Apaçık Radyo

Bin Programın Ardından: Dünyayı Dinliyorum

16 Ekim 2026

Dünyayı Dinliyorum’dan Zekeriya Şen, 17 Ekim’de yayınlanacak bininci program vesilesiyle 2006’da Açık Radyo’da başlayan ve Apaçık Radyo’da devam eden 20 yıllık yolculuğuna dönüp bakıyor; farklı coğrafyalardan sesleri, kültürleri ve hikâyeleri dinleyiciyle buluşturmanın anlamını, dünya müziğine yaklaşımını, her yayının ardındaki emeği ve yıllar boyunca biriken unutulmaz anıları paylaşırken, bininci programın bir son değil, yeni seslere açılan bir eşik olduğunu vurguluyor.

17 Ekim 2026'da Dünyayı Dinliyorum bininci programını yayınlıyor. Bin program, bin hafta demek. Neredeyse yirmi yıl boyunca, önce her pazar, şimdi her cumartesi, aynı süre içinde aynı mikrofonun başına oturup dünyanın bir köşesinden bir sesi bu yayına taşımak demek.

Image
""

Yolculuk 2006'da, radyomuzun adı hâlâ Açık Radyo'yken, Jak Kohen aramızdayken başladı. Elimde birkaç CD, kafamda bir sürü soru vardı. Acaba başarabilecek miydim? İlk deneme kayıtlarındaki o heyecan hâlâ boğazımda düğümlü, nasıl unutabilirim ki. Bir dinleyici bile yeter diyordum. Bir dinleyici dünyanın öbür ucundaki bir sesi duyup "bunu bilmiyordum" desin, yeter.

Bin program sonra o "bilmiyordum" duygusunun peşinden hâlâ aynı heyecanla gidiyorum. Bu yazı, o yolun nasıl yüründüğüne dair hem bir teşekkür hem de bir itiraf.

Yirmi yıl önce bu programa başladığımda dünyayı müzik aracılığıyla tanımak istiyordum. Bugün anlıyorum ki müzik bana yalnızca dünyayı değil, kendimi de öğretti. Bilmediğim bir dilde söylenen bir şarkının karşısında susmayı, anlamadığım bir kültür hakkında hemen hüküm vermemeyi, bazen hiçbir şey söylemeden yalnızca dinlemeyi öğrendim. Belki de bu yirmi yılın bana verdiği en büyük armağan, daha fazla şey bilmek değil, ne kadar az şey bildiğimi fark etmek oldu.

Bu yirmi yılda dünya da değişti. Sınırlar sertleşti, savaşlar çoğaldı, insanlar yerlerinden edildi, mülteci olmya zorlandı. Ama müzik sınırları aşmanın yollarını bulmaya devam etti. Bir mülteci kampında, bir protesto meydanında, bir düğünde ya da küçük bir evin mutfağında insanlar şarkı söylemeyi sürdürdü. Ben de bu mikrofonda yalnızca müziğin değil, dünyanın değişen hikâyesinin izini sürdüm. Zira dünyamız değişti! 

Müzik bir halkın en eski arşividir. Yazıya geçmemiş tarih ağıtlarda, ninnilerde, düğün havalarında, tarla türkülerinde, kültürün en derin katmanlarında saklanır. Bir Mande griotunun korasında bir soyağacı, bir Saami joikunda bir manzara, bir Anadolu ağıtında derin bir göç hikâyesi yaşar.

Bu ezgiler kuşaktan kuşağa, ağızdan kulağa, sonra kulaktan kulağa geçer. Bir annenin söylediği ninni, yıllar sonra torununun dilinde yeniden doğar. Bir köy düğününde çalınan hava, bir başka kıtada bir kulüp sahnesinde yeni bir kılığa bürünür. Gelenek bir müzeye kapatıldığında ölür, dolaştıkça yaşar.

Dünyayı Dinliyorum'u hep bu dolaşımın bir parçası olarak gördüm. Benim işim o hikâyeleri taşımak, yeni kulaklara ulaştırmak. Çünkü bir ses, bir kulağa ulaşmadıkça yalnızca bir kayıttır. Duyulduğu an yeniden hayat bulur.

Image
""

Yıllardır en sık duyduğum soru bu: "Senin çaldığın ne, dünya müziği mi, etnik müzik mi?" Soru basit görünür ama cevabı hiç basit değil.

"Etnik" kelimesi, müziği çoğu zaman uzak, egzotik ve zamanda donmuş bir şey gibi gösterir. Sanki o müzik bir vitrinde durur, biz de camın öbür tarafından ona bakarız. Oysa her müzik birilerinin yerel müziğidir. Bir Bamako sokağında, bizim pop şarkılarımız da en az bir kora kadar "etnik"tir.

"Dünya müziği" adı ise 1980'lerin sonunda, plak dükkanlarında bu kayıtlara bir raf bulmak için uydurulmuş bir etiket olarak doğdu. Kusursuz değil, ama en azından bir kapı açıyor. Kimseyi "öteki" yapmıyor, herkesi aynı masaya davet ediyor.

Ben bu tartışmayı hiçbir sınırla çözmedim. Programda yüzyıllık bir ağıt da çalınır, Lagos'ta üretilmiş bir elektronik parça da, koranın cazla evlendiği bir kayıt da. Bana sorarsanız dünya müziği bir tür değil, bir dinleme biçimi: kulağını tanımadığın sese açmak, onu kendi hikâyesiyle birlikte dinlemek. Programın adı da zaten bunu söylüyor: Dünyayı Dinliyorum.

Bir saatlik bir yayın, dinleyiciye kolayca akan bir saat gibi görünür. Arkasında ise günlerce süren bir hazırlık vardır.

İş, müziği bulmakla başlar. Her hafta onlarca albüm dinlerim. Yeni çıkan kayıtları, dünya müziği listelerini, plak şirketlerinin arşivlerini, yeniden basılan unutulmuş kayıtları tararım. Çoğu zaman bir albümden tek bir parça kalır elimde, bazen hiç kalmaz.

Sonra anlamı bulmak gelir. Bir parçayı çalmak yetmez. Hangi dilde söyleniyor, hangi çalgıyla çalınıyor, hangi düğünde, hangi yasta, hangi sürgünde doğmuş? Bunu bilmeden onu bir başkasına anlatamazsınız. Bazen tek bir anons için saatlerce okurum, ta ki dinleyenin kulağında kalacak o hikâyeyi bulana kadar.

En zoru da aktarmak. Bir Tuva gırtlak şarkısını, bir Mali korasını, bir Fin kantelesini hiç duymamış bir kulağa birkaç cümleyle açmak. Ne çok şey söylemeli ne de az.

Son iki yılın kayıtlarına baktığımda bu emeğin somut izini görüyorum. Kasım 2024 ile Ekim 2026 arasındaki 96 programda, 241 farklı sanatçıdan 806 parça çalınmış. Bu parçalar için 784 ayrı anons hazırlanmış. Her biri tek tek yazılmış, ayrı ayrı kaydedilmiş ve yayın listesine işlenmiş. Bu tempoyu 2006'ya kadar geriye götürün; hesabı size bırakıyorum.

Bir de bütün bu rakamların arkasında yaşanmış hikâyeler var. Hiç unutmuyorum, bir hafta seyahatteydim. Programım oldukça yoğundu ve Dünyayı Dinliyorum henüz prodüksiyon ekibine ulaşmamıştı. Yayın saati yaklaşıyordu. Hemen bir otomobile atladım, sessiz bir köşe bulup kenara çektim ve programın anonslarını oracıkta kaydettim. Ardından kayıtları zamanında ekibe ulaştırdım.

Image
""

Bunun gibi nice hikâye birikti yirmi yılda. Kimi zaman bir otel odasında, kimi zaman bir otomobilin içinde, kimi zaman dünyanın bambaşka bir köşesinde... Mekânlar değişti, koşullar değişti ama bir şey hiç değişmedi: O program, yayın saatinde dinleyicisiyle buluşmalıydı.

Her programın Drive'da kendi klasörü var: müzik dosyaları, anons kayıtları, yayın listesi. Bazı haftalar seyahate çıkmadan iki programı aynı gün hazırlamışım. Mikrofon beklemez, dünyanın neresinde olursam olayım yayın günü programın hazır olması gerekir. Yirmi yıldır tek bir yayını kaçırmadım, tek bir programı tekrar yayınlamadım.

Arşive dönüp bakmak, bir hatıra defterini karıştırmak gibi. 2010'un ocak ayında Ali Farka Touré ile Toumani Diabaté'nin "Ali & Toumani" albümünü baştan sona çalmışım. 2015'te Toumani bu kez oğlu Sidiki'yle birlikte yeniden programdaydı. Bir çalgının babadan oğula geçişini bu mikrofondan dinlemek, benim için programın anlamını özetleyen anlardan biri. Ve elbette, yıllar sonra aramızdan ayrılan bu büyük ustayı andığım o program da hep aklımda.

Listeler bir dünya haritası gibi. Çin'in Yunnan dağlarından Yi halkının şarkılarını söyleyen Shanren, Trinidad'ın calypso geleneğini sürdüren Kobo Town, Nijer çölünün gitarlarıyla Mdou Moctar ve Tinariwen, Moritanya'dan Noura Mint Seymali, Kore'den Park Jiha, Saami joikunun ustası Wimme, Lübnan'ın sesi Fairuz.

Bu isimlerin pek çoğuyla birçok dinleyici ilk kez bu programda tanıştı. Her biri için birileri bir yerde "bunu bilmiyordum" dedi. Bin programın asıl birikimi bu.

Bininci programı tek başıma yapmak istemedim. Bu yolda yanımda olan dostlarımı mikrofona davet ettim. İlknur Erk, Hilmi Tezgör, Ömer Şahin, Harun İzer, Levon Bağış ve Turgay Tuna, Dünyayı Dinliyorum'un kendileri için ne ifade ettiğini anlatıyor ve birer parça seçiyor.

Bu programı ben yapmadım, birlikte yaptık. Açık Radyo'dan Apaçık Radyo'ya bu frekansı yıllardır ayakta tutan tüm emeğe, bu yayına omuz veren programcı dostlarıma teşekkür borcum var.

En çok da size. Her hafta radyoyu açan, bir parçanın adını soran, bir sesin peşine düşen, bazen yazıp bazen hiç yazmadan yıllardır burada olan size. Bin programı birlikte dinledik.

Dünya hâlâ çok büyük ve hâlâ dinlenmeyi bekleyen o kadar çok ses var ki. Bininci program bir son değil, bir eşik. Gelecek hafta yine buradayız, yeni seslerle, yeni coğrafyalarla, yeni "bilmiyordum"larla.

Dünyayı dinlemeye devam edin.

Benzer İçerikler

Toumani Diabaté ve Kora
19 Mart 2007
Zekeriya Şen
Afife Ediboğlu ile söyleşi
13 Nisan 2021
Bülent Aksoy
“Mumu, şimdi ve burada”
23 Kasım 2022
Muammer Ketencoğlu
  -     
● Canlı Yayın
—
Şimdiki
—
Sıradaki
—
Sıradaki
—
Sıradaki