Işık Aydemir'in anısına
Dostları Yonca Kösebay Erkan, Zühre Sözeri, Korhan Gümüş, Alp Sunalp ve Derya Tolgay, Dünya Mirası Adalar girişimine ilk günden itibaren destek veren Işık Aydemir'i anıyor.
Nevin Sungur: Kısa bir süre önce Dünya Mirası Adalar girişimine kuruluşunun ilk gününden itibaren destek veren sevgili Işık Aydemir'i kaybettik. 2022 yılını ona veda etmeden, onu anmadan bitirmek içimize sinmedi. Ve bu programda dostları Yonca Kösebay Erkan, Zühre Sözeri, Korhan Gümüş ve Alp Sunalp’den aldığımız ses kayıtlarıyla kendisini uğurlayalım istedik.
Derya Tolgay: Evet, onun kaybının kabullenmek ve onun ardından konuşmak gerçekten zor benim için. Çok farklı biriydi. Ün, makam, güç, kariyer onun için önemli değildi. Sivilin içinde olmadığı hiçbir çabanın, girişimin sonuç vermeyeceğine inanırdı. Arada tökezlediğimiz ya da güç odaklarıyla karşılaştığımız zaman çok serin kanlı ve sağduyulu bir şekilde olaylara yaklaşırdı. Hepimizi motive etme özelliği de vardı. Ve en önemlisi herkese eşit davranması bize örnekti. Kendi içimizde ayrıştığımız bir olay özelinde sohbet ederken, “Derya sadece yaptığınız işe odaklanın. En iyisini ve kalıcı olanını yapın. Sadece yapın. Enerjinizi başka şeylere harcamayın. Devamlılığınız önemli! Alanı bırakmayın, devam edin” demişti. 20 Mart 2018’de Dünya Mirası Adalar’da konuğumuz olmuştu. İyi ki de yapmışız bu programı, hocamızın kubbede hoş sedası kaldı. Açık Radyo'ya bunun için teşekkürler.
Işık Aydemir: Europo Nostra’da miras programı bundan beş altı yıl önce başlatıldı. Önceden her yıl yapılıyordu. Daha sonra, iki yılda bir yapılır oldu. Ben de seçim kurulundaydım. Bir binanın kültürel ve mimari öneminin yanı sıra dikkate alınması gereken başka kriterler de söz konusu oluyor. Her binanın farklı bir macerası, farklı bir hikâyesi var. Bu hikâyenin bilinmesi seçimine de etki ediyor ve daha hakiki kılıyor. Ama yine de bu yapının, Rum Yetimhanesi’nin mimarisi bizim için gerçekten değerli. Büyükada'nın ve İstanbul'un kültürel kimliği açısından da çok değerli bir yapı söz konusu. 1900’lerin başındaki İstanbul'un sosyal yaşantısının bir ürünü, parçası. Bu bakımdan çok önemli. Ayrıca mimari açıdan da çok başarılı bir örnek, hatta Avrupa'nın da en büyük ahşap yapısı. Ahşap strüktürü temelli bir şekilde oluşturulmuş. Ama onu diğer yapılardan ayıran en önemli özellik şu: Bu yapı zor kazanılmış. Yapının yetimhane olarak kullanılmasının 1964 yılında durdurulması ve ondan sonra yapının boşaltılması ve yapıya el konulması hadisesi var. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin almış olduğu kararla yapının sahibine iade edilmesi konusunu da unutmayalım. Bu karardan sonra buna benzer bir takım tarihî yapıların da tekrardan sahiplerine iade edilmesi gündeme geldi. Ne kadarı iade edildi şimdilik bilmiyorum ama temennimiz bu binaların iade edilerek gerekli işlevlere kavuşmaları. Genellikle biz bu binaların asal yani orijinal işlevlerine dönmesini tercih ederiz. Burada benim de katıldığım güzel bir öneri var: Bu binalar kültürel işlevde kullanılsın. Yapının mimarisi buna uygun mu? Burada bir soru işareti var. Çünkü oda oda düzenlenmiş ve tamamıyla ahşap bir strüktürün içine oturtulmuş. Bu strüktür binanın en önemli tarafı.
D.T.: Büyükada Rum Yetimhanesi'nin restore edilerek hizmete açılması kuşkusuz Büyükada, Adalar ve İstanbul için çok önemli bir kazanım. Biz Adaları UNESCO Dünya Miras Listesi adaylığı için düşünürken, Rum Yetimhanesi’nin korunması adımının atılması sence Unesco çevreleri tarafından nasıl yorumlanacak?
I.A.: Sizin içinde bulunduğunuz ve çalıştığınız grup içinde UNESCO temsilcileri var. Onlar da bu konuyu yakından takip ediyorlar, biliyorlar. Kişisel olarak benim görüşümü sorarsanız, Ada’nın kültürel mirasında, hatta sadece Ada’nın değil İstanbul'un kültürel mirasında çok mühim bir bina bu. Binanın söylediğiniz şekilde kullanımı, onun sosyal yaşantının tekrar bir parçası olabilmesi açısından çok önemli bir katkı sağlar.
D.T.: Peki, bir sorum daha olacak. Şimdi masada hep kurumlar var. Ama bir de sivil taraf var. Acaba bu çalışmalarda sivil taraf nasıl etkili olabilir? Çünkü bu sene 2018 kültürel miras yılı ilan edildi, çok güzel örtüşme söz konusu olabilir. Bu seneyi çok iyi değerlendirmemiz lazım. Sizce bundan sonraki sürece Adalı sivil oluşumlar nasıl ve ne şekilde katkıda bulunabilirler?
I.A.: Europo Nostra’nın kendisi sivil bir kuruluş. Ayrıca yerel Europo Nostra da çok önemli bir sivil kuruluştur. Ve tarihî çevrenin korunmasıyla ilgilenen Ada’da da İstanbul'da da bir takım sivil kuruluşlar var. Bunlar arasında bir bütünlük sağlanmalı. Europo Nostra bunu bir şekilde değerlendirecektir. Sergiler yapılabilir, konferanslar yapılabilir, sempozyumlar düzenlenebilir.
D.T.: Sevgili Işık Hocamızı dinledik. Europo Nostra Derneği’nin kurucu üyesi, Europa Nostra Bilim Konseyi eski Başkan’ıydı ve Rum Yetimhanesi'nin yedi kültürel miras arasına seçilmesine tüm bilgi ve bağlarını, kaynağını kullanarak bugün binanın kurtarılmasında çok büyük bir katkısı vardır.
Şimdi ise Yonca Erkan Kösebay'la aldığımız kaydı yayınlayacağız. O da ilk günden itibaren Dünya Mirası Adalar’a Işık Hoca'yla birlikte kıymetli bilgilerini aktarmış ve Ada’da pek çok çalışma yapmıştı.
Yonca Erkan Kösebalaban: Işık Aydemir'i kaybetmenin üzüntüsünü sizlerle paylaşıyorum. Işık Aydemir Türkiye'de tasarım ve koruma alanlarının ara kesitinde ürün vermiş az sayıdaki bilim insanından biridir. Uluslararası akademik kuruluşlar ve sivil toplum kuruluşları Işık Aydemir'in bilimsel çalışmalarına en üst seviyede değer vermiştir. Kendisi tanıdığım en zarif bilim insanlarından biridir. Işık Hoca’yla birçok ortak noktamız oldu. Kendisinin Yıldız Teknik Üniversitesi'ndeki dekanlığı sırasında mimarlık eğitimimi tamamladım. Moda, Gökçeada ve Paris'e olan tutkumuz sebebiyle hep komşu olduk. Euro Nostra çatısı altında farklı görevlerde hizmet verdik. Korumaya gönüllü olduk. Vefat haberi üzerine en içten taziye mesajı Euro Nostra’nın jüri değerlendirmesi sırasında Fransız meslektaşı Etienne Poncelet'ten geldi. Işık Aydemir'i kaybetmenin üzüntüsünü dile getirirken bu değerli bilim insanının başarılarını tek tek sayarak kendisini onurlandırdı. Işık Aydemir'e olan saygı, sevgi ve takdirlerimizi duyurmayı bir borç bilirim. Sadece bilim dünyası perspektifinden değil, kendisini tanıyan ve büyük saygı duyan tüm aile üyelerim adına Işık Aydemir'e iyi yolculuklar diliyorum.
N.S.: Yonca Kösebay Erkan'dan aldığımız ilk kayıt böyleydi. Şimdi Korhan Gümüş'e verelim mikrofonumuzu. Korhan, Işık Aydemir’le birlikte birçok projede yer aldı. Yan yana, omuz omuza bir sürü meseleyle uğraştılar. Bir sürü probleme karşı beraber çalıştılar. Ona sorduğumuz soru şuydu: Işık Aydemir'in bilgeliği, zarifliği, tutarlılığı, bağımsızlığı, dürüstlüğü, iyilikseverliği onun profesyonel yaşamına, yaptıklarına nasıl yansıyordu?
Korhan Gümüş: Işık’la tanışıklığımız çok eskilere dayanıyor. Kültürel mirasla ilgili birçok toplantıda karşılaşmışızdır. O zamanlar Işık bağımsız duruşuyla bizi hep kucaklardı. Biz de o sırada bir UNESCO izleme grubu oluşturmuştuk. Işık’la tanışmamız öyle oldu. Bu 2000’li yıllara denk gelir. O sıralarda miras listesinde olan yerlerin ne kadar risk altında olduğunu sorguladık. Buna zaten UNESCO komitesi de dikkat çekiyordu. Onun için çözüm yolları ortaya çıktı. Bir tanesi surlarla ilgiliydi. Işık’la birlikte bu konularda çok çalıştık. Hatta onunla birlikte Fransız Kültür’de bir de sergi yaptık. O güne kadar hiç kullanılmamış bir alanı kullandık. Gece yarısı Fransız Kültür’ün bütün cephesini, İstiklal Caddesi’ne bakan tarafını panolarla kapladık. Onun montajında bizzat ben çalıştım. O sergiyi bir iki günde hazırladık. Fikir ise Işık’tan çıktı. Çünkü Işık Fransızlarla epey çalışma yapıyordu. İstanbul surlarını bilirsiniz, dünyada eşi benzeri olmayan bir kent varlığıdır surlar. Bunların yönetimi için çok gelişmiş, kapsamlı modeller ortaya kondu. Ve bir sergileme tekniği olarak da kamuoyuna anlatılmaları gerekiyordu. Sur varlığının sadece uzmanların ilgilendiği bir konu değildi, insanların yaşantısını, şehirle ilişkisini ve istihdam yapısını etkilediği için, o vakitler sürekli gündeme gelmişti. Işık’la bu süreçte çalıştıktan sonra hiç kopmadık. Her konuyu sürekli, ısrarla takip ediyordu. Sulukule'de de birlikteydik. En son ise Yetimhane konusunda çok büyük destekleri oldu. Bu süreç çok eskiye, 90’lı yıllara dayanır. Ama benim açımdan asıl süreç 2007’de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararından sonra başlıyor. O dönemde sivil toplum çalışması yapmıştık. O sırada Işık’la “Biz bu yapıyı tehdit altındaki miras listesine sokabilir miyiz?” diye düşündük. Çünkü 2008 yılında İstanbul Surları’nı World Monuments Foundation listesine sokmayı başarmıştık. Başvuru benim adımla yapılmıştı, The New York Times'ta haber olmuştu. Aynı şey acaba bu yapı için de geçerli olabilir mi diye araştırırken epey zaman geçti. Yunanistan'dan da çok gelen giden oluyordu. Yetimhane’yi düşünerek gençlere bir çalışma alanı sağlayalım diyorduk. Işık da o zaman Europo Nostra’nın Bilim Kurulu’nun başındaydı. Kendimize “Bu gençlerle dosyayı hazırlayabilir miyiz?” diye sorduk. Ve 2015 yılında Yetimhane çalışıldı. Ondan sonra başvuru gerçekleşti. Kimse bunu bilmiyor ama başvuruyu yapan bizzat İstanbullu Rumlardır. Yani onların çocuklarıdır, bir bakıma kendileridir. Böylece Yetimhane’nin tehdit altındaki miras listesine alınması mümkün oldu. Listeye alındığı yıl ise Avrupa Birliği tarafından Miras Yılı ilan edilen 2018’dir. Bu da bilinerek hedeflendi. Işık burada raporların hazırlanmasında, olayın takip edilmesinde, kamuoyu oluşturulmasında son derece tutarlı davrandı. Eğer o bağ başka insanlara kalsaydı, inanın ki hiçbir şeyin gerçekleşmesi mümkün olmazdı. O başvuru da yapılamazdı. Mutlaka engellenirdi. Işık sayesinde bağnaz çevrelerden kurtulunarak o başvuru sağlanabildi. Yoksa herkes olan biteni kendisine mal etmeye çalışırdı. Işık ise bağımsız duruşuyla o başvurunun pürüzsüzce yapılmasını ve sürecin başarıyla nihayetine erdirilmesini sağladı.
D.T.: Şimdi sevgili arkadaşımız Zühre Sözeri’ye sorumuzu yöneltiyoruz: Adalar'ın Dünya Mirası’na katılımı sürecinde Işık Aydemir Adalar için neler yaptı, nasıl bir misyona sahipti?
Zühre Sözeri: Bu misyonu ifade etmek için birkaç kelime kullanmak istiyorum: Bunlardan ilki, Işık Aydemir'in bir araya getiriciliği. Benim de aslında Dünya Mirası Adalar Topluluğu'nun içerisine dahil olmam Işık Hocanın tavsiyesi, desteğiyle oldu. Her ne kadar bizler birbirimizi tanısak da o bizi bize yeniden hatırlattı ve bir araya gelmemize vesile oldu. Böylelikle ben 2017 civarında çalışmaların ilk aşamalarına katılma onuruna sahip oldum. Eşit mesafe kurma belki Işık Hoca’yı tanımlayan bir diğer ifade olabilir. Bunu Yetimhane’yle ilgili konuşmasını dinlediğimizde de görüyoruz. Her zaman söylediği bir şey vardı: “Yetimhane hak sahibi olanın elinde olmalı.” Bununla ilgili bütün çabayı verdiğini ve süreci desteklediğini biliyoruz. Sonrasında da Yetimhane’nin yeniden işlevlendirilmesi konusundaki tüm çalışmalarda çok aktif rol aldı. Ama aynı zamanda da bu yapı üzerinde hak sahibi olmanın yolunun yapıyı geleceğe aktarabilmek olduğunu da biliyordu. Bu yüzden de yapı sahibinin de üzerine düşen görevleri yapması gerektiğini söylerdi. Dolayısıyla eşit mesafede dururdu. Bize doğrularımızı gösterdiği kadar yanlışlarımızı da gösterirdi. Ada’daki süreç boyunca hep hafızamızı tazeledi. Miras konusundaki unutkanlıklarımızı hatırlattı. Mesela bir konuşmamız arasında Hayırsız Ada’nın yok edilip Haydarpaşa Mendireği'nin yapılışını anımsamamızı sağladı. Karşımıza çıkan sorunlara çok da şaşırmamamız ve buna göre, tedbirle yol almamız gerektiğini hatırlatmak istiyordu. 6-7 Eylül olaylarının da bu unutkanlık süreci içerisine dahil edilmesinde bizlerin önemli görevleri olduğunu söylüyordu. Bizler de zaten Dünya Mirası Adalar olarak o konuda çalışmalar yapmaya uğraşıyorduk. Ve bizi bu konuda her zaman destekliyordu. Bunun unutulmaması gerektiğini her fırsatta bize hatırlatıyordu. Atlarla ilgili konularda biliyorsunuz ki farklı tarafların farklı söylemleri oldu. Burada da Işık Aydemir duruşunu çok net olarak, başından sonuna kadar korudu. Ve tabii ki uzlaştırıcılık… Bu da Işık Hocanın unutulmaması gereken bir başka özelliği! Uzlaştırıcı bir insan olduğu için, sorunlarımızı aşmamıza hep yardımcı olmuştur. Birlikteliğin ne kadar önemli sonuçlar doğurduğunu bize hatırlatmıştır. Bir gün ona şöyle bir şey demiştik: “Bizi hiç özlemiyor musunuz? Ada'yı unutmayın.” O da şöyle cevap vermişti: “Özlemez olur muyum? Tabii ki geleceğim. Ada’dan geriye ne kalacak bilmiyorum ama sizler benim için önemlisiniz, unutulmazlarımsınız.” Ben de bugün onun sözlerini bir başka vurguyla geri iade etmek istiyorum kendisine: Işık Hocam, siz de bizim unutulmazımızsınız.
D.T.: Alp Sunalp de onun uzun seneler birlikte çalıştığı biriydi ve aynı zamanda çok yakın arkadaşıydı. Şimdi de sevgili Alp'i dinliyoruz.
Alp Sunalp: Işık Hoca son derece kibar, zarif ve iyiliksever bir kişiliğe sahipti. Emin Necip Uzman ve Alpay Aşkın’la ortaklıkları olmuştu. Beraber yarışmalar kazanmışlardı. Mimarlık hakkındaki düşüncelerine gelecek olursak, son derece net fikirleri vardı. Kafası asla karışık değildi. Onunla Saint-Joseph’liler Derneği çatısı altında tanıştık. Aslında Saint-Joseph'ten abimin de arkadaşıydı kendisi. Moda Çay Bahçesi yıllarca toplantı mekânımız oldu. Onunla doçentlik tezini yazışına tanıklık ettim. Sabahları büyük bir disiplin içerisinde evden çıkardı. Dönüşüme gidecek olan karton dolma kalemiyle tezini yazardı. Geceleri sıklıkla Atatürk Havaalanı'na inecek olan uçakları seyrederdik. Orada adeta paralel bir kule kurmuştuk. Bana muzipçe haftada bir iki gün “Bu akşam uçak indiriyor muyuz?” diye sorardı. Yıldız Teknik Üniversitesi'nde profesör, sonra dekan oluşuna, Europa Nostra yönetim kuruluna girişine, Europa Nostra'da teknik komite başkanı oluşuna, Fransız Mimarlık Akademisi'nden yabancı üye olarak seçilmesine ve aynı zamanda son olarak da Fransız devletinin kendisine “Chevalier dans l’Ordre des Palmes Académiques” madalyası verişi gibi önemli olaylara tanıklık etme şansım oldu. Işık Hocayla 2008 yılından bu yana İstanbul Ticaret Üniversitesi'nde beraber proje hocalığı yaptık. Orada adeta benim atölye başkanım gibiydi ve yıllar boyunca çok yakın temas içinde olduk. Ömrünün son aylarında yıllar boyunca malum bir zata hakaretle de suçlandı. Ve emniyete ifadeye gittik. Neyse ki savcı bizi saldı. Işık Hoca çok hassas biriydi. Türkiye'nin düşmüş olduğu hâllere çok üzülürdü.
N.S.: 2022 yılının bu son Dünya Mirası Adalar programını karamsar bitirmeyelim. Ve yaptıkları, yazdıkları, ürettikleriyle Işık Hoca gibi insanların içinde yaşadığımız bu ülkenin geleceğinde çok daha fazla söz sahibi olacağı bir yıl dileyelim. 2023 yılında hepimizin yolunu akıl, bilim ve vicdan aydınlatsın. Adalar hepimizin.
Benzer İçerikler
"Rum Yetimhanesi’nin restore edilemeyeceği yanıltıcı bir iddia"
Derya Tolgay
"Yetimhanenin çatısını korumaktan aciz kalarak yıkılmaya terketmemiz gerçekten bizim utancımız olmalı"
Derya Tolgay
Büyükada Rum Yetimhanesi: Evrim Altuğ ve Korhan Gümüş'le söyleşi
İlksen Mavituna
Troçki’nin Evinden Büyükada Yetimhanesi’ne: Yok Olan Hafızamız
Derya Tolgay