Emre Taşgın YouTube Kanalı Üç Yaşında
Sakat Muhabbet’te Alper Tolga Akkuş, YouTube içerik üreticisi Emre Taşgın ile üç yaşını dolduran YouTube kanalından yola çıkarak hak odaklı engellilik yayıncılığını, dijital erişilebilirliği, yapay zekânın sunduğu imkânları ve engellilik meselesinin ana akım medyada daha görünür olmasının önemini konuşuyor.
Alper Tolga Akkuş: Merhaba, Apaçık Radyo’ya, Sakat Muhabbet’e; sağlamcı zihniyetin kör topal muhalifine hoşgeldiniz. Ben Alper Tolga Akkuş ve bugün 23 Eylül 2026 Çarşamba.
64. Yayın Dönemi'nin son bölümündeyiz. Tabi 65. Yayın Dönemi'nde de Sakat Muhabbet sürecek ve daha çok uzun süreceğini umut ediyoruz en azından dinleyenlerimizle beraber ve sizlerle beraber.
Bugün çok çok özel bir bölüm ve konuğum var şu an karşımda. Kendisi de engellilik alanında yayıncılık yapan birisi. Numarası yoktu bende. 'EGED Podcast' programında konuğum olan Yasemin Tüney'e yazdım, dedim "Böyle böyle bir niyetim var, konuk almak istiyorum kendisini." Hemen aracı oldu, telefonunu verdi. Ona da iletti ve bu hafta konuğum Emre Taşgın.
Emre hoşgeldin. Nasılsın iyi misin?
Emre Taşgın: Merhabalar. Hoşbuldum, teşekkür ediyorum davetin için.
A.T.A.: Bu arada, “İlk defa tanıştım,” dedim. Şimdi hemen “Emre” dedin diye dinleyenlerde bir soru işareti olabilir, onu da açayım.
Hemen dedim Emre’ye ben. Telefon ettim, açtı, "Emre Bey" dedim. İkincide dedim ki, “Ya, ben sana Emre Bey diyemeyeceğim abi. Çünkü bayağı sıkı takip ediyorum seni. Aynı yayınları yapıyoruz. Emre diyeceğim, uyar mı uymaz mı?” O da sağ olsun, “Uyar tabii,” dedi ve biz Emre-Alper diye konuşacağız. Çünkü bir yandan da aynı yolun yolcusuyuz. Öyle bir şeyimiz de var.
Emre, bizim tabii konumuz senin YouTube kanalın ve oradaki içerikler. Üç sene dolmuş, tebrik ediyorum. Çok büyük bir yayın yaptın orada üç sene boyunca. Ama benim ilk sorum var; programda hep böyle başlarım. Sana da bu soruyu yönelteceğim: Emre Taşgın kimdir? Bugüne kadar neler yapmıştır? Bir sakatlığı bulunuyor mudur?
E.T.: Evet, körüm, görme engelliyim. Bunu söyleyebilirim.
Ana alanım öğretmenlik, sosyal bilgiler branşım. Bununla beraber kültürel çalışmalar alanında yüksek lisansım var. Bu paralelde, Kapadokya Üniversitesi Yayınları’ndan çıkan Engellilik, Posthümanizm ve Türkiye adında bir kitabım bulunuyor. Açık kaynak olarak da erişilebiliyor.
Uzun yıllar sivil toplumda yer aldım. Eğitimde Görme Engelliler Derneği’nin kurucu başkanıyım ve yaklaşık 10 yıl dernek başkanlığını yürüttüm. Hâlen Türkiye Engelsiz Bilişim Platformu’nda koordinatör yardımcılığı yapıyorum. Ankara Kent Konseyi Engelli Meclisi’nde de bazı sorumluluklar üstleniyorum. Son yıllarda web siteleri ve mobil uygulamaların erişilebilirliği alanında çalışmalar yürütüyorum.
Bugünkü programa konu olan bir diğer alan ise dijital içerik üreticiliği. Bunu gönüllü olarak yapıyorum. YouTube’da üç yıldır içerikler paylaşıyorum. Bir de kendi web sayfam, emretasgin.com var. Orada da zaman zaman köşe yazılarımı yayımlıyorum.
Genel olarak böyle devam ediyoruz, bu şekilde anlatabilirim.
A.T.A.: Bu hafta ana temamız senin YouTube kanalın ama oraya gelmeden önce EGED’den, bilişimle ilgili çalışmalarından ve Kent Konseyi’ndeki görevlerinden biraz bahsedelim. Müzik arasına kadar bunlara değinelim, dinleyicilerimiz de seni daha yakından tanısın. Müzikten sonra YouTube’a geçeceğiz.
EGED’in başlangıcından biraz söz edelim. Yasemin Hanım’ı, İbrahim Bey’i daha önce konuk aldım ama sen de kurucu başkan olarak dernek hakkında birkaç detay verir misin?
Eğitimde Görme Engelliler Derneği (EGED)
E.T.: Tabii, aslında biz derneğin kuruluşunu 2009’a götürüyoruz. 2009 yılında bir grup görme engelli üniversite öğrencisi olarak bir mail grubu oluşturduk. O zamanlar görmeyenler arasında mail grupları çok revaçtaydı. Orada öğrenciler olarak karşılaştığımız sorunlarla ilgili paylaşımlarda bulunuyorduk.
Yıllar ilerleyip bu öğrenciler kendi illerinde örgütlenmeye başlayınca, “Acaba biz dernek mi olmalıyız?” diye düşünmeye başladık. Çözüm önerileri oluşturuyor, bunları duyurmaya ve uygulamaya çalışıyorduk ama bir tüzel kişiliğe ihtiyaç var mı konusu gündeme geldi.
Bunu bile yaklaşık 6-7 ay kendi içimizde tartıştık. Sonunda dernek kurulması kararı alındı ve tüzük yazımına geçildi. O da nereden baksanız 5-6 ay sürdü. 2013 yılı için söylüyorum; gerek engelli alanında gerekse diğer alanlarda hak odaklı çalışan sivil toplum kuruluşlarının tüzüklerini bayağı çalıştık. Hatta o derneklerin üyelerinden daha iyi tüzüklerini bilir hâle gelmiştik, öyle söyleyeyim. Tüzük konusuna çok önem vermiştik. Hâlen de o tüzüğü kullanıyor arkadaşlar, değişmedi yani.
Dernek 28 Ocak 2013 tarihinde kuruldu. O gün geldiğinde biz artık öğrenci olmaktan çıkmaya başlamıştık. Üyelerimizin çoğunluğu öğretmendi. Sosyolog, sosyal çalışmacı ve avukat arkadaşlarımız da vardı. Öğrenciler ise her zaman içimizdeydi, bugün de öyle. Bu şekilde hak odaklı çalışan ve 14. yılına yaklaşan bir yapı ortaya çıktı. Ben de burada üç dönem, yaklaşık 10 yıl boyunca başkanlık yaptım. Önemli projeler yürüttük, önemli kazanımlar elde ettik. Tek tek bunlardan bahsetmeye herhalde zamanımız yetmez, bugünün konusu da değil. Ama geçmiş çalışmalarımız derneğin web sayfasından ve sosyal medya hesaplarından bulunabilir.
Elektronik Yabancı Dil Sınavı’nın erişilebilirliği, EBA’da yani Millî Eğitim Bakanlığı Eğitim Bilişim Ağı’nda yaptığımız erişilebilirlik çalışmaları, engelli öğretmenlerin atanması, yer değiştirmesi ve diğer özlük hakları bunlardan bazıları. Bugün engelli öğretmenler bu alanlarda neye ulaşabiliyorsa, bak işte burada mütevazı olmayacağım, bizim çalışmalarımızın attığı temeller sayesindedir. Dernekle ilgili böyle söyleyebilirim.
A.T.A.: Şimdi eğitim dönemi de yeni başladı, daha bir hafta oldu. Görme engelliliğini bir kenara bırakalım; bir öğretmen olarak Türkiye’de eğitimin durumunu nasıl değerlendiriyorsun?
Eğitimle ilgili elimizde PISA gibi uluslararası ölçekte veriler de var. Son sonuçlarda Türkiye’nin bazı alanlarda ilerleme kaydettiğini gördüm. Buna dair sen ne söylemek istersin?
E.T.: PISA raporlarında Türkiye, son yıllardaki ilerleme açısından dikkat çeken ülkelerden biriydi. Tabii raporun detaylarını çok okumadım ama şöyle söyleyebilirim: Eğitimi günün koşullarına, teknik imkânlarına ve ihtiyaçlarına göre her zaman revize etmek gerekir. Eğitim dinamik bir süreçtir. Böyle bakıldığında gerek öğrenme ve öğretim süreçlerinin gerekse eğitimin bütün paydaşlarının bu dinamizmi yakından takip etmesi gerekir. İdarecilerin de bunun uygulanmasını sağlayacak takip mekanizmasını iyi işletmesi önemli.
A.T.A.: Sağol Emre. Ortalara bir yere geldik programda. Müzik paylaşıyoruz ve müziği ben konuğa soruyorum. Sen bir müzik belirledin mi? Ne dinleyelim şimdi?
E.T.: O zaman şunu dinleyelim: Fazıl Say ve Serenad Bağcan'dan dinleyelim; "Akılla Bir Konuşmam Oldu" desinler.
A.T.A.: Sakat Muhabbet devam ediyor. Bu hafta, 64. Yayın Dönemi'mizin son Sakat Muhabbet bölümünde konuğum Emre Taşgın. Kendisi sosyal bilgiler öğretmeni ve EGED’in kurucu başkanı.
Emre Taşgın, YouTube kanalında da üç yıldır engellilik alanında içerikler paylaşıyor. Bir yandan arkadaşım, bir yandan da meslektaşım diyebilirim. Çünkü medya aracılığıyla insanlara ulaşıyor. Bunun için illa eğitim almak da gerekmiyor. Ben iletişim konusunda eğitim aldım ama yurttaş gazeteciliği diye de bir şey var. Sen de aslında bir yönüyle bunu yapıyorsun.
Emre, YouTube kanalının hayata geçişinin ve zaman içinde nasıl evrildiğinin hikâyesini senden dinleyelim ki detaylara zaten gireceğiz.
Emre Taşgın YouTube Kanalı ve Engelliliğe Dair İçerikler
E.T.: Valla bilmiyorum, “meslektaşım” dedin, teşekkür ederim, onore ettin. Ben hiçbir zaman kendimi gazeteci veya iletişimci olarak tanımlamadım. En fazla, olduysak biraz alaylısı olabilmişizdir diye söyleyebilirim.
Benim temel çıkış noktam kendi tecrübelerimi ve bilgilerimi aktarabilmekti. Mesela engellilik alanında gündem çok hızlı değişiyor. “Bu aslında ne anlama geliyor, hak temelli bakış açısıyla nasıl değerlendirmek gerekiyor?” Bunları anlatabilelim diye çıktığım bir yoldu. Dernek başkanlığını bıraktıktan sonra engellilik alanından tamamen çekilmedim. Köşe yazıları yazıyor, podcastler çekiyordum. Sonra eşimle de konuştuk; “Belki bunu YouTube’da devam ettirebilirsin,” dedi.
YouTube fikri benim açımdan biraz kaygı vericiydi çünkü burası görsel bir alan, görsel bir platform. Podcast çekmek bir kör olarak daha kolay; sesle uğraşıyorsun. Ama YouTube’da nasıl olacak, görseli nasıl halledeceğiz derken aylar boyunca araştırma yaptım, teknik imkânları öğrendim.
Benim tekniğe yatkınlığım yüksektir, kolay öğrenirim. Bir sisteme erişilebiliyorsa veya kısmen erişilebiliyorsa ona adapte olmak benim açımdan zor olmaz.
Bir taraftan da YouTube’un algoritmasını anlamaya çalıştım. Farklı, hatta konuyla hiç alakası olmayan alanlarda içerikler izliyordum. Bir yaz mevsimini neredeyse sadece içerik izleyerek geçirdim. Spor, haber, felsefe, müzik... Farklı kanalları izleyip nasıl yapıyorlar, hangi saatte yayınlıyorlar, nasıl başlıklar kullanıyorlar diye baktım. Bunları öğrendikten ve kendimi hazır hissettikten sonra yayına başladım.
İlk programı 8 Eylül 2023 tarihinde yayımladım. Yani “YouTube kanalı açayım” deyip ertesi gün video yayınlamadım. Nereden baksan altı aylık bir hazırlık süreci geçti. Bak, EGED’deki gibi aslında. Bende hep böyle oluyor. Karar veriyorum, sonra onu uygulamak için gerekli altyapıyı kendi çapımda hazırlamaya çalışıyorum.
Böylece üçüncü yıla kadar geldik. İzleyicilerimiz de sağolsunlar; beğenileri ve etkileşimleriyle destek verdiler.
“Engellilerin Gündemi” programını iki haftada bir yapıyoruz. Aslında haber vermiyoruz çünkü haber her yerde var. Daha çok o haberin ne anlama geldiği üzerine, az önce de söylediğim gibi, bir şeyler söylemeye çalışıyorum.
Bir de senin yaptığına benzer bir formatta, “Sözümüz Var” serisinde konuklar ağırlıyorum. Tam sayısını şu anda bilmiyorum ama 160 civarında program yaptık herhalde. Yaklaşık 130 farklı insan ağırlamışız. Akademisyenler, sivil toplum temsilcileri, bazen ayrımcılığa uğrayanlar; öğretmenler, öğrenciler, gençler, ileri yaştakiler, çocuklar... Her yaştan ve kesimden kişi kanalda sözünü söyleyebildi.
Sokaktaki deneyimlerimizi paylaştığımız içerikler de var. Bunların en popüleri, yapay zekâyla pazar alışverişi yaptığımız video oldu. Bayağı ilgi gördü.
Kör Bir Ailenin Yapay Zeka ile Pazar Alışverişi
A.T.A.: Ben de görmüştüm. O dönemde seni konuk almayı düşünmüştüm ama baktım, herkes konuk alıyor, her tarafta yayınlandı. Ben de “Emre’yi biraz daha sonra konuk alayım,” dedim. Çok güzeldi. Onu da dinleyicilerimize önereyim, YouTube’da var.
Peki, gazetecilerin o içeriği yansıtma biçimi nasıldı? Senin açından doğru yansıtıldı mı?
E.T.: Doğru.
A.T.A.: Canını sıkan bir şey olmadı. Çünkü hep söylüyoruz ya, bizimle ilgili haberlerde genelde bazı sıkıntılar yaşıyoruz. Bu içerikte senin böyle bir şey yaşamadığını düşünüyorum.
E.T.: Hocam, yönlendirdik çünkü. Yaşamamak için elimizden geleni yaptık. Sivil toplumdan gelen haberlerin geçmişte nasıl yansıtıldığına dair olumsuz deneyimlerimizden yola çıkarak, gazeteci arkadaşlarımızla nasıl etkileşim kuracağımız konusunda belli bir seviyeye geldik. Tabii günün sonunda onlar içeriği nasıl istiyorlarsa öyle yansıtıyorlar, o da ayrı bir şey. Ama şunu başka bir yerde de söyledim, burada da söyleyeyim.
Gazetelerde, televizyonlarda engellilerin “şuna rağmen bunu yaptığı” ya da “engeli yüzünden şunları yaşadığı” şeklinde dramatik haberler yayınlanıyor, değil mi? Biz o gün ortada bir sorundan bahsettik. Nedir sorun? Görme engelliler pazarda alışveriş yaparken zorlanıyorlar. Peki çözüm ne? Yapay zekâ. Yapay zekâ buna bir çözüm olabilir mi?
Bak, orada birden fazla mesajı aynı anda vermiş olduk. Sorunu gösterdik, çözüm olarak bir alternatif önerdik. Aynı zamanda şu da ortaya çıktı: Görme engelliler telefonu, bilgisayarı kullanıyor ve bunlarla kendi işlerini kolaylaştırabiliyor. Yani birden fazla mesajın aynı anda izleyiciye, dinleyiciye ve okuyucuya ulaştığı bir içerik oldu. Basında çok farklı şekillerde röportajlarımız, içeriklerimiz yayımlandı ama vallahi en fazla içime sinen de bu oldu.
A.T.A.: Peki, başka kör insanlardan “Ne güzel oldu, biz de sayenizde denedik” gibi dönüşler aldın mı?
E.T.: Tabii, bir sürü tanıdığımız ve tanımadığımız kör arkadaşla temasımız oldu. “Nasıl kullanıyorsunuz?” diye soranlar da vardı. Hani derler ya, “Bir gün herkes ünlü olacak” diye. O gün bizim için o gündü herhalde. Dışarı çıktığımızda, “Sizi biliyoruz, pazarda alışveriş yapmıştınız,” diyenler de oldu. Bir ay kadar onun etkisini yaşadık yani.
YouTube Kanalındaki Program Başlıkları
A.T.A.: Bir yandan şöhretin tadını da yaşadınız aslında.
Abi, ben yine YouTube kanalına döneyim. Geçenlerde kanalın üçüncü yıl bilançosunu yayımlamıştın. Ben de oradan bazı ekran görüntüleri aldım. Şimdi önümde, üçüncü yılda kanalda neler yaptığını anlattığın bir içerik var. Bölümleri oradan okuyorum: “Sözümüz Var”, “Engellilerin Gündemi”, "Psikolojik Danışman Ayşegül Derin Taşgın ile Bunu da Konuşalım" -ki kendisi eşin, onu da ayrıca konuşalım- yaptığın “Ne Değişti?”, “Sokaklar Bizim”, “Dünyada Engelliler”, “Sınav Kılavuzları” ve “Partnerim Yapay Zekâ”.
Biraz anlatsana bu bölümleri. Neler yapıyor, neler anlatıyorsun?
E.T.: Aslında biraz bahsettim. Engellilerin Gündemi’nde geride bıraktığımız iki haftanın haberlerini yorumluyor, “Bu ne anlama geliyor?” sorusuna cevap arıyoruz. Sözümüz Var serisinde ise az önce ifade ettiğim gibi, senin yayınına benzer bir formatta röportajlar yapıyoruz. Birisi ayrımcılık yaşamışsa onu anlatıyoruz, yeni bir uygulama geliştirmişse ondan bahsediyoruz. Konuğumuz bir akademisyense kendi çalışma alanı üzerine konuşuyoruz. Bence arşivlik bir yayın.
Burcu Meltem Arık ile İklim ve Engelliler İçeriği
A.T.A.: Geçen Burcu Meltem Arık’ı konuk aldın. Benim de yakın arkadaşım Burcu Meltem. Onunla COP21 ve iklim üzerine konuştun. Burcu hem iklim alanında çalışıyor, hem de ERGE’den. Dolayısıyla seninle de aynı frekansta birisi aslında.
E.T.: Tabii, mesela Burcu Meltem Arık’a da selamlar olsun. Kendisi doğrudan engellilik alanında çalışmıyor ama yaptığı çalışmaların dolaylı olarak dokunduğu alanlardan biri de engellilik.
Biz sadece engellileri ya da doğrudan engellilik alanında çalışanları konuk almıyoruz. Kesişimsel olarak engellilikle ilişkili olabilecek alanlarda çalışan kişileri de davet etmeye çalışıyoruz. Bunun için tabii araştırma yapmak gerekiyor. Sadece çevrendeki kişileri konuk alırsan bir süre sonra dönüp başa gelirsin. O yüzden sürekli araştırma hâlinde olmak gerekiyor. Bu da benim sevdiğim şeylerden biri.
“Sokaklar Bizim” serisinde beyaz bastonla sokakta karşılaştığımız olumlu ya da olumsuz erişilebilirlik deneyimlerini anlatıyoruz. Yapay zekânın engellilere sağladığı olanakları da uygulamalı olarak göstermeye çalışıyorum.
Eşim de dediğim gibi psikolojik danışman. Onun uzmanlık alanıyla ilgili programları bazen birlikte yapıyoruz, bazen de kendisi tek başına yapıyor. Bu sene o da doğrudan kanala dâhil olmuş oldu. ChatGPT ile pazar alışverişi de zaten beraber yaptığımız bir içerikti.
A.T.A.: Bu sınav kılavuzları körler için mi bir şey?
E.T.: Yok, hayır. O şöyle: EKPSS’ye yani Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavı’na nasıl başvurulur, nelere dikkat etmek gerekir ya da tercih aşaması geldiğinde ne yapmak lazım?
Aynı şekilde üniversite sınavları, liseye giriş ve bursluluk sınavları gibi dönemlerde engellilerin başvuru yaparken nelere dikkat etmesi gerektiğini özetlediğimiz içerikler hazırlıyoruz. Yoksa kılavuzları doğrudan motamot alıp burada yayımlamıyoruz. Hatta özellikle şunu vurguluyoruz: “Bu içeriği izledikten sonra yine de kılavuza bakın. Sadece bizim söylediklerimizle işlem yapmayın.”
A.T.A.: Peki, kanalın takipçilerinden nasıl dönüşler alıyorsun? Görüyorum, içeriklerin altında epey yorum oluyor ve bunların çoğu da destekleyici. Bu üç yıllık dönemde tahminen kaç kişiye ulaştın? Kanal ve içerikler hakkında nasıl geri dönüşler alıyorsun?
E.T.: Valla şöyle, soru odaklı dönüşler oluyor. “Şu tarz içerikler de yayımlarsanız daha iyi olur,” diyen arkadaşlarımız var. Sorulara da bilgimiz ölçüsünde cevap vermeye çalışıyorum.
Buradan aslında şunu da anlayabiliyoruz: Bugün engellilerin, hatta toplum olarak hepimizin yaşadığı sorunların temelinde ekonomi önemli bir yer tutuyor. Çünkü bizim en çok izlenen videolarımız ekonomi odaklı olanlar. ÖTV muafiyeti, emeklilik hakları, sağlık raporu düzenlemeleri gibi konulardaki içerikler en fazla izlenenler arasında. Buradan Türkiye’deki engellilerin sorunlarına dair bir çıkarımda bulunulabilir. Tek başına bir veri olmasa bile dikkate alınabilecek bir gösterge olduğunu söyleyebiliriz.
Bir yandan da konuklar ağırlamaya çalışıyoruz. Bize ulaşıp “Biz böyle bir şey yaşadık” ya da “Böyle bir çalışmamız var, sizin kanalda da duyurmak istiyoruz,” diyenler oluyor. Eğer kendi çizgimize uygunsa onlara da yer vermeye çalışıyoruz. Eleştirileri de dikkate alıyoruz. “Tamam, sen böyle yaptın ama bu içeriği şöyle yayımlarsan ya da görsel açıdan şunu iyileştirirsen daha iyi olur,” gibi öneriler geliyor. İzleyicilerle etkileşimde olmak benim için önemli. Çünkü senin de yaptığın gibi bu, günün sonunda gönüllü bir iş. Ama gönüllü diye savsaklayamazsın. Bir işi yapıyorsan gönüllü de olsa profesyonel de olsa elinden geldiğince iyi yapacaksın. Ben şimdiye kadar hep böyle yaşadım. Sivil toplumu da gönüllü yaptık.
Hem Hak Odaklı Olup, Hem Ana Akımda Yer Alabilmek
A.T.A.: Peki, Sakat Muhabbet’i takip edebildin mi, birkaç bölümünü dinleyebildin mi? Neler dersin, eksik gedik var mı?
Bir de sen bu işe ciddi emek verdin. Gazetecilikte illa okulunu okumak gerekmiyor. Bu kadar zamandır yoğun çaba sarf ediyor, içerik üretiyorsun. Dolayısıyla artık bu işin erbabısın diyebiliriz.
Hem Sakat Muhabbet’i değerlendirmeni, hem de şunu konuşmak isterim: Engellilik alanında habercilik konusunda daha iyi ne yapılabilir? Biz kendimizce bir şeyler yapıyoruz ama bunu geliştirmek mümkün mü? Sen kendi içinde bu sorulara nasıl cevap veriyorsun?
E.T.: Sizin programla ilgili şöyle söyleyeyim: Farklı kesimlerden kişileri ağırlamak, farklı konuları burada konuşmak ve özellikle belli bir dinleyici kitlesi olan bir kanalda bunu yapabilmek önemli. Çünkü burası doğrudan engellilik üzerine yayın yapan bir kanal değil. Belli bir kitlesi ve uzun yıllara dayanan köklü bir geçmişi olan bir radyo. Burada her hafta engellilik alanıyla ilgili yarım saate yakın bir program yapabilmek önemli. Bunu hak odaklı bir çerçevede yaptığınız için de kıymetli buluyorum.
Tanıdığımız birçok arkadaşımızın da buraya konuk olduğunu biliyorum. O yüzden yayınınızın devamını dilerim. Bir de sizin yaptığınız gibi yankı odalarından çıkmamız lazım. Sosyal medya dediğimiz zaman her şey herkese ulaşıyor gibi geliyor ama aslında öyle değil. Algoritma, kişiye yine kendi ilgi alanlarına yakın içerikleri gösteriyor. Mesela bu programı YouTube’da yayımlasan, yine en çok engellilikle ilgilenen kişilere gösterme potansiyeli var. O yüzden ana akım mecralarda daha fazla görünür olmamız gerekiyor. Mesela ChatGPT ile pazar alışverişi yaptığımız içerik her yerde göründü. Biz de beklemiyorduk. Hatta ne kadar yayıldığının farkında bile değildik. Evde film izliyorduk, kardeşim aradı: “Siz şu anda ne olduğunun farkında mısınız? Her yerde sizi konuşuyorlar,” dedi. Bizim de öyle haberimiz oldu.
Belki bu her zaman olmaz ama hak odaklılıktan uzaklaşmadan, ana akımda da ilgi çekebilecek mesajlar sunan yayınlar oluşturmamız gerekiyor. Bunu yapan arkadaşlarımız da var. Doğrudan hedef kitlesi görme engelliler ya da engelliler olmadığı hâlde, engellilerin neler yaşadığını anlatan içerikler üretiyorlar. Bunu iyi yapanlar da var, eleştirdiğim kişiler de var. Ama ben daha fazla ana akım mecrada yer alabileceğimiz, sözümüzü söyleyebileceğimiz alanlar bulmamız gerektiğini düşünüyorum.
A.T.A.: Çok teşekkür ediyorum konuk olduğun için Emre. Bu hafta konuğum Emre Taşgın’dı. YouTube kanalında üç yıldır engellilik üzerine içerik üretiyor. Dolu dolu geçen üç yılın ardından kanalında pek çok farklı içerik birikmiş durumda.
YouTube’da “Emre Taşgın” diye aratırsanız kanalına ulaşabilirsiniz.
E.T.: Soyismim Giresun’un G'siyle yazılıyor.
A.T.A.: Evet, evet. Ben “gın” diyorum ama alışkanlıktan “kın” diye duyulabilir tabii.
Emre, çok sağol konuk olduğun için. Son sözlerin varsa alalım.
E.T.: Vallahi teşekkür ediyorum. Sana da yeni yayın döneminde başarılar diliyorum. Hepimize kolay gelsin.
Bir şey yapmaya, üretmeye çalışıyoruz. Bir mesele var ve istiyoruz ki daha fazla duyulsun. Günün sonunda da bizim yaptıklarımızın katkısıyla birileri hayatlarında daha iyi şeyler yaşasın. Temelde amacımız bu.
Aslında baktığın zaman az yaşıyoruz. 70-80 yılın sonunda ne sen olacaksın, ne ben olacağım. Bu dönemi iyi yaşayalım. Çevremizdekilerin de iyi yaşamasına az da olsa bir katkımız olursa, bu bizi mutlu edecek şeylerden biri. Böyle bakmak lazım.
A.T.A.: Çok sağol Emre. Konuğum Emre Taşgın’dı. 64. Yayın Dönemi'nin son bölümüydü. Sakat Muhabbet, 158. kez Apaçık ve Açık Radyo’dan size seslendi. Umarım daha uzun süre devam edeceğiz.
Bizi dinlediğiniz ve hâlâ Açık Radyo’da devam etmemizi sağladığınız için çok teşekkür ediyorum.
'Dünyanın bütün sakatları, eğleşin!' Haftaya görüşmek üzere. Hoşçakalın.
Benzer İçerikler
EGED Podcast
Alper Tolga Akkuş, Yasemin Tüney, İbrahim Koç
Yapay Zekâ ve Sakatlar
Alper Tolga Akkuş, Can Kırca
Paris 2024 Paralimpik ve Erişilebilirlik
Mihriban Boyacı
’EEEH!’ Diyen Sakatların Dergisi
Burak Sarı