Arabaya Binmeden Önce Arka Koltuğu Kontrol Et: B-Filmlerin Ruhu Nedir?
Dünyayı Dinliyorum'dan Zekeriya Şen, Hollywood'un 1930'lu yıllarından günümüze uzanan B-film geleneğinin izini sürüyor; düşük bütçeleri, tuhaf senaryoları, abartılı oyunculukları ve unutulmaz canavarlarıyla sinema tarihinde kendine özgü bir yer edinen bu yapımların nasıl kült mertebesine yükseldiğini anlatırken, çocukluk hafızamızda iz bırakan filmlere ve B-sinemasının kendine has kurallarına değiniyor.
Arabaya binmeden önce mutlaka arka koltuğa bak. Kötü adam kahramanı ilk atışta asla vuramaz; kahraman ise havaya ateş etse bile kötü adamı ilk atışta indirir. Konuşan ya da yürüyen oyuncak alma; er ya da geç kötü bir ruh içine girecektir, tabii hâlihazırda girmediyse.
Bir zombi ordusu etrafını sardıysa üstüne başına zombi kalıntısı sür ki kokunu almasınlar. Sakın koşma, yürü; zombiler zaten koşmaz. Yolculukta asla gruptan ayrılma ve Allah’ın unuttuğu bir yerdeki otelde kalma; girmek kolay, çıkmak şüpheli. Antikacılardan uzak dur, orada satılan her şeyde bir bit yeniği vardır. Sana bir vampir ya da sülük kılıklı bir uzaylı yaklaşıyorsa çığlık atarak vakit kaybetme, tabanları yağla. Garip köşeleri, garip sesleri, hele garip kokuları asla kurcalama; gittiğin yerden dönmeme ihtimalin yüksek. Ne demişler, merak kediyi öldürür. Başın derde girerse polisi arama; sana inanmazlar, inansalar da en acemi polisi yollarlar, o da ilk fırsatta kendini öldürtür ve sen yine yalnız kalırsın.
13’ü Cuma dışarı çıkma, kapıları kilitle, otur evinde. Kocakarı hikâyeleriyle asla dalga geçme; bir gün hayatını kurtarabilirler ya da tek yön biletini kesebilirler. Bir sapığı öldürdüysen merak edip dönüp bakma, bas git; o işi başkaları yapsın. Bilirsin, sapık asla ilk hamlede ölmez. İçki içme, ot kullanma, sevişme, heavy metal dinleme; canavardan kurtulmanın tek yolu bu. Bir kolunu ya da bacağını kaybettiysen ve kötülük yavaş yavaş üstüne geliyorsa hiç dert etme, eksik uzvunun yerine bir elektrikli testere ya da makineli tüfek tak, gerisini düşünme. Bıçaklı bir sapık peşindeyse araban ne kadar yeni olursa olsun çalışmayacağını bil ve hiç binme.
Liste böyle uzayıp gider. Eminim yüzünüzde tuhaf bir sırıtma belirdi. Peki bunlar ne? Bir kehanet mi, bir kullanma kılavuzu mu? Aslında ikisi de. Çünkü konumuz B-filmler ve onların kendine has saçmalıkları. Hemen söyleyeyim, “saçmalık” dediğime bakmayın; bu filmler yeri geldiğinde çoğumuzun ödünü koparmıştır.
B-film nedir?
Terim, Hollywood’un 1930’lu yıllarına dayanıyor. Sinemalar o dönem bir bilete iki film gösteriyordu: büyük yıldızlı, yüksek bütçeli asıl film ve onun ardından gelen, daha ucuza ve daha hızlı çekilmiş ikinci film. İşte o ikinci filme “B-film” dendi.
Zamanla terim anlam genişletti. Bugün B-film dediğimizde, düşük bütçeyle çekilmiş, çoğu zaman korku, bilimkurgu, gerilim, western ya da gangster türünde gezinen filmleri anlıyoruz. Kalite iddiası yoktur ama emek vardır; bir yerden yamuktur ama bir yerden de bize dokunur.
Ellili yıllardan bir bilimkurgu ya da sabah çocuk kuşağında gördüğünüz, kafası pek çalışmayan bir canavarın etrafa saldırdığı bir film izlediyseniz, büyük ihtimalle bir B-film izlemişsinizdir.
Kült olmuş saçmalık
Düşük bütçe, tahta oyunculuk, akla zarar diyaloglar (bazı yetişkin filmlerinde bile daha iyileri var)... Bu filmler zamanla alay konusu olmaktan çıkıp kült mertebesine yükseldi.
Hollywood’un “iyi film istiyorsan para gömeceksin” ezberi, B-filmler tarafından defalarca bozuldu. Parasız pulsuz, teknolojiden nasibini almamış bazı B-filmler bugün hâlâ pek çok büyük Hollywood yapımına taş çıkartıyor ve en az onlar kadar sahiplenilip onurlandırılıyor.
Mikro bütçe, büyük iz
B-film yönetmenleri mikro bütçelerle sinema tarihine geçen filmler yaptı. Peki bu filmler iyi oyunculuk, iyi senaryo ya da özel efekt sayesinde mi iz bıraktı? Asla.
Tarihe geçtiler, çünkü her birimizin içinde özel bir yere dokundular. Samimiyetleriyle bizi büyülediler. İçimizde hiç ölmeyen ama hep öldüğü iddia edilen çocuğu dışarı çıkardılar, onu şımarttılar. Çoğunun adını, hatta konusunu bile hatırlamıyoruz, ama ruhumuza işlediler.
Hâlâ birçoğumuz çocukken izlediğimiz bir filmin sahnelerini birilerine anlatıp adını bulmaya çalışmıyor muyuz? Ayrıntılar silinse de bazı kareler beynimizin bir köşesinde hep kalıyor.
Neden hâlâ bizimle?
B-filmler, onları hep küçümseyen vizyonsuz bir kesim tarafından yerden yere vuruldu. Oysa sinemanın evriminin vazgeçilmez bir parçası onlar. Bugün bu filmlere ulaşmak hiç olmadığı kadar kolay. Onları çocuklarımızla paylaşıp bir sonraki kuşağa aktarmak da boynumuzun borcu.
Yalnız bunu yaparken türün hakkını veren filmleri seçmek lazım. Her alanda olduğu gibi, hatta bu alanda özellikle, ciddiye bile alınmayacak örnekler var. Ama o başka bir yazının konusu.
Benzer İçerikler
Buraya kadar, dostlar
The Guardian
Hem sağır, hem ampute, hem Marvel: Echo
Alper Tolga Akkuş
Cilalı İbo Karşınızda!
Gökhan Akçura
Perdenin Ardındaki Gezegen: Antroposen Sinema
Utku Perktaş