Apaçık Radyo

Trafik Işığına Selam Duran Polis

15 Eylül 2026

Dünyayı Dinliyorum’dan Zekeriya Şen, Trans-Sibirya yolculuğunun Novosibirsk durağında kentin bilim, tarih ve gündelik yaşamla iç içe geçen yüzünü; Rusya’nın Batı ve Çin’le ilişkilerinin günlük hayata yansımaları eşliğinde anlatıyor.

Image
""


Novosibirsk'te son saatler, trenden önce

Olga dönüş yolculuğuna Tanrı'yla ilgili bir hikâyeyle başladı ki en iyi jeoloji dersleri de böyle başlar.

Dünya yaratılırken, dedi, zenginlikler kıta kıta paylaştırılmış. Çuval Sibirya'ya geldiğinde iş çoktan uzamış, Tanrı’Nın canı sıkılmış o yüzden çuvalı ters çevirip silkelemiş. Sonra Tanrı dinlenmiş, yaptığına bakmış ve herkese haksızlık ettiğine karar vermiş. Bunun üzerine hepsini gömmüş: geçilmez bataklıkların, sık ormanların, donmuş toprağın altına. Ve şöyle demiş: istiyorsanız aklınızı kullanın.

Bu şakanın çeşitli versiyonlarını çalıştığım bütün yeraltı zengini ülkelerde duydum. Ama yalnızca burada sonunda zekâya dair bir cümle var. Ve bir bakıma Akademgorodok'un tüm gerekçesi bu dört cümlede duruyor.

Donmuş toprağın kendisi de on dokuzuncu yüzyılda tesadüfen bulunmuş; kuyu kazan bir tüccar tarafından. Adam su ararken aşağı inmiş, su yerine donmuş toprak bulmuş ve dibine hiç varamamış. Bugün Yakutistan'ın bazı yerlerinde suya ulaşmak için yüzlerce metre deliniyor. Toprak, siz öyle istiyorsunuz diye donmuş olmaktan vazgeçmiyor.

Image
""


Enstitünün altındakiler

Altında colider (hızlandırıcı) bulunan Nükleer Fizik Enstitüsü'nün önünden yeniden geçtik. Olga bir kez içeri girmiş, bir Amerikan büyükelçisine eşlik ederken; giriş kolay değil ve gösterilmeyen şeyler var. Makineyi göreceğini sanmış, kendini bir tünelin içinde, bakılamayacak kadar büyük bir şeyin tek bir bölümüne bakarken bulmuş.

İddialarını burada sıraladı ve hepsini inanarak söyledi. CERN'deki parçaların önemli bir bölümünün Novosibirsk enstitüsünde üretildiğini. Şu an inşa halindeki yeni foton kaynağının eşsiz olduğunu. Süpersonik silahlarda Amerikalıların on yıl geride kaldığını. Telefonundaki devlet hizmetlerinin - tek tuşla doktor randevusu, kira ödemesi, banka havalesi, tren bileti - başka hiçbir yerde bulunmadığını ve buraya elen uzmanların şaşırdığını. Adeta bizim e-devlet sistemine atıfta bulunuyor hissettim.

Rakamları geçtim. İlginç olan, arkalarındaki dürtü ve bunu görülmediğini hisseden başka yerlerden de tanıyorum: ciddi işler yapıyoruz, yurtdışında kimse bilmiyor, ve bu bilmeyiş artık kasıtlı gibi geliyor. Karşılaştırma olarak İran'ı verdi, kendiliğinden. Kapatıldık, dedi. İnsanlar bizim hakkımızda hiçbir şey bilmiyor. Yazık.

Sonra Opera Binası'ndaki Amerikalı öğrencileri anlattı. O bina savaş yıllarında, erkekler cephede olduğu için kadınlar tarafından tamamlanmıştı; öğrenciler ona Sovyetler Birliği'nin İkinci Dünya Savaşı'na katılıp katılmadığını sormuş. Olga da savaşı kazanan ülkenin burası olduğunu, bedelinin yirmi yedi milyon can olduğunu söylemiş. İnanmamışlar.

Bu hikâye anlata anlata cilalanmış. Ama sanırım gerçeğe de yeterince yakın.

Dönüş yolunda ise kutbu tersine çevirdi ve aşağı yukarı şunu söyledi: kendi ülkesi hakkında bana anlatılan her şey de propagandadır. İşte burada dikkatli olmam gerekiyor. Çünkü dürüst cevap şu: memlekette bana ulaşan Rusya tablosu incedir, arabada bana sunulan tablo da özenle kurulmuştu. İki yassı görüntü toplanıp bir gerçek etmiyor.

Image
""


Pazartesi, müzelerin kapalı olduğu gün

Demiryolu müzesine uğradık ve kapalı bulduk. Restorasyon değil; Pazartesi. Her şey Pazartesi kapalı. Ama görevli onu tanıyordu, gidip rica etti ve çitin içine girip bakmamıza izin verdiler.

Açık havada, sıra sıra dizilmiş yüzden fazla lokomotif. Buharlılar, dizeller ve en uçta sarıya boyanmış kar temizleme makineleri. Hepsi bu hatta çalışmış. Bir pazartesi günü, kimsenin olmadığı bir müzede, ait oldukları demiryoluyla oraya gelmiş biri olarak bir Trans-Sibirya lokomotifinin yanında durmak - rehberli bir saatten daha değerli.

Bir kazanın üzerinde Lenin ile Stalin'in kabartması var. Stalin sökülmüş. O meşhur konuşmadan sonra portreler bütün ülkede indirilmişti; burada bir yüzün durduğu yerdeki boş vida yuvasını görebiliyorsunuz. Kendi düzeltmelerinin izini silmeyen bir müze, çoğundan cesur bir iş yapıyor demektir.

En eski lokomotif dar hatlı ve on dokuzuncu yüzyılın sonunda Almanya'da yapılmış. Buraya Almanlarla gelmiş; taygadan ana hatta kereste taşımak için kullanılmış. Onlar gidince o kalmış. Bataklığa gömülmüş ve yıllar sonra ormanda odun kesen işçiler bulana kadar orada kalmış. Çıkarmışlar, temizlemişler ve müzeye vermişler.

Olga makinist kabinine çıkmama izin verdi ve sürüyormuş gibi yaparken fotoğrafımı çekti; bir demiryolu müzesinde yetişkin bir adamın yapması gereken doğru davranış budur ve özür dilemiyorum.

Moskova'daki demiryolu müzesinin bu kadar iyi olmadığını söyledi. Moskova'dakini görmedim, o yüzden iddiayı yorumsuz kaydediyorum.

Image
""


İnsanlar ne kullanıyor, neden?

Bu konu onu açtı ve ardından gelen araba sohbeti bana ekonomiyi herhangi bir ön bilgilendirmeden daha iyi anlattı.

Lada hâlâ o araba; Vasili öndeki koltuktan doğruladı. Özellikle de Niva, kırsalda, çünkü yol olmayan yollarda ayakta kalıyor. Olga, İngiliz çiftçilerin de kendisine aynısını söylediğini, buna şaşırdığını anlattı. Adamlar ona kendi arabalarının mükemmel olduğunu, yeter ki birileri önceden bir yol yapmış olsun demişler.

Gerisi Japon, Çin, Kore, Alman ve çoğu ikinci el. Vladivostok ile Habarovsk üzerinden yürüyen bir ticaret var: Japonya'da yaşlanan bir araba vergiye ve imha masrafına dönüşüyor, birkaç yüz dolara bir Rus ithalatçıya satılıyor, gemiyle taşınıyor ve ülkenin batısına dağıtılıyor. Bu yüzden Pasifik'ten binlerce kilometre uzakta, direksiyonu sağda arabalar görüyorsunuz. Parlamento bir zamanlar bunları yasaklamış, neredeyse herkesin böyle araba kullandığı Uzak Doğu reddetmiş, yasa da sessizce ertelenmiş. Çin markaları artık Rusya içinde monte ediliyor, yani navlun fiyattan düşüyor.

Olga'nın bunun nereye gideceğine dair hükmü: Çin her şeyi yutacak.

Ben de yıllardır düşündüğüm şeyi söyledim: Çin muazzam ve sessiz ilerliyor, kimseyle kavga etmiyor, herkesi dengeliyor ve kapalı kapılar ardında gelişiyor. Katıldı, sonra buradaki hiç kimseden duymadığım kadar açık bir şekilde şerh düştü. Resmî olarak dostuz, Putin ile Şi öyle diyor, ama bu dostluk kimse seçtiği için değil Batı gittiği için kuruldu. Ve tam olarak güvenmiyor. Bugün dostunuzdur, dedi, yarın kendine daha iyi bir yer bulmuştur.

Bir de Amerikalılara atfettiği bir söz aktardı: prototip istiyorsanız bir Rus'a sorun, bir milyon tanesini istiyorsanız Çinlilere.

Image
""


Yazmayacağım kısımlar

Sonra bütün 20. yüzyılı dolaştık. Hain dediği Gorbaçov, çoğunlukla içkisiyle tarif ettiği Yeltsin, Kazakistan, Çeçenistan ve uzun bir Ukrayna bölümü.

Bir önceki yazımda bunu aktarmayacağımı yazmıştım, sözümde duruyorum. Bir kısmı tartışmalı, bir kısmı düpedüz gerçek değil; Batılı liderlerin ölümlerine dair bir kol ise her ülkede dolaşan ve hiçbirinde ayakta duramayan bir tarih türüne ait. Hepsini tam bir iyi niyetle anlattı, ki mesele de sorun da tam olarak bu.

Saklayacağım şey, içinde hiç siyaset olmayan bir ayrıntı. Burada, Akademgorodok'ta bir öğrencisi var; babası Kiev'de ve evinden çıkmıyor. O baba gerçek. Bu işin nasıl başladığına dair kim ne düşünürse düşünsün, adam hâlâ o evde.

Image
""


Çekmiyor

Telefon meselesini beklemiyordum ve işimiz açısından pratik sonuçları olduğu için yazıyorum.

Mesajlaşma uygulamaları burada kısıtlanmış. Olga'ya WhatsApp o sabah, saatler gecikmeyle ulaşmıştı; içinde meslektaşlarımın beni bulup bulmadığını soran mesajları vardı. Bazı tesislerin çevresinde mobil internet tamamen kesiliyor, bazen sesli arama da. Mayıs'ta annesi bir uçak fabrikasının yakınındaki hastanedeyken eve dönmek için taksi çağıramamış.

Bu, kendi gruplarımın anlattığıyla birebir örtüşüyor: Moskova ile Novosibirsk arasında hiçbir şey yok; Irkutsk'tan sonra sözde bağlantı geri geliyor ve Vladivostok'a kadar sürüyor. SMS aşağı yukarı gidiyor, bazen gecikmeli. Kartlar ise hiç çalışmıyor. Merakımdan restoranda denedim, reddedildi; Olga güldü ve o hafta iki bankaya daha yaptırım geldiğini söyledi.

Nakit. Ruble, elde, yola çıkmadan önce. Yolculara trene binmeden söyleyin, bindikten sonra değil.

Image
""


Eski şehir ve bronzdan küçük bir şaka

Müze ziyareti beklediğimizden az zaman aldığı için Olga beni ara sokaklardaki ahşap evleri görmeye götürdü. Eski İnananlar köylerinden hemen tanıdığım evler; kendisi bunların basitçe Sibirya evi olduğunu, buraya Rus yerleşimcilerle geldiğini söylüyor. Zemin kat tuğla, üst kat ahşap; çünkü tuğla pahalıydı, ahşap her yerdeydi ve daha önemlisi ahşap ısıyı tutuyor.

Pencereleri sayın, dedi. Ne kadar çok pencere varsa adam o kadar zengindir, çünkü her pencere bütün kış ödeyeceğiniz bir ısınma masrafıdır. Bir sokağı okumanın son derece basit ve güzel bir yolu.

Pencere çerçeveleri boyalı ve renklerin anlamı var: mavi gökyüzü, sarı güneş ve verdiği enerji, yeşil doğa, beyaz bulutlar. Ve bulutların üzerinde melekler.

Sonra bir kavşakta, hayatımda uğradığım en güzel anıtlardan biri.

Bronzdan bir polis. Eski üniformalı, rahat bir göbeği var, yanındaki ilk trafik ışığının önünde duruyor ve ona selam çakıyor. Şehrinde beliren yeni bir makineyle karşılaşmış, ne işe yaradığını bilmiyor, dolayısıyla yapabileceği tek doğru şeyi yapıyor. İnsanlar uğur getirsin diye karnını ovuyor. Karşıya geçip onunla birlikte selam durdum ve Olga'ya fotoğrafı iki kez çektirdim, çünkü ilkinde yanlış yere basmıştı.

Az ötede, duvara monte edilmiş eski bir Singer dikiş makinesi; cepheye giysi üreten atölyenin işareti.

Image
""


Kukla Ev

Bir fikri daha vardı ve bu kez mesleki bir fikirdi: tasarımcısının 2011'de Avrupa çapında bir ödül aldığını söylediği bir restoran. Adı Puppenhaus, yani Kukla Ev. İçeri girmek için zil çalıyorsunuz.

İçerisi temalı bir restoran değil. Masaları olan bir koleksiyon. Sahibi kukla tiyatrosu tutkunu; yıllarını ve epey parasını müzayedelerde harcamış. Sonuç, her biri ayrı döşenmiş odalar, yarım odalar, nişler ve merdivenler; kuklalarla, eski kitaplarla, gaz lambalarıyla ve birini bekliyor gibi duran bir piyanoyla dolu. Tuvaletler bile ayrı birer küçük dünya olarak yapılmış. Çocukları oradan koparmak mümkün değil. Misafirler burayı müze gibi geziyor ve kahveyi giriş ücreti gibi ısmarlıyor.

Bir bira ve bir kapuçino ile oturduk - musluklarda Rus birası yoktu, ki bu ikimizi de güldürdü; Çek ve Alman şişeleri her yaptırımdan sağ çıkmıştı - ve ben de olduğum satın almacı gibi not tuttum. Her gün açık, öğlenden gece yarısına kadar. Mutfak onda kapanıyor, yani operadan sonra tatlı ve içkiyle sınırlı. Opera Binası'na yürüme mesafesinde. Gruplar için önceden sipariş şart ve en az iki saat gerekiyor, Rusya’da servis yavaş. Alakart yaklaşık kırk dakika sürüyor. Kişi başı üç bin ruble civarı, yani otuz sekiz dolar kadar; ne olduğu düşünülünce pahalı değil.

Opera Binası da yıl boyu çalışıyor ve birkaç yıldır eserler Rusça çeviriyle değil kendi dillerinde söyleniyor. Bu, kültür programı kuran biri için önemli. Repertuvarı istiyorum.

Kalkarken Olga kahvenin borcunu sordu. İki kez sordu. Sormak zorunda olduğunu, biraz da özür diler gibi açıkladı; çünkü artık herkes kendi hesabını ödüyormuş ve özellikle Amerikalılar evet deme eğilimindeymiş.

Ben de kendisine bizim geleneğimizde onun beni ağırladığını, kahvesini benim ısmarladığımı ve bir kez daha sormasının yapabileceği en kaba şey olacağını söyledim.

Image
""


 İstasyona

Artık neredeyse hiç işi yok. Buradaki acenteler küçüldü - iki yıl Covid, ardından çatışma, ardından yaptırımlar - ve Batılılar fiilen gelmeyi bıraktı. Biri aradığında bir iş alıyor. Eskiden Altay ve Hakasya programlarını, Uzak Kuzey'i, Uzak Doğu'yu ve Golden Eagle'ı çalışıyormuş; bir de ders veriyormuş çünkü tek bir işi yapmak insanı yoruyor diyor. Aslında karnımı doğurmuyor demek istedi bence.

Neredeyse matematikçi olacakken dünyayla tanışabilmek için yabancı dili seçmiş bir kızdı. Sonra dünya gelmeyi bıraktı. Ve kendisi hâlâ, bir pazartesi günü kapalı bir demiryolu müzesinin kaldırımında durmuş, tek bir Türk ziyaretçinin lokomotiflere bakabilmesi için görevliyi ikna ediyor.

İstasyonda kendisine doğru dürüst teşekkür ettim. Gün içinde üç dört kez söylediği şeyi bir kez daha söyledi: bazen insanlar ona fazla hevesli olduğunu, bundan yorulduklarını söylermiş.

Son bir not, geliş uçağından, ve hâlâ aklımda dönüyor. Koridorda yürüdüm ve 40 ile 50 arasında yolcunun gerçek kitap okuduğunu saydım. Kalın, kâğıt kitaplar. Benim genelde bindiğim uçaklarda herkes bir şey izliyor olur.

Tek bir uçaktan teori kurmak istemiyorum. Ama fark ettim, Olga hiç şaşırmadı ve bu akşam trene dönüp kendi 30 yolcumla batıya gidiyorum.

Benzer İçerikler

  -     
Canlı Yayın
Şimdiki
Sıradaki
Sıradaki
Sıradaki