düşmüş olması büyük tepki yaratıyor.

Fransa'daki durum aynı zamanda Nisan 2027'de yapılacak cumhurbaşkanlığı seçimlerine ilişkin huzursuzluğun da ifadesi. Birinci turdan ilk sırada çıkması artık hemen hemen tartışmasız bir veri olarak görülen aşırı sağ parti lideri Marine Le Pen'in ikinci turda seçimi kazanma ihtimali yabana atılmayacak kadar yüksek. Lise ve üniversite öğrencilerinin, onlarla birlikte yürüyen anne babaların, öğretmenlerin ve diğer işçi sendikalarının bu yürüyüşlerde bazen açıkça dile getirdikleri ama hepsinin aklında olan bir soru var: Yedi sekiz ay sonra aşırı sağ iktidara gelirse ne yapacağız ve bunu nasıl engelleyebiliriz? Burada mevcut hükümete karşı çok büyük bir tepki söz konusu. Çünkü hükümetin aşırı sağın iktidara gelmesinin nesnel koşullarını oluşturduğu düşünülüyor.

Tabii burada şöyle bir sorun da var: İktidar, kendisini aşırı sağın karşısında merkeze yerleştirmek için şu anda solun önde gelen hareketi olan ve daha radikal bir sol tavrı temsil eden Boyun Eğmeyen Fransa hareketini bütün bu şiddetin sorumlusu olarak göstermeye çalışıyor. Aşırı sol ve aşırı sağ tabirleri sürekli kullanılıyor. Böylece seçmenlerin aşırı sağ ile aşırı sol arasında sıkıştığı ve tek çıkış yolunun daha ılımlı bir merkeze oy vermek olduğu kanaati yaratılmaya çalışılıyor. İktidarın söylemi bu yönde ve bunun özellikle solda ve gençler arasında çok büyük tepki yarattığını söyleyebilirim.

Fransa'da yarı başkanlık sistemi var ama Emmanuel Macron bunu fiilen başkanlık sistemine dönüştürmüş durumda. Macron'un başkanlık döneminin en kötü döneminde olduğunu söyleyebiliriz. Artık görev süresinin sonuna geldiği ve üçüncü kez seçilme hakkı olmadığı için İngiliz ve Amerikan siyaset jargonuyla tam bir topal ördek konumunda. Hem yeniden seçilemeyecek, hem de partisinin ve hükümet koalisyonunun Mecliste çoğunluğu yok. Pazar akşamı yaptığı konuşma da hemen hemen hiç kimse tarafından onaylanan, beğenilen veya olumlu karşılanan bir konuşma olmadı. Biraz boşa konuşmuş gibi oldu. Bu da yönetim ve iktidar boşluğunun iyice ortaya çıktığının göstergesi.

Image
""

Dediğim gibi dün Paris, Nice, Lyon ve Lille'de valiler veya belediye başkanları, yetkilerine göre kentlerin çeşitli bölgelerinde sokağa çıkma yasağı getirdiler. Bordeaux'da da önümüzdeki günlerde bu yasağın devam edip etmeyeceğini göreceğiz.

Hayat pahalılığına yönelik tepki yalnızca Fransa'ya özgü değil. İtalya, İspanya, Belçika ve Portekiz'de de belli bir huzursuzluk söz konusu. İtalya'da emekçi sendikaları ve konfederasyonları 20 Kasım için genel grev çağrısı yapmaya başladı. İspanya ve Portekiz'de ise 11 Kasım'da hayat pahalılığına karşı genel grev ve yürüyüş çağrıları dile getiriliyor.

Biraz önce söylediğim gibi Fransa'da da 5 Kasım'da büyük bir grev dalgası bekleniyor. Tabii şimdilik ancak bekleniyor diyebiliriz, tam olarak ne olacağını bilmiyoruz. Bütün bunlar karşısında sağ ve aşırı sağ partilerin, Fransa'dan da örnek alarak bu ülkelerde izledikleri taktik, antidemokratik şiddet kullanımını öne çıkarmak.

İlginç değil mi? Sağ ve aşırı sağ partiler şimdi antidemokratik şiddeti sol, aşırı sol veya radikal sol partilerin eylemi olarak tanımlamaya başladılar. En azından söylem düzeyinde durum tersine dönmeye başladı.

Image
""

Ö.Ö.: Dün Milano'da Meloni yönetimi yaklaşık 500 askeri şehre sokmuş. Gerekçe olarak da yağma olaylarına karşı önlem alınmasını gösteriyorlar.

A.İ.: Evet, tabii İtalya'ya şimdi geleceğim. İtalya ve Belçika'da da öğrenci hareketleri var ama daha sınırlı. Belçika'da Liège'de ve belki Brüksel'de de gösteriler oldu. İtalya'daki gösteriler ise daha çok yağmaya dönüşmüş durumda. Ancak Fransa'daki gibi büyük kitlesel gösteriler değildi. Milano'da ve galiba Torino'da da gösteriler olduğunu duydum ama Torino'dan emin değilim. Milano'da olduğunu biliyorum.

Ö.Ö.: Orada da ağırlıklı olarak lüks mağazalar hedef alınmış. The Guardian’da şu anda böyle bir haber var.

A.İ.: İtalya'da da Fransa'da da lüks mağazalar hedef alındı. Özellikle Fransa'da cumartesi günkü yürüyüşten sonra, pazar günü öğleden sonra yaşanan yağma girişimleri lüks mağazalara yönelikti. Ama cumartesi günü hemen hemen ellerine geçen bütün mağazalar yağmalandı. Bakkallar, tekel bayileri, telefon dükkânları, giyim mağazaları ve büyük marketler de yağmalandı. Bununla birlikte, büyük lüks mağazalara yönelik tepkisel yağmanın daha fazla olduğunu söyleyebilirim.

Burada hükümetten ilginç bir öneri geldi. Vinted gibi dijital ortamda ikinci el satış düzenleyen sitelere, çalınan malların ikinci elde satılmasını engellemeleri yönünde çağrı ve talimat verildi. Bunu nasıl başaracaklar bilmiyorum ama yağmalanan malların doğrudan yağmalayanlar tarafından kullanılmasından çok, ikinci el piyasasında satışa çıkarılacağı tahmin ediliyor.

Hayat pahalılığının yanında konut krizi de son derece ciddi bir sorun haline gelmiş durumda. Örneğin İtalya, İspanya ve Portekiz'deki gösterilerde konut krizi neredeyse birinci sorun haline gelmiş durumda.

Gelecek aylarda seçimler olacak. Bütün bu ülkelerde hayat pahalılığına, Donald Trump'ın İran'a saldırısı sonrasında enerji, petrol ve türevlerinin fiyatlarında bir yıl öncesine kıyasla yüzde 40-50'ye varan artışlara karşı tepki var. Buna kiraların yükselmesi ve konutların ev sahipleri ya da şirketler tarafından turizme tahsis edilmesi nedeniyle gençlerin, hatta orta gelirli nüfusun büyük kentlerde kiralık konut bulamaz hale gelmesi de ekleniyor.

Bütün bunlar, önümüzdeki seçimlerde aşırı sağ partilerin kazanması veya parlamentodaki temsillerini büyük ölçüde artırması ihtimalinin yarattığı endişeyle birleşince bu hareketlerin nereden kaynaklandığı ve beslendiği daha iyi anlaşılıyor.

Sağ ve aşırı sağ partiler, biraz önce söylediğim gibi, antidemokratik şiddeti, yıkımları ve yağmaları aşırı solun eylemleri olarak göstererek bu tepkilerin solda birikmesini ve solun bunlardan oy devşirmesini engellemeye çalışıyorlar. Gelecek aylarda seçimlerin yapılacak olması ve aşırı sağın bu ülkelerde yükselmesi de endişe unsurlarından biri.

Paris'teki yürüyüşlerde gördüğüm küçük el ilanlarında ve öğrencilerin kartonlara yazdıkları sloganlarda, aşırı sağın iktidara gelmesi ihtimalinden duyulan endişe, öfke ve tepki öne çıkıyordu. Bu durumdan Macron ve hükümetini sorumlu tutan ifadeler çoğunluktaydı, doğrusunu söylemek gerekirse.

Gelecek aylardaki seçimlerden bahsettik, hemen onlara da değinelim. Örneğin İspanya'da Kasım 2026'da, yani bir veya bir buçuk ay sonra genel seçimler yapılacak. Fransa'da Nisan ayında cumhurbaşkanlığı seçiminin birinci turu var. İtalya'da en geç 2027 Aralık ayına kadar genel seçimler yapılacak diye biliyorum. Polonya'da Ekim 2027'de genel seçimler var. Birkaç gün önce gösterilerin başladığı Yunanistan'da da Mayıs 2027'de seçimler yapılacak.

Bütün bu seçimlerde sağ ve aşırı sağın birleşerek parlamentolarda çoğunluğu elde etmesi veya cumhurbaşkanlığı seçimini kazanması ihtimali ciddi biçimde var. Yüksek demeyeyim ama ciddi bir ihtimal söz konusu. Buna karşı tepki de sokak hareketlerinde kendini gösteriyor.

Yalnız şunu da belirtmek lazım: Bu yağmalama hareketleri örgütlü hareketler değil. Büyük gösterilerin yanında servete ve zenginliğe karşı çok ciddi bir tepki var. Bunun arkasına sığınarak ilk fırsatta kendisine lüks bir markanın giysisini veya ayakkabısını almak ya da bunları toplayıp mahallesinde satmak isteyen, sayısı hiç de az olmayan bir grup da var maalesef.

Bu grubun önüne geçmek mümkün değil. Çünkü özellikle lise öğrencilerinin hareketleri örgütlü hareketler değil. Klasik sendikaların kendi güvenlik sistemleriyle, polis ve valilikle karşılıklı görüşmeler sonucunda belirlenmiş güzergâhlarda düzenledikleri gösterilerden farklılar. Polisin çok sıkı ve kısıtlayıcı önlemler alması da bu gösterilerin farklı yerlere dağılmasına yol açıyor.

Ö.Ö.: Bir de bu, herhalde son 20-30 yıldır, belki daha da öncesinden beri her toplumsal isyanda yaşanan bir şey. Mesela Black Lives Matter gösterilerinde de basın sürekli bunu öne çıkarıyordu. Yağmacılar gerçekten yağma yapıyor, marketler ve benzeri yerler yağmalanıyordu. Ama işin bu yönü, güvenlikçi tedbirlerin alınmasını sağlamak için bilinçli olarak öne çıkarılıyordu.

Oysa yıllardan beri büyük isyanlarda benzer olaylar yaşanıyor. Fransa'daki bu gösteriler ne Mayıs 68'deki çok büyük gösterilerle ne de 2018'de Sarı Yelekliler hareketinin üçüncü dönemindeki gösterilerle aynı ölçekteydi. Sarı Yelekliler gösterilerinde de benzer yağmalar yaşanmıştı.

A.İ.: Ama bu boyutta ve Fransa'nın bütün büyük kentlerinde aynı anda yaşanması da bir ilk. Şiddet kullanımı da eskisine nazaran çok daha büyük. Burada tabii tepkinin boyutunu da dikkate almak lazım.

Ö.Ö.: Bunun tabii boyutunu bilemiyorum ama Black Lives Matter gösterilerinde mesela süpermarketlerin önüne silahlı polisler dizilmiş, hatta ateş açılmıştı. Yağmayla mücadele adı altında bu tür, tırnak içinde, tedbirlere kadar vardırmışlardı işi.

Image
""

Ö.M.: Pardon ben de araya gireyim; seçimlerden bahsettin Ahmet, Brezilya'da önümüzdeki hafta seçimler var.

A.İ.: Şimdi onu belirtecektim Ömer. Pazar günü üç önemli seçim var: Brezilya'da, İsrail'de ve Sırbistan'da. 

Ö.M.: Ben de onları söyleyecektim.

A.İ.: Üçü de otoriter, otokrat yönetimlerin olduğu ülkeler. Sırbistan'da öğrenci hareketi çok ilginç bir şekilde 250 milletvekili adayından oluşan bir liste çıkarmış durumda. Listenin içinde hemen hemen hiç öğrenci yok. Çeşitli tanınmış isimler ve uzmanlar var. Bu listenin Vučić iktidarının seçimleri kazanmasını engelleme ihtimali var gibi gözüküyor.

İsrail'de iktidar bloğunun 50-52, muhalefet bloğunun ise 49-51 milletvekili kazanması ihtimali var. Knesset'te çoğunluğu sağlamak için 61 milletvekiline ihtiyaç var. Dolayısıyla 12-16 arasında milletvekili kazanması beklenen iki Arap partisinin Netanyahu bloğuna hayır oyu vermesiyle Netanyahu iktidarının devrilmesi söz konusu olabilir.

Brezilya'da ise maalesef Bolsonaro ile Lula arasındaki fark kamuoyu yoklamalarında giderek artıyor. Son gelen veriler Bolsonaro'nun %53-54 oy alabileceğini gösteriyor. Tabii son günlerde Bolsonaro karşıtı olup seçimlerde oy kullanmayan %1-3'lük bir kesimin harekete geçip geçmeyeceğini bilmiyoruz. Bolsonaro, daha önce de bahsettiğim gibi, Mecliste ve Senatoda çoğunluğu zaten kazanmış durumda. Dolayısıyla şimdi başkanlığı da elde ederse hem Mecliste hem Senatoda çoğunluğa sahip olan hem de başkanlığı kazanmış bir aşırı sağ ittifak Brezilya'nın başına çökecek gibi gözüküyor.

Ö.M.: Bu da Amazonlarla birlikte yeryüzü için çok büyük bir tehlike. Ama burada bitirmek zorundayız. Ahmet, çok teşekkür ederiz.

A.İ.: Sonuçları gelecek hafta değerlendireceğiz. Bir tek şunu hatırlatayım, belki Türkiye'de çok dikkat çekmedi: Bulgaristan ve Romanya NATO'nun yardımını istedi. Bu özellikle Bulgaristan açısından önemli. Biliyorsunuz, Bulgaristan NATO'ya en mesafeli, Rusya'ya yakın görünen ülkelerden biriydi. Ancak karasularında dört gemi insansız hava araçları tarafından vuruldu, birkaç tanesi battı. Bu nedenle hem Romanya, hem de Bulgaristan, kendi imkânları yeterli olmadığı için NATO'dan koruma talep etti.

Ö.M.: Peki, çok teşekkür ederiz.

A.İ.: İyi günler.

Ö.M.: Görüşmek üzere.

Ö.Ö.: Görüşmek üzere. 

Benzer İçerikler

  -     
● Canlı Yayın
—
Şimdiki
—
Sıradaki
—
Sıradaki
—
Sıradaki