Apaçık Radyo

Art Balıkesir’den, ‘To Be or To Bee’ Sergisi

16 Eylül 2026

Konuğumuz psikolog ve küratör Çisem Özkan ile Balıkesir’de düzenlenen “To Be or To Bee” sergisini konuşuyor; özel gereksinimli bireylerin üretimlerini farklı ülkelerden sanatçıların eserleriyle bir araya getiren serginin kapsayıcılık, sanat için engelsizlik ve ekoloji eksenindeki yaklaşımını ele alıyoruz.

Alper Tolga Akkuş: Merhaba. Apaçık Radyo’ya, Sakat Muhabbet’e; sağlamcı zihniyetin kör topal muhalifine hoşgeldiniz. Ben Alper Tolga Akkuş ve bugün 16 Eylül 2026 Çarşamba. 

Bu hafta Balıkesir'e uzanıyoruz. Konuğumuz bu hafta Çisem Özkan. Çisem Hanım hoşgeldiniz. Nasılsınız, iyi misiniz?

Çişem Özkan: Hoşgeldim, teşekkür ederim. Sizler nasılsınız?

A.T.A.: Çok sağolun, bizler de iyiyiz. Benim bir ilk sorum var programda, hep bu soruyla başlıyorum programa: Çisem Özkan kimdir? Bugüne kadar neler yapmıştır? Bir sakatlığınız var mıdır?

Ç.Ö.: Evet, şöyle ki Çisem Özkan, 38 yaşında, psikolog, iki çocuk annesi ve 10 seneyi aşkın süredir mesleğini icra eden bir birey toplumda. “Bir sakatlığım var mı?” sorusuna biraz daha geniş kapsamda bakmak istiyorum izninizle. Bildiğim kadarıyla fiziksel, mental ve ruhsal bir sakatlığım yok. Ancak sakatlığı sadece bu şekilde değerlendirmenin yeterli olmadığını düşünüyorum. Bazılarımız korkularıyla, toplumdaki rolleriyle, geçmişiyle, algılarıyla da sakatlık yaşayabiliyor. Toplumun çoğu bu şekilde. Belki benim de sakatlığım, bir psikolog olarak psikolojiyle yıllardır ilgilendiğim için dünyaya ve insanlara bakarken daha fazla içeriden bakma eğiliminde olmamdır. Kendi sakatlığımı belki bu şekilde ifade edebilirim.

A.T.A.: Balıkesir’de gerçekleşecek bir sergiyi konuşacağız. Serginin adını da hemen ben söyleyeyim: “To Be or To Bee”. “Be” fiili ve arı anlamına gelen “bee” sözcüğüyle oluşturulmuş bir ismi var serginin. Ama sergiye şimdilik geçmeyelim.

Psikolog olduğunuzu söylediniz ama sizinle bir sanat sergisini de konuşacağız. Psikoloji alanındaki deneyiminizi de ele alalım; ancak sanatla ilişkiniz, sanata yöneliminiz nasıl gerçekleşti? Bunu da dinleyenlere aktaralım bence.

Ç.Ö.: Tabii ki. Ben yıllardır, mesleğe ilk başladığım andan itibaren özel gereksinimli bireylerle çalışıyorum. Şu anda da özel gereksinimli bireylere hizmet verdiğim bir okulum var. Burada dil ve konuşma alanında yetersizliği olan bireylere destekleyici programlar sağlıyoruz.

10 seneyi aşkın süredir Balıkesir merkezde böyle bir kurumun aynı zamanda yöneticiliğini yapıyorum. Hayatımın neredeyse üçte biri, özel gereksinimli bireylerle ve dezavantajlı gruplar olarak tanımlanan aileleriyle temas hâlinde geçti. Onlarla, dediğim gibi, ömrümün üçte birini geçirdim diyebilirim.

A.T.A.: Peki, sanat kısmı nasıl oluştu? Eğitim kısmı tamam, psikoloji tamam ama sanata olan ilginiz nasıl başladı? Küratörlüğü ilk kez mi yapıyorsunuz, yoksa daha önce de bu alanda deneyimleriniz var mıydı?

Ç.S.: Şöyle ki, bu benim ilk bağımsız küratörlük deneyimim. Sanata hep ilgim vardı. Dünyada farklı ülkelere gittiğimde ilk yaptığım şey doğrudan müzeleri araştırmak, orada görmek istediğim eserleri önceden listelemek olurdu. Çok geniş bir seçkiye sahibim.

Terapiler ve tabii ki çalışma yoğunluğum içerisinde, kendi arınma yolculuğumda da sanat hep başucumda oldu. Bazen görsel sanatlar, bazen edebî bir eser... Kendimi daha iyi hissetmem için sanat hep başucumda, terapötik bir iyileştirici gibi, kendi ruhumda şifa bulduğum bir araca dönüştü.

Ben de ilk bağımsız küratörlük deneyimimde, özel gereksinimli bireylerin ürettiği eserleri yalnızca “özel gereksinimli” olmaları üzerinden, bir engel sıfatıyla değil; dünyanın ve aynı zamanda ülkemizin dört bir yanından bizlere ulaşan sanatçıların bağımsız eserleriyle birlikte, kimliksiz bir şekilde sergilemek istedim.

A.T.A.: Özel gereksinimli birey derken sadece otizm ve onun spektrumundan mı söz ediyoruz, yoksa her türlü sakatlığı mı “özel gereksinimli birey” olarak adlandırıyorsunuz?

Ç.Ö.: Sadece otizm tabii ki değil; her türlü sakatlığı özel gereksinim olarak ifade edebilirim. Bazen zihinsel yetersizliği olan, fiziksel engeli bulunan ya da ruhsal bir tanı almış bireylerden söz edebiliriz. “Özel gereksinim” dediğimde aslında çok geniş bir kapsamdan bahsediyorum.

Disleksi tanısı almış, okuma yazmada zorlanan bireyler; dil ve konuşma terapisine ihtiyaç duyan bireyler; hayatlarının belli dönemlerinde travma yaşadıktan sonra bir süreliğine ruhsal veya zihinsel yıpranmışlığa bağlı olarak desteğe ihtiyaç duyan bireyler... Özel gereksinim aslında çok geniş bir kapsayıcılığa sahip.

A.T.A.: Bir şeyi de merak ediyorum. “Özel gereksinimli” ifadesini “engelli” ya da “sakat” yerine mi kullanıyorsunuz, yoksa hepsini kapsayan bir ifade olarak mı tercih ediyorsunuz? Aslında bunu biraz açmak için soruyorum. Ben de merak ettiğim için size yöneltiyorum bu soruyu Çisem Hanım.

Ç.Ö.: Ben aslında yıllardır “engelli” kavramını kullanırken zorlandığımı fark ettim kendi içimde. Çünkü onlarla görüştüğümde, onların yalnızca “engelli” adı altında değerlendirilen ya da belli platformlarda sadece “engelli” veya “sakat” kavramlarıyla tanımlanan bireyler olmalarının çok ötesinde, iç dünyalarına yıllardır tanıklık ettiğim için “engel” ve “sakat” kavramlarından ziyade “özel gereksinimli birey” kavramını kullanmayı uygun buluyorum.

A.T.A.: Sakat Muhabbet programındayız. Ben “sakat” kelimesini tercih ediyorum. Bunu da aslında duymak isterim. “Sakat” kelimesini tercih etmeyen kişilerin de programa konuk olmasını istiyorum. Bunu hep söylüyorum ama bugüne kadar denk gelmedi.

Siz “özel gereksinimli birey” ifadesini “sakat” kelimesine bir alternatif olarak kullanıyorsunuz. Peki, “sakat” dendiği zaman siz ne hissediyorsunuz? İsterseniz bunu da biraz açalım.

Ç.Ö.: Sakat kelimesinin bende ne yarattığı mı?

A.T.A.: Evet, evet. Yani doğru mudur, yanlış mıdır? Yanlışsa neden yanlış, doğruysa neden doğru?

Psikolog olarak özel bir eğitiminiz de var. O açıdan da aslında dinleyenlerimize ışık tutabileceğini düşündüğüm için ayrıca sormak istiyorum size.

Ç.Ö.: Teşekkür ediyorum. Şöyle ki, bence kelimeler afaziye uğramış durumda. “Engelli” kelimesi, “sakat” kelimesi de aynı şekilde. Bu kelimeleri kullanmayı tercih ederken hiç rahatsız olmayanlar olduğu gibi, kendilerinin “engelli” ya da “sakat” olarak tanımlanmasından şikâyet eden çok kişiye de rastladım kendi hayatımda ve çalışmalarımda.

Bende uyandırdığı herhangi bir olumsuz etki yok. “Sakat” denildiğinde kendimde de sakatlıklar buluyorum, biraz önce ifade ettiğim gibi. Kendi duygu dünyamda, düşünce dünyamda, algı dünyamda da bence sakatlık olarak tanımlayabileceğim birçok şey var. Ama herkes adına bir tanımlamaya geçecek olursam, tüm hassasiyetleri de gözeterek “özel gereksinimli” kavramını uygun buldum.

A.T.A.: Şimdi programın hemen hemen ortalarına geldik ve burada bir müzik paylaşıyoruz ve ben de müziği konuğumuza soruyorum. Sakat Muhabbet olarak böyle bir özelliğimiz olduğunu size daha önce iletmiştim zaten. Bir müzik seçtiniz mi? Seçtiyseniz anons etmenizi rica edeceğim sizden.

Ç.Ö.: Evet, müzik seçerken çok zorlandım. Çünkü iyi müzik dinlemeyi çok seviyorum. Notasyona çok değer veriyorum. Bu anlamda kendi çocuklarımı da aynı şekilde büyütürken en çok önemsediğim şeylerden biri dinlediğimiz müzikler oldu. Arabada yolculuk yaparken, kahvaltı esnasında ya da yemeğe eşlik eden müzik benim için çok kıymetli. Çünkü bunun da ayrı bir beslenme sağladığını düşünüyorum.

Burada ben Özkan Uğur’un “Severim” şarkısını tüm dinleyicilerimize dinletmek istiyorum.

A.T.A.: Tabii ki. Özkan Uğur’a da buradan bir selam gönderelim. MFÖ’nün değerli bir üyesiydi kendisi. Buradan selamlar olsun kendisine.


A.T.A.: Sakat Muhabbet devam ediyor. Bu hafta konuğumuz, Balıkesir’den psikolog Çisem Özkan. Çisem Hanım’ı neden konuk ettik? Biraz detay konuştuk ama sergiden şimdiye kadar üstü kapalı söz ettik. Dinleyenler de “Ne sergisi, ne oluyor, ne küratörlüğü?” demişlerdir. Şimdi ona girelim.

Art Balıkesir’in düzenlediği “To Be or To Bee” sergisi olacak. Hatta alt başlığı da “Sanat için engel yok – No Barriers to Art” olarak belirlenmiş. Ben bu kadarını söyleyeyim ve gerisini size bırakayım. Araya yine girerim. Çisem Hanım, buyurun, bu sergiyi sizden dinleyelim.

Image
""


‘Sanat için engel yok. No barriers to art’

Ç.Ö.: Çok teşekkür ederim. Balıkesir maalesef diğer şehirlerimize kıyasla sanata ve sanata yönelik ilgiyi canlı tutan, bu anlamda katılımın çok yoğun olduğu bir şehir değil. Müze ve galeri ziyaretçi sayılarına bakıldığında oldukça düşük istatistiklerde yer alıyor.

Ben de bu sene özel gereksinimli bireylerin üretmiş olduğu eserleri daha farklı bir şekilde sergilemek istedim. Aslında her sene özel çocuklarımız burada eserlerini üretiyorlardı ve biz de bir şekilde sergiliyorduk. Ama bu sefer, özel gereksinimli bireylerin bir stantta yalnızca otizm, zihinsel engel ya da fiziksel engel üzerinden tanımlanmalarına karşı çıkmak ve biraz “Çisemce” bir şeyler katmak istedim.

Bu yüzden yıllardır tanıdığım ya da uzaktan eserlerini takip ettiğim, dünyaca ün kazanmış, kendi coğrafyamızdan da bazı sanatçılara ulaştım ve onlar bu sergiyi çok anlamlı buldular. Serginin ismini verirken de özellikle Shakespeare’in “To Be or Not to Be” sözünden esinlenerek bir kelime oyunu yaptım.

Olma hâlini ve arı gibi farklılıkların birlikteliğini temsil eden; her arının görevi farklı olsa da bir koloniye hizmet etme hâlini, bireyden bütüne geçişi sembolize eden “bee” kelimesini kullanmak istedim.

Biraz önce bahsettiğim sebeplerden dolayı daha çok insanı sanatla karşılaştırmak, sanata maruz bırakmak adına, herkesin uğrak yeri olan buradaki bir alışveriş merkezinin fuaye alanını sergimiz için uygun bir yer olarak tercih ettim. Çünkü bunu bir sergi alanında yapsaydık muhtemelen biz bize olacaktık. Sadece katılımcılar ve yakınları ya da sanatla ilgilenen kısıtlı bir grup olacaktı.

Ama ben bir küratör olarak ilk deneyimimde sanatın her yerde sergilenebileceğine, her koşulda insanlara ulaştırılabileceğine inanıyorum. Bu yüzden 20-24 Eylül 2026 tarihleri arasında, alışveriş için belki de her gün binlerce insanın uğradığı bu yer, insanların sanat eserlerine maruz kaldıkları bir alana dönüşecek.

“Maruz” diyorum; özellikle maruz bırakmak istiyorum. Burada herhangi bir sınırlama, herhangi bir kural koymadım. Her eser sahibi, katılmak istediği bağımsız eseriyle sergide yer alacak. Örneğin bir heykeltıraşımız bir heykeliyle katılırken, Hollanda’dan bir illüstrasyon sanatçısı kendi eseriyle yer alacak. Yine birçok katılımcı İsviçre’den gelen mail art yani posta sanatıyla tanışacak. Türkiye’nin dört bir yanından yağlı boya tablolar, cam sanatları ve ipek eserler de sergimizde yer alacak.

Peki biz ne yapacağız? Biz de özel bireylerimizin üretmiş olduğu geri dönüştürülebilir çantaları, şapkaları ve birçok eseri, o sanatçıların eserleriyle bir arada, onlardan ayırmadan, herhangi bir ismin ya da başlığın altına koymadan hep birlikte sergileyeceğiz. Burada belki hepimiz kimliksizleşeceğiz ve hepimiz bir arı gibi, sanat aracılığıyla bir koloniye hizmet eder hâle geleceğiz. Temel gayem bu.

Umarım eserleri sergilediğimizde katılımcılar da hissettirmek istediğim şeyi hissederler: Sanat üretmek, ses çıkarmak ve sesinizi duyurmak için hiçbir şeyin engel olmadığını; herhangi bir tanıma ihtiyacınızın bulunmadığını ve sanatın da buna hizmet ettiğini.

A.T.A.: Şimdi ben de detay vereyim: Bugün Çarşamba yayındayız ve bu sergi Pazar günü başlayacak, Perşembe günü sona erecek. 

Ç.Ö.: Evet.

A.T.A.: Yeri de, adresi bendeki bilgilerde var; göndermiştiniz, sağolun. Gaziosmanpaşa, Yeni İzmir Caddesi, No: 206, Altıeylül, Balıkesir; 10 Burda AVM. Ben de adresini söyleyeyim; dinleyip yakınlarda olanlar gitmek isterlerse.

Peki, gelecek olanlar hangi saatler arasında gelebilir ve orada neyle karşılaşacaklar? Her sanatçı orada olacak mı? Özel gereksinimli bireyler orada olacaklar mı? Söyleşiler olacak mı, yoksa sadece sergiyi gezip eserleri mi göreceğiz? Bununla ilgili detaylar var mıdır? Sizden öğrenebilir miyiz?

Ç.Ö.: Tabii ki. Sergimiz, AVM’nin açık olduğu saatlerde, sabah 10:00 ile akşam 22:00 arasında açık olacak.

Sergide herhangi bir ürün satışı olmayacak. Aslında AVM’nin çizgisinin oldukça dışında, herhangi bir satışın olmadığı, yalnızca sanat eserlerinin sergilendiği bir alan olarak tüketici konumundaki ziyaretçiye de bir anlamda mola verme imkânı sağlayacak.

Eserler Türkiye’den ve farklı ülkelerden bize ulaştığı için maalesef her eser sahibi sergide yer alamayacak. Ancak günümüzün dijital imkânlarını kullanarak her eserin yanında yer alacak QR kodlar aracılığıyla eser sahibini ve sanatçıyı tanıtan bilgilere ulaşılabilecek.

Söyleşilerimiz ise fotoğraf sanatçıları ve özel gereksinimli bireylerin ailelerinin katılımıyla şekillenecek. Fotoğraf sanatçılarımızın bir kısmı Balıkesir’den katılım sağlayacak. Aynı şekilde söyleşilere katılacak ressamlarımız da var.

Bir de dediğim gibi, QR kodlar aracılığıyla bilgi edinme imkânı olacak. Ben de küratör olarak, ekipte görevli arkadaşlarımızla birlikte sergiyi ziyaret eden kişilere eserleri ve sanatçıları tanıtmış olacağım.

A.T.A.: Şimdi bana yolladığınız bir afiş vardı. Burada bir dünya haritası var. Balıkesir merkezden arılar dünyaya yayılıyor ve haritada ülkeler yer alıyor: ABD, Hollanda, İsviçre, Yeni Zelanda, Mısır, Nijerya... Türkiye’den de Tekirdağ, İstanbul, Ankara ve Bursa gibi şehirler var.

Buralardan eserler gelecek anlamında mı, yoksa bu haritanın başka bir detayı, başka bir anlamı var mı?

Ç.Ö.: Evet, bunlar eserlerimizin geldiği ve geleceği şehirler ve ülkeler aslında. Hepimiz Balıkesir’de toplanıyoruz. Arılar olarak farklı ülkelerden ve farklı şehirlerden geliyoruz. Ana billboard tasarımımız da katılımcı sanatçıların bulunduğu ülke ve şehirleri temsil edecek şekilde oluşturuldu.

A.T.A.: Sanatçılara dair de biraz bilgi verir misiniz? Hangi sanatçı hangi eserle katılacak? Tabii, hepsini saymak uzun sürecektir ama özet olarak sizden dinleyelim: Kimler katılıyor, sergide hangi eserler yer alacak?

Ç.Ö.: Dinçer Güngörür, heykel sanatıyla katılacak. Aynı şekilde Rittiner & Gomez, İsviçre’den mail art sanatıyla katılacak. Napolyon Berk Şentürk, Netflix ve Marvel için çalışmalar yapan ödüllü bir tasarımcı ve illüstratör. Kendisi de Hollanda’dan eserleriyle katılım sağlayacak. Aslı Filinta ise bir Anadolu kadınından ve onun üretiminden ilham aldığı, Hatay’daki deprem sonrasında depremzedelerin üretime katıldığı bir kolektifin ürünleriyle katılacak. Kendisi dünyada tanınan bir moda tasarımcımız ve sergide bir look’uyla yer alacak. Aynı şekilde Haldun Sümerman, “Türk Kadını” adını verdiği bir tasarımıyla katılım sağlayacak. Hülya Becerir, Tekirdağ’dan katılıyor. Kendisi kanser tanısı almış hastalarla yıllardır çalışan bir doktor. Resim sanatıyla doktorluğundan önce de ilgilenmiş ve bu alanda kendisini çok geliştirmiş bir resim sanatçısı. Burada bir eseriyle bizlerle olacak.

Aynı şekilde Alaaddin Kaçar, kadın doğum doktoru ve yıllardır doktor kimliğiyle tanınan, Türkiye’de ve dünyada önemli çalışmalara imza atmış bir isim. Dünyanın farklı ülkelerinde çekmiş olduğu fotoğraflarıyla katılım sağlayacak. Cengiz Gümrükçü de Cumhurbaşkanlığı fotoğrafçımız. Çalışmaları Ankara’dan bizlere ulaşacak.

Bu şekilde, fotoğraflarıyla ve eserleriyle bizlere katılım sağlayacak daha birçok sanatçımız var. Ben şu anda size özellikle bazı sanatçılarımızı saydım.

A.T.A.: Teşekkür ediyorum. Peki, özel gereksinimli bireyler sizin okulunuzdaki öğrenciler mi, yoksa dışarıdan da sergiye katılan sanatçılar olacak mı?

Ç.Ö.: Fiziksel sakatlığı olan, ödüllü bir fotoğraf sanatçımız var. Bizim okulumuzun öğrencisi değil, kendisi bağımsız bir sanatçı. Herhangi bir kuruma ihtiyaç duymadan hayatını sürdüren bir gazeteci aynı zamanda.

Yüksel İpek’ten bahsediyorum. Kendisi fotoğraflarıyla sergide yer alıyor. “Bir Üzümün Hikâyesi” adını verdiği, kırsalda artık unutulmaya yüz tutmuş pekmez yapımını konu alan bir belgesel için çektiği fotoğraflarla katılım sağlayacak.

Katılım sağlayacak öğrencilerimizin tamamının adını burada geçirmem pek mümkün değil. Çünkü sayıca çok fazlalar ve program akışı açısından da belki uygun olmayabilir.

A.T.A.: Peki, internette sergiye ilişkin bir sayfa var mı? Katılımcıları ve sanatçıları merak eden dinleyicilerimiz oradan inceleyebilsinler. Böyle bir sayfa ya da web sitesi hazırlandı mı?

Ç.Ö.: Sergimiz bir ay içerisinde tasarlanıp oluşturulduğu için bir web sitesine ihtiyaç duymadık. Ancak “Art Balıkesir” adını verdiğimiz bir Instagram sayfası, serginin açılışıyla birlikte aktifleştirilecek. Art Balıkesir hesabı, 20 Eylül itibarıyla Instagram’da aktif hâle gelecek.

A.T.A.: Art Balıkesir bir kolektif mi yoksa bu sergiye özel oluşturulmuş bir yapı mıdır?

Ç.Ö.: Bu sergiye özel oluşturduğum, ilkini bu yıl gerçekleştirdiğim ve önümüzdeki yıllarda da gelenek hâline getirerek Balıkesir’in farklı noktalarında, farklı lokasyonlarında sürdürmeyi hedeflediğim bir oluşum.

Image
""


Serginin Ekolojik Sacayağı: Arılar

A.T.A.: Şimdi Apaçık Radyo, bildiğiniz gibi ekoloji üzerine odaklanan bir radyo. Burada da arı teması var. “Arılar yok olursa dünyada yaşam yok olur” diye Einstein’a atfedilen bir söz de var. O anlamda bu serginin ekolojik bir sacayağı da var mı?

Ç.Ö.: Kesinlikle ekolojik bir sacayağı var. Aslında bizim kendi öğrencilerimizin ürettiği tüm eserler çevreci eserler. Geri dönüşüm kutularına atılan kâğıtlardan oluşturduğumuz çantalar, şapkalar gibi oldukça dayanıklı ve kullanıma uygun eserler var.

Hem çevreci, hem de doğaya ve sürdürülebilirliğe katkı sağlayan eserlerle özellikle katılmak istedik.

Image
""


'To Be or To Bee’ veya ‘Olmak ya da OOlmak’

A.T.A.: Şimdi bu “To Be or To Bee” bir kelime oyunu gibi de şöyle geldi benim aklıma: “To be or not to be”yi Türkçeye “Olmak ya da olmamak” diye çevirdik ya; buradaki “bee”de de iki tane “e” harfi var. Yani aslında “olmak” ve “oolmak”; belki iki “o” ile söylemek gibi tınladı bende.

“To Be or To Bee”, “olmak ya da arı olmak” değil de “olmak ya da oolmak” şeklinde geldi bana. Hani Mevlânâ’ya atfedilen “Ne olursan ol yine gel” sözü var ya, öyle bir tını da hissettim. Bilmiyorum, size nasıl geldi? Bu benim kendi düşüncem. Siz ne düşünüyorsunuz?

Ç.Ö.: Harika. Çünkü “olma hâli”ni vurgulamak istemiştim. Hepimizin bir olma hâli var ve aslında biriz. Dünyanın neresinde olursak olalım, kendi vasıflarımız, kendi sakatlıklarımız ne olursa olsun, hepimiz bir olma hâline hizmet ediyoruz. Burada da “be”, olma hâlinde, evet, dediğiniz gibi bir tınıya sahip. Serginin de aslında ruhunu yansıtan bir tını olmuş.

Çok teşekkür ediyorum. Bu geri bildirim benim için çok kıymetli.

A.T.A.: İngilizce bilmeyen dinleyicilerimize de açıklayalım. “Olmak”, İngilizcede “be”; yani “b-e” yazılıyor, “bi” okunuyor. “Arı” ise “bee”; “b-e-e” şeklinde yazılıyor ve yine “bi” diye okunuyor. Ben de buradaki tek “e”ye ikinci “e” eklendiğinde, Türkçede “olmak” ve iki “o” ile “oolmak” gibi bir çağrışım oluştuğunu düşündüm. Çisem Hanım da sağolsun, bunun güzel bir çağrışım olduğunu teyit etti.

İngilizce bilmeyen dinleyicilerimiz varsa onları da dışarıda bırakmayalım; çünkü dil bariyeri de bir engel. Hayattaki pek çok şey bir engel. Bunu sadece sakatlık üzerinden konuşmayalım. Hepimizde bir sakatlık var.

Sakatlıktan çekinmeden, sakatlığımızla birlikte hayata iştirak etmek durumundayız. Sizin serginiz de aslında buna yol açan bir sergi diye anlıyorum.

Çok çok sağolun Çisem Hanım, konuğumuz olduğunuz için. Son sözleriniz varsa onları da alalım.

Ç.Ö.: Çok teşekkür ediyorum size, özellikle beni konuk ettiğiniz ve sesim olduğunuz için. Burada da aslında bir engeli kaldırdınız. Herkese ulaşma konusunda bir engel yaşıyordum ve bu engeli kaldırarak çok önemli bir araç oldunuz.

Art Balıkesir “To Be or To Bee” sergisindeki temel hedefimiz; sanat için engel olmadığına, hiçbir engelin hiçbir koşulda bizi sınırlandıramayacağına ve hiçbir engele teslim olmayacağımıza dikkat çekmek.

Burada hepimiz, biraz önce de ifade ettiğiniz gibi, olduğumuz hâlimizle, olma hâlimize hizmet ederek hayata devam etmek ve hayata tutunmak durumundayız. Bu konuya dramatik bir tablodan değil, ürettiğimiz tablodan bakmak benim temel gayemdi. Çünkü hepimizin içinde o ışık var, hepimizin içinde o olma hâlini yaratan enerji var. Bu olduğu sürece nerede olduğumuzun, kim olduğumuzun ve nasıl olduğumuzun hiçbir önemi yok.

Her şekilde sanat hep başımızın ucunda olsun. Sanat hep bizim iyileştiricimiz olarak bize şifa olsun.

A.T.A.: Çok sağolun Çisem Hanım. 

Çisem Özkan idi konuğum ve kendisiyle “To Be or To Bee” sergisini konuştuk. 

'Dünyanın bütün sakatları eğleşin!' Haftaya görüşmek üzere. Hoşçakalın.

Benzer İçerikler

Ermeni Cemaatindeki Otizmli Çocukların Eğitimi
8 Ekim 2025
Alper Tolga Akkuş
Erişilebilir Bienal Turları
24 Aralık 2025
Alper Tolga Akkuş
Sakat feminist
15 Kasım 2023
Elif Gamze Bozo
İran’da Otistik Birey Olmak
15 Nisan 2026
Alper Tolga Akkuş
  -     
Canlı Yayın
Şimdiki
Sıradaki
Sıradaki
Sıradaki