"Avrupa’da merkez siyaset çözülürken, aşırı sağ yükseliyor"
Ufuk Turu'nda Ahmet İnsel, İsveç seçimlerini, Almanya ve Fransa’da aşırı sağın yükselişini, Birleşik Krallık’ta artan özerklik taleplerini ve Kosova Kurtuluş Ordusu’nun eski liderlerinin Lahey’deki savaş suçları davasını değerlendiriyor.
Özdeş Özbay: Merhabalar Ahmet Bey, günaydın!
Ahmet İnsel: Günaydın!
Ö.Ö.: Bu hafta da Ömer Bey bizimle değil, ne konuşacağız?
A.İ.: Önce İsveç’ten konuşalım: İsveç’te Pazar günü genel seçimler yapıldı. Henüz sonuçlar tam olarak kesinleşmedi çünkü yurt dışı oylarının sayımı 16’sında sonuçlanacak. Bir de geç gelen oylar diye bir durum var. Onlar da dahil olduğunda sonuç daha açık biçimde ortaya çıkacak.
Şu anda yani bu sabahki verilere göre, dört partiden oluşan sol blok, dört partiden oluşan sağ blokun üç milletvekili önünde görünüyor. Sol blokun 176, sağ blokun ise 173 milletvekili var bu aşamada.
Hemen belirteyim; 2022 seçimlerinde de bunun tam tersi olmuştu. Yani seçim sonuçları, sağ blok 176, sol blok ise 173 milletvekiline sahip olacak şekilde kesinleşmişti. Sağ blok, bu üç milletvekilli farkla, dört partiden oluşan koalisyonun üç partisinin hükümete katılması, aşırı sağ parti İsveç Demokratlarının da bu sağ koalisyon hükümetini dışarıdan desteklemesiyle dört yıl boyunca iktidarını sürdürmüştü. Ilımlılar Partisi’nin lideri Ulf Hjalmar Ed Kristersson da dört yıl boyunca başbakanlık yapmıştı.
Şimdi durum tam tersi yani aynı oranlarda, tam tersi bir tablo var. Sol bloku oluşturan en büyük parti olan Sosyal Demokrat Parti oyların %28’ini aldı. Hemen arkasından gelen ikinci parti Sol Parti, oyların %8’inden biraz fazlasını aldı. Merkez sol bloku oluşturan üçüncü parti Merkez Partisi ise oyların %7’sini aldı. Bir de oyların %6’sını alan Yeşiller var. Dolayısıyla Sosyal Demokrat Parti’nin başbakan adayı olma ihtimali bulunan Magdalena Andersson’un liderliğinde bir sol koalisyon kurulabilecek mi?
Burada tabii ki şöyle bir sorun var: Aynı sağ koalisyonda olduğu gibi, burada da bu koalisyonun en solunda yer alan Sol Parti’nin hükümete girmesi durumunda Merkez Partisi’nin koalisyonu desteklememesi ihtimali var. Bu daha belli değil ama en azından böyle bir ihtimal söz konusu. Bu ihtimal çerçevesinde, sağ blokun önde gelen partisi Ilımlılar’ın lideri Ulf Hjalmar Ed Kristersson’un, belki sol bloktan bir kopma sağlayarak Merkez Partisi’ni sağ bloka çekmesi ve seçim öncesinde söz verdiği gibi aşırı sağ İsveç Demokratlarına hükümette yer vermeyerek bir merkez sağ koalisyon kurması ihtimalinin de gündeme gelebileceği söyleniyor.
Ö.Ö.: İsveçli demokratlarının oy oranı nedir şu anda?
A.İ.: %17,5.
Ö.Ö.: Öyle mi? Bayağı yüksekmiş.
A.İ.: Geçen seçimlerde ikinci parti olmuşlardı, şimdi üçüncü parti konumuna düştüler. Müttefikleri olan Ilımlılar Partisi iki puan önlerine geçti. Bu seçimlerde iki parti üç ila beş puan arasında ciddi oy kaybetti. Bunlardan biri İsveç Demokratları; 3,5 puan kaybettiler ve 12 milletvekili yitirdiler. Kaybettikleri 12 milletvekilinin dokuzunu diğer sağ partiler paylaştı. Ilımlılar Partisi’nin milletvekili sayısı arttı, Liberallerin arttı, Hristiyan Demokratların arttı ama yeteri kadar oy alamadılar. Dolayısıyla sağ blok şu anda üç milletvekili geride kaldı.
Sosyal Demokratların kaybettiği milletvekillerini ise esas olarak Sol Parti aldı. Yeşiller de aldı, Merkez Partisi de bir-iki milletvekili aldı ama esas olarak Sol Parti aldı.
Şimdi bu çerçevede, önümüzdeki birkaç ay içinde seçim sonuçları kesinleştikten sonra koalisyon tartışmaları yapılacak. Tabii ilk başta, oyların %28’ini alan ve birinci gelen Sosyal Demokrat Parti var. İkinci sırada ise %19’la yani %20’ye yakın oy oranıyla Ilımlılar var. Dolayısıyla Magdalena Andersson sol ittifakı kurabilecek mi? Kendisi zaten 2022 öncesinde başbakandı.
Burada ilginç iki şeyi daha belirtmek isterim: Birincisi, katılım oranı hiç küçümsenecek gibi değil. Türkiye’de çok yüksek katılım oranlarından bahsediyoruz ama burada da %80 yani çok yüksek bir katılım oranı var. Bir de seçim sonuçlarını toplam oy oranları itibarıyla değil de oy sayısı itibarıyla ele aldığımızda, sağ blokla sol blok arasındaki oy farkı şu anda sadece 33 bin. Biri 3 milyon 350 bin oy almışken, diğeri yaklaşık 3 milyon 320 bin oy almış durumda.
Yurt dışı seçmenlerden gelecek oylar aradaki farkı kapatabilir. Çünkü iddia edildiğine göre — tabii bu davranışlar değişebilir — yurt dışından gelen seçmen oylarında sağ partilere oy verme eğilimi biraz daha yüksekmiş. Bunu yarın öbür gün sonuçlar açıklandığında göreceğiz.
İkinci olarak dikkatimi çeken olguyu da Türkiye’deki seçmenlerin dikkatine sunmak lazım. Söz konusu olan, dördü sağ blokta, dördü sol blokta yer alan sekiz parti. Bu sekiz partinin altısının lideri kadın.
Ö.Ö.: Çok güzel!
A.İ.: Sadece iki partinin lideri erkek: Sağ blokta yer alan Ilımlılar Partisi’nin lideri ve aşırı sağ İsveç Demokratlarının lideri. Diğer partilerin, sağda veya solda yer alsalar da, liderleri kadın. Sol bloktaki partilerin hepsinin lideri kadın, sağ bloktaki dört partiden ikisinin lideri de kadın. Bu gerçekten dikkat çekici bir durum. Yeni değil ama giderek artan oranda kadınların İsveç siyasetinde ön planda yer aldığını görüyoruz. Bunu aslında Danimarka’da, Finlandiya’da ve kısmen Norveç’te de görüyoruz ama İsveç’teki durum özellikle dikkat çekici.
Önümüzdeki günlerde İsveç’teki durumu göreceğiz. Bu seçim sonuçlarında dikkat çeken bir başka nokta, İsveç Demokratlarının ilk defa oy kaybetmeye başlaması. Kurulduklarından beri her seçimde oylarını sürekli artırarak geliyorlardı. İlk defa oy kaybetmeye başladılar. Tabii bunu çok da büyütmemek lazım. Topu topu üç puan azaldı. %20’den %10’a düşmediler; %20,5’ten %17,5’e düştüler. Ama şöyle görmek lazım...
Ö.Ö.: Almanya’daki seçimlerden bir sıçrama oldu mu diye bakılıyordu.
A.İ.: Onu diyeceğim şimdi. Tabii burada önemli olan, anlamlı olan ve İsveçli bazı arkadaşlarımın sevinme nedeni olan olgu, İsveç Demokratlarının Meclis’te ikinci parti olmaktan çıkıp üçüncü parti konumuna düşmüş olması.
İkinci parti yine bir sağ parti, Ilımlılar Partisi. Yani ikinci ve üçüncü partiyi ele aldığımızda, Ilımlılar Partisi ile İsveç Demokratlarının, merkez sağ parti ile aşırı sağ partinin toplam oy oranı %35’i geçiyor. Onu da dikkate almak lazım.
Sosyal Demokratlar, kurulduklarından beri en düşük oy oranını bu seçimlerde aldılar. Sol Parti, sol oyları hesapladığımızda bunu kısmen telafi ediyor.
Almanya’ya gelelim. Belirttiğin gibi, Almanya’da biliyorsunuz, Saksonya-Anhalt bölgesinde AfD %44 almıştı. Küçük bir bölge, 2,2 milyon seçmeni var ama bu oy oranı beklenmedik düzeyde yüksek. Yüksek bir oy oranı bekleniyordu ama AfD, beklenenden çok daha yüksek bir oy aldı. Saksonya-Anhalt’ın ardından gözler Berlin’e çevrildi.
Berlin eyalet seçimleri için şu anda yapılan kamuoyu yoklamalarında Hristiyan Demokratlarla Sol Parti, yani Die Linke, başa baş görünüyor. İkisi de oyların yaklaşık %20’sini alacak gibi görünüyor. Die Linke’nin kamuoyu yoklamalarındaki oy eğilimi bir puan arttı, Hristiyan Demokratların ise bir puan azaldı. AfD de hemen arkalarından, %18’le üçüncü parti olarak geliyor. Hiç öyle azımsanacak gibi değil. Berlin için genellikle “solun kalesi” deriz ki öyledir ama orada da AfD’nin oyların %18’ini alma ihtimali var.
Yeşiller %16 ile dördüncü pozisyona düşmüş durumda. Sosyal Demokratlar ise artık Almanya’da dördüncü-beşinci pozisyonda kalmaya mahkûm bir parti hâline dönüştüler. Bu da çok önemli bir durum. 20. yüzyıldan 21. yüzyıla geçerken aradaki farkları ele alırken önemle vurgulanması gereken bir şey. Alman Sosyal Demokratları, ki yıllar boyunca Almanya’nın en önemli partilerinden biriydi, artık dördüncü-beşinci sırada yer alan bir parti konumuna gelmiş durumda. Berlin seçimleri de belirleyici olacak.
Esas çarpıcı bilgi ise son yapılan Almanya geneli kamuoyu yoklamasından geldi. AfD, Almanya genelinde yapılan kamuoyu yoklamalarına göre —tabii bunların hata payları olabilir, seçim yaklaştıkça oy verme eğilimleri değişebilir— şu an açık ara birinci parti. Kamuoyu yoklamaları AfD’nin oyların %30’unu alabileceğini gösteriyor. Arkasından, 10 puan farkla, Hristiyan Demokrat ve Hristiyan Sosyal Birlik ittifakı %20 ile geliyor. Bu ittifak, bir önceki kamuoyu yoklamasına göre üç puan kaybetmiş durumda. AfD ise iki puan yükselmiş. Üçüncü pozisyonda %14’lük oy eğilimiyle Yeşiller geliyor. Onlar da oylarını biraz artırmışlar. Sosyal Demokratlar ise %11’le dördüncü pozisyonda ve Sol Parti ile başa baş durumdalar. Bu kamuoyu yoklamasına göre Sosyal Demokratlar ve Sol Parti, ayrı ayrı seçmen eğilimlerinin %11’ini temsil ediyor. Liberallerin de artık %5 barajının altına düşecekleri kesinleşmiş gibi görünüyor. Tabii “kesinleşmiş” demeyelim; en azından mevcut eğilime göre %4’e düşmüş durumdalar. Sol Parti bir puan artırıyor, Yeşiller bir puan artırıyor, Sosyal Demokratlar aynı seviyede kalıyor, AfD iki puan artırıyor. Hristiyan Demokratlar ile Hristiyan Sosyal Birlik ittifakının kaybettiği oyları ise esas itibarıyla AfD alıyor.
Ö.Ö.: Hafta sonu bir başka eyalette seçim oldu, öyle değil mi? Daha önce biliyorsunuz, geçen hafta Saksonya-Anhalt’ta AfD %44’e yakın oy almıştı. Bu hafta sonu da Aşağı Saksonya’da seçimler yapıldı ve orada da AfD %15,9 oy aldı.
Tabii Saksonya-Anhalt’ta bu kadar yüksek oy alması, buranın eski Doğu Almanya eyaletlerinden biri olmasıyla açıklanıyordu. Bu sefer ise eski Batı Almanya’da yer alan Aşağı Saksonya’da da AfD’nin oylarında ciddi bir artış görüldü. Bir önceki yerel seçimlerde, 2021’de AfD’nin oy oranı %4,6’ydı. Şimdi ise %15,9’a yükselmiş durumda.
A.İ.: Bunu da %14’e çıkarttılar.
Ö.Ö.: %15.9 diyorlar.
A.İ.: %15.9 mu olmuş?
Ö.Ö.: Evet, Deutsche Welle’de de öyle yazıyordu. İkinci olmuş ama yine de çok büyük bir artış söz konusu.
A.İ.: Tabii büyük bir artış ama hakikaten esas çarpıcı veri, genel seçimler açısından, yani bütün Almanya çapında yapılan kamuoyu yoklamalarında AfD’nin artık açık ara önde görünmesi. Yakın tarihe kadar Hristiyan Demokratlar ve Hristiyan Sosyal Birlik ile başa baş olacak gibi görünüyordu. Şimdi ise açık ara önde görünüyor.
Böyle bir sonuç karşısında Almanya’da nasıl bir hükümet kurulur? Yine Hristiyan Demokratlar, Sosyal Demokratlar ve Yeşiller ittifakı yeterli olur mu? Bundan bile artık emin olamayız.
Ö.Ö.: Bir kez daha merkez siyasetin çökmekte olduğunu gösteren bir durum.
A.İ.: Evet, öyle. Şimdi Fransa için de aynı durum söz konusu. Fransa’da tabii başkanlık seçimi olduğu için iş biraz daha değişik. Kişiler seçildikleri için Meclis oylamalarında ne olacağını bilmiyoruz ama başkanlık seçiminde aşırı sağın lideri Marine Le Pen, %32-33 oyla birinci turda açık ara önde görünüyor. Ondan sonra sağdan gelen ikinci aday %17, soldan Mélenchon ise %16-17 civarında oyla ikinci sırada görünüyor. Aradaki fark çok büyük. Bu da esas itibarıyla bölünmenin, merkez sağ ve merkez solun parçalanmasının, çökmesinin bir işareti.
İsterseniz İsveç ve Almanya’dan sonra bir başka konuya geçelim. Birleşik Krallık’ta, İngiltere’de basının hemen hemen hiç önem vermediği ama Türkiye’den bakınca insana anlamlı gelen bir anlaşma yapıldı: İskoçya Başbakanı, Kuzey İrlanda Başbakanı ve Galler Başbakanı, hafta sonu Galler’in başkenti Cardiff’te toplandılar ve bir mutabakat zaptı imzaladılar. Bu mutabakat zaptında şöyle bir fikir öne çıkıyor: Artık Londra’daki Birleşik Krallık Parlamentosu Westminster’ın vesayet dönemi sona ermiştir. Bu, her ulusun kendi yolunu çizeceği bir mutabakat zemini.
Hepsi hemen bağımsızlık talep etmiyorlar ama hepsi “Kendi yolumuzu çizeceğiz” diyorlar. Örneğin İskoçya bağımsızlık referandumuna daha yatkın. Galler, “2030’dan önce bunu gündeme getirmemiz söz konusu değil” diyor.
Kuzey İrlanda’da Sinn Féin birinci parti oldu. Sinn Féin’in temsilcisi, Başbakan Michelle O’Neill. Onlar ise bunu açıkça dile getirmiyorlar ama hedefleri Kuzey İrlanda’nın İrlanda ile birleşmesi. Tabii bu, Hayırlı Cuma Anlaşması açısından ayrıca ele alınması gereken bir konu.
Ö.Ö.: Trump da “İrlanda’yı birleşik görmek istiyoruz” diye benzer bir şey söylemişti.
A.İ.: Evet. Trump’a bakarsak biliyorsunuz," Ay bile Amerika’nın olacak!" diyordu. Ay’ı da parsellemeye başladı, artık her yere karışabiliyor. Bu ilginç bir durum ama buradan çok hızlı bir şey çıkar mı bilmiyoruz.
Ama tabii ki şöyle bir durum var: İlk defa Birleşik Krallık’ı oluşturan dört bölgenin üçünde yani İngiltere hariç diğer üç bölgede, ayrılık veya Birleşik Krallık’tan giderek artan özerklik talep eden hükümetler iktidarda. İskoçya Ulusal Partisi, Galler’de Gal Nasyonal Partisi ve Kuzey İrlanda’da Sean Penn’in önde olduğu sağ ve sol koalisyon.
Bu tabii ki önümüzdeki dönemde Birleşik Krallık iç siyasetinde önemli değişiklikleri gündeme getirecek. Üç partinin de, üç liderin de ortak söylediklerinden biri, “Avrupa Birliği’nden çıkmamız bizim için çok büyük bir hata oldu, onun yükünü hâlâ taşıyoruz” oldu. Hepsi İngiltere’den özerkliklerini kazandıkları andan itibaren AB’ye dönmek istediklerini beyan ediyorlar.
Son olarak Kosova’ya gelelim. Kosova’da yarın heyecanla beklenen bir haber var. O da Kosova Kurtuluş Ordusu’nun dört lideri Haşim Taçi, Kadri Veseli, Recep Selimi ve Jakup Qrasniki ile ilgili. 2020’den beri Kosova Özel Savaş Suçları Mahkemesi’nde yargılanmak üzere Lahey’de tutuklu olan bu dört liderden Haşim Taçi, Kosova Kurtuluş Ordusu’nun birinci başkanıydı; ondan sonra da yerini Kadri Veseli almıştı.
Bu dört UÇK lideri Nisan 2023’ten itibaren Lahey’deki Özel Savaş Suçları Mahkemesi’nde yargılandılar. Kendilerine yöneltilen suçlamalar insanlığa karşı suç ve savaş suçu. Bunlar da Kosova Savaşı sırasında, 1990’ların sonunda Sırplara, Romlara ve muhalif Arnavutlara karşı insanlığa karşı suç işlemeleri ve bunların savaş suçu olarak değerlendirilmesi.
Savcılık bu dört lider hakkında 45 yıl hapis cezası istemişti. Yarın Özel Savaş Suçları Mahkemesi kararını açıklayacak. Pazar günü de Kosova’da, bu dört liderin beraat etmesini ve hemen serbest bırakılmasını talep eden büyük gösteriler düzenlendi; Kosova hükümetinin de dolaylı desteğiyle.
Bu dört lider hapis cezasına çarptırılırsa Kosova’da nasıl bir gelişme olacak? Bunu bilemiyoruz. Ama en azından garip bir şekilde, bir tarafta Mladiç ve Sırp liderler Yugoslavya İç Savaşı sırasındaki savaş suçları ve insanlığa karşı işledikleri suçlar nedeniyle yargılanırken bunu alkışlayanlar, aynı zamanda kendi silahlı örgüt liderlerinin yargılanmasını kendi bağımsızlık mücadelelerine indirilmiş bir darbe olarak tanımlıyorlar.
İnsan gerçekten her seferinde, baktığı yerden sadece kendi tarafını görme alışkanlığını hemen hemen her yerde görüyor. Bakalım, yarın göreceğiz.
Ö.Ö.: Birkaç hafta önceki cenaze töreniyle birlikte okumak gerekiyor o zaman.
A.İ.: Onu diyorum, evet, aynen.
Diğerlerine yönelik de unutmayalım; Yugoslavya’daki iki lidere yönelik verilen kararlar var. Bir tanesi hapiste, biri Miloşeviç; birkaç sene önce hapiste vefat etti. Karaciç de geçenlerde vefat etti. Bütün bu liderler hakkında Lahey Uluslararası Özel Savaş Suçları Mahkemesi müebbet hapis cezası vermişti. Burada sanıklar hakkında istenen ceza ise 45 yıl hapis. Bakalım, belki daha az süreli bir hapis cezası da çıkabilir.
Ö.Ö.: Peki, çok teşekkürler Ahmet Bey, görüşmek üzere.
A.İ.: Gelecek hafta buluşmak üzere. İyi günler.
Benzer İçerikler
“Aşırı sağın yükselişi yerel seçimi aşıyor”
Ahmet İnsel
"Almanya’nın gelecekte Nazileşmesine yol açabilecek bir hareket destekleniyor"
Ahmet İnsel
"Trump’ın yarattığı etki son derece endişe verici"
Ahmet İnsel
"Karanlık bulutlarla dolu ufukta bir tur"
Ahmet İnsel