Sosyal Fayda Dünyasının Kavramlar Evreni
Diğerkâm'den Rauf Kösemen, sosyal fayda dünyasında sıkça birbirinin yerine kullanılan filantropi, sosyal sorumluluk, sosyal fayda, sosyal etki, sosyal girişim, diğerkâmlık ve dayanışma kavramları arasındaki farkları; kaynak, karar alma ve güç ilişkileri üzerinden ele alıyor.
Bu yazıda sivil toplum alanının temel kavramlarından olan sosyal fayda, sosyal etki, sosyal sorumluluk, dayanışma, sosyal dönüşüm ve sosyal girişim kavramlarını ele alacağız.
Bu kavramlar çoğu zaman birbirinin yerine kullanılır. Oysa aynı şeyi ifade etmezler. Farklı aktörlere, sorumluluk biçimlerine, güç ilişkilerine, işleyiş mekanizmalarına ve sonuçlara işaret ederler.
Bu ayrımları netleştirmek, yalnızca terimleri doğru kullanma meselesi değil, bir kurumun yaptığı işi nasıl adlandırdığı, kendisini toplum karşısında nasıl konumlandırdığı ile de ilgilidir. Bir bağışı sosyal sorumluluk olarak sunmak, yasal bir yükümlülüğü gönüllü bir iyilik gibi anlatmak ya da bir faaliyeti doğrudan sosyal etki olarak tanımlamak, işin niteliğini de ona ilişkin algıyı da değiştirir.
Bu yazı, kavramları kesin ve değişmez sınırlarla birbirinden ayırmak değil, aralarındaki ilişkileri, farkları ve geçişkenlikleri görünür kılmayı hedefliyor. Bunu sorunun nasıl tanımlandığı, kaynakların nasıl sağlandığı, kararları kimin aldığı, yararlanıcı grupların nasıl seçildiği ve hangi sonuçların hedeflendiği gibi sorulara odaklanarak yapmak mümkün.
Temel Kavramlar ve Tanımları
Temel kavramların kısa tanımlarını vererek başlayalım.
-
Filantropi, toplumsal sorunların çözümü için kaynak aktarmak.
-
Sosyal Sorumluluk, bir aktörün topluma ve çevreye karşı gönüllü olarak üstlendiği sorumluluklar.
-
Sosyal Fayda, ekonomik, siyasi ya da örgütsel kararlar sonucunda ortaya çıkan olumlu toplumsal değer veya katkı.
-
Sosyal Etki, bir faaliyet veya müdahale sonucunda ortaya çıkan olumlu ya da olumsuz değişim.
-
Dayanışma, toplumsal sorunların çözümünü birlikte üretmeye ve kaynaklarla birlikte karar alma gücünü de paylaşmaya dayanan davranış.
-
Sosyal girişim, toplumsal sorunların çözümü için piyasa araçlarını kullanan; üretimini ve gelirini sosyal fayda odaklı kullanan, verimlilik ve kârlılığını sosyal etkinin büyümesi üzerine kuran bir girişimcilik modeli.
-
Diğerkâmlık, (özgecilik, altruizm) kişinin kendini öncelemeden başkalarının iyiliğini, refahını ve haklarını gözetmesi ve gerektiğinde zamanını, emeğini, bilgisini, kaynaklarını veya enerjisini başkalarının yararına sunması.
Toplumsal Etki İçin Kurumsal Bir Yol: Sosyal Sorumluluk
Sosyal sorumluluk, en geniş anlamıyla bir kurumun kendi faaliyetlerinin toplum ve çevre üzerindeki etkilerini dikkate alması ve bu etkiler konusunda sorumluluk üstlenmesidir.
Bir şirketin çalışanlarına adil ücret vermesi, ayrımcılıkla mücadele etmesi, iş güvenliğini sağlaması, çevresel zararını azaltması veya etik bir tedarik zinciri kurması sosyal sorumluluk kapsamında değil sorumluluk kapsamında değerlendirilmelidir. Bir kurumun kendi faaliyetleri nedeniyle ortaya çıkan ya da çıkabilecek olumsuz etkileri azaltması lütuf değil, sorumluluktur.
Güncel kurumsal yaklaşımda sosyal sorumluluk “iyi işler yapmak”tan ibaret görülmez. Bugünün sosyal sorumluluk kavrayışı “Topluma ne verdik?” sorusundan “Faaliyetlerimizin toplum üzerindeki etkisini nasıl yönetiyoruz?” sorusuna doğru kaymıştır.
Bu değişim, aynı zamanda güç ilişkisinin niteliğini de değiştirir. İlk yaklaşımda kurum kendisini “veren”, toplumun belirli kesimlerini ise “alan” olarak konumlandırabilir. İkinci yaklaşımda ise kurum kendisini toplumsal ilişkilerin dışında ve üzerinde değil, bu ilişkilerin bir parçası olarak görür.
Kaynak Aktarmanın Ürettiği Güç: Filantropi
Filantropi (bağışçılık) özel kaynakların toplumsal yarar amacıyla gönüllü biçimde aktarılmasıdır. Yaygın kanının aksine bu kaynak yalnızca para olmak zorunda değildir. Bağış, hibe, burs, uzmanlık, zaman, gayrı menkul, eşya, giysi, altyapı, teknoloji, kurumsal kapasite, beşeri sermaye gibi unsurlar da filantropik katkı olabilir. Filantropi, Türkiye'de yaygın alarak kullanılan hayırseverlik, yardımseverlik kavramlarının karşılığıdır.
Örneğin; bir şirketin deprem bölgesindeki bir STK’ya 10 milyon TL bağışlaması filantropidir. Ancak kendi fabrikalarında ve paydaşları arasında iş güvenliği koşullarını iyileştirmesi sorumluluk, bulunduğu organize sanayi bölgesindeki diğer işyerlerinde iş güvenliği koşullarının iyileştirilmesine öncülük etmesi ise sosyal sorumluluk alanına girer.
Filantropinin güncel dilemması kaynak sağlamanın karar üretiminde doğrudan sorumluluk almak gerektirdiğine yönelik refleksler ve bunların ürettiği zihin atmosferidir. Kaynağı verenin kararı verdiği bir mekanizma içinde filantropi, kaynak sahibi ve kaynağa ihtiyaç duyan asimetrisini barındırır.
-
Kaynağın nereye aktarılacağına kim karar verir?
-
Sorunun ne olduğuna kim karar verir?
-
İhtiyaçları kim tanımlar?
-
Başarı ölçütlerini kim belirler?
-
Destek alanlar bu kararların ne kadarına katılır?
Bu sorular ekonomik kaynağın, çoğu durumda yalnızca maddi güç değil, gündem belirleme gücü de yaratması bağlamında önemlidir. Kaynak sahibi, farkında olarak ya da olmayarak, hangi sorunların önemli olduğuna, hangi toplumsal grupların desteklenmeye değer olduğuna veya hangi çözüm yollarının tercih edilmesi gerektiğine karar veren bir aktör haline gelebilir.
Böylece filantropi, iyi niyetli olsa bile paternalist (kısıtlamaya dayalı korumacı) bir ilişki üretebilir. Bu durumda destek alan topluluk ya da dezavantajlı grup, toplumsal dönüşümün öznesi olmaktan çıkarak yardımın nesnesine dönüşebilir.
İyiliğin Değerini Ortak Güce Çevirmek: Sosyal Fayda
“Sosyal fayda” kavramının sosyal sorumluluk ve hayırseverlikten farkı bir yöntemden çok amaç, sonuç veya değer tarif etmesindedir.
Örneğin, kız çocuklarının eğitime erişiminin artması bir sosyal faydadır. Bu fayda, bir kamu politikasıyla, bir STK projesiyle, bir şirket yatırımıyla, filantropik bir hibeyle, bir sosyal girişimle ya da bir kooperatifle ortaya çıkabilir. Dolayısıyla sosyal fayda, sosyal sorumluluk ve hayırseverliği de kapsayabilecek daha sonuç odaklı bir üst çerçeve olarak kullanılabilir.
Sosyal fayda, faaliyetin hedefleri kadar bu hedefleri aşabilecek potansiyellere de odaklanır. Örneğin bir eğitim programı yalnızca öğrencilerin bilgi düzeyini artırmakla kalmayıp ailelerin eğitimle ilişkisini güçlendirebilir, yerel kurumlar arasında iş birliği oluşturabilir ve toplumsal cinsiyet eşitsizliklerinin görünür hale gelmesine katkı sağlayabilir. Bu nedenle sosyal fayda, tek bir çıktıdan çok, bireylerin, toplulukların ve kurumların yaşamında ortaya çıkan olumlu değişimlerin bütünü olarak düşünülebilir.
Sosyal fayda ifadesi, yalnızca “iyi sonuç” üretmek yerine, bu sonucun nasıl üretildiğine ve nasıl sürdürüleceğine odaklanmayı içermesi açısından, değerli bir kavramsal zenginlik sunar. Bu açıdan sosyal fayda, yalnızca “toplum için bir şey yapmak” değil, toplumsal sorunların çözümünde daha adil, katılımcı ve sürdürülebilir ilişkiler kurmaktır. Sosyal fayda yaklaşımı, yardım eden ile yardım alan arasındaki mesafeyi azaltarak birlikte düşünme, birlikte karar alma ve birlikte üretme imkânlarını artırır. Böylece iyilik, tek yönlü bir kaynak aktarımı olmaktan çıkar; ortak bir toplumsal değerin ve ortak gücün inşasına dönüşür.
Değişimin Anlamı ve Ölçüsü: Sosyal Etki
Sosyal etki kavramı, diğerlerinden farklı olarak alanın analitik zeminini işaret eder. Yapılan müdahale sonucunda gerçekten hangi değişimin oluştuğunu ölçmek, anlamak ve görünür kılmak üzerine kurulur. Sosyal etki, nitelik ve / veya nicelik açısından ortaya konulabilir.
-
1.000 öğrenciye tablet dağıtıldı. > Bu bir faaliyet çıktısıdır.
-
Öğrencilerin dijital kaynaklara erişimi arttı. > Bu sosyal faydadır.
-
Dağıtım sonrası öğrencilerin öğrenme performansı %12, okul devamı %5 arttı. Öğrencilerin okul içi sosyal ortamlarda bulunma hevesleri arttı. > Bu sosyal etkidir.
Etki değerlendirmesinin yalnızca dışarıdan değil, programdan etkilenen insanların kendi deneyimlerini ve değerlendirmelerini içerecek biçimde yapılması gerektiğini belirtmeden geçmeyelim.
Sosyal Dönüşüm Odaklı Ticari Faaliyetler: Sosyal Girişim
Sosyal girişimler, bir toplumsal ya da çevresel sorunun çözümünü odağına alarak gelir elde etmeyi hedefleyen ticari işletmelerdir. Bu tür girişimler, ürün veya hizmetlerinden elde ettiği kârı ortaklara dağıtmak yerine tanımlanmış bir toplumsal sorunun çözümünü desteklemek, sosyal faydayı büyütmek ve faaliyetlerin sürdürülebilirliğini sağlamak için kullanır.
Gelir elde etmek, sosyal amaçları gerçekleştirmek için kullanılan bir araçtır. Örneğin, dezavantajlı grupların ürettiği ürünleri, adil koşullarda satan bir kooperatif, atıkların yeniden kullanımını sağlayan bir işletme, engelli bireylerin istihdamını artıran bir üretim modeli veya düşük gelirli öğrencilerin eğitim kaynaklarına erişimini ücretli ve ücretsiz hizmetleri birlikte kullanarak destekleyen bir yapı sosyal girişim olabilir.
Sosyal girişimler gelirlerini tüketici pazarından sağlayabildikleri gibi, şirketler arası (B to B) ticaretten, kamuya mal ya da hizmet satışından, o güne dek ekonomik değer üretmeyen bir şeyin kamuya ekonomik girdi haline getirilmesinden kazanabilir.
Sosyal girişimler için şu sorular önemlidir:
-
Çözülmek istenen toplumsal ya da çevresel sorun nedir?
-
Bu sorun kimleri nasıl etkiliyor?
-
Sunulan ürün veya hizmet bu sorunun hangi boyutuna yanıt veriyor?
-
Elde edilen gelir sosyal amacı nasıl destekliyor?
-
Üretilen sosyal fayda ve sosyal etki nasıl izleniyor?
Elbette, her sosyal fayda üreten faaliyet sosyal girişim değildir. Bir şirketin sosyal sorumluluk projesi kapsamında ücretsiz eğitim vermesi sosyal girişim sayılmaz.
Sosyal girişim ile geleneksel girişimcilik arasındaki temel fark, başarının yalnızca finansal kârlılıkla ölçülmemesidir. Sosyal girişim için başarı, ekonomik sürdürülebilirlikle birlikte toplumsal sorunun çözümüne ne ölçüde katkı sağlandığıyla değerlendirilir.
Hayırseverlikte temel mekanizma dışarıdan kaynak aktarmak üzerine kurulur. Sosyal girişimin mekanizması ise sosyal fayda üreten faaliyetler aracılığıyla ürettiği geliri yine bir sosyal amaca yönlendirmek biçiminde gerçekleşir.
Sosyal girişimlerin gelir elde etmesi, onları otomatik olarak dayanışmacı veya katılımcı yapmaz. Bir sosyal girişim, toplumsal bir sorunu çözmeye çalışırken de kararları tek taraflı alabilir, yararlanıcıları pasif alıcılar olarak konumlandırabilir veya sosyal amacı yalnızca pazarlama aracı olarak kullanabilir. Sosyal amacın iş modelinde kapsadığı alan, kaynakların nasıl kullanıldığı, kararların kim tarafından alındığı ve sorundan etkilenenlerin bu süreçte nasıl konumlandırıldığı belirleyicidir.
Kavramların Geçişkenliği
Her toplumsal kavramsallaştırmada olduğu gibi, bu alanlar pratikte birbirinden sert çizgilerle ayrılmaz. Birbirinin alternatifi olmaktan çok, farklı sorulara cevap verir.
Örneğin bir şirket:
-
Bir eğitim vakfına fon sağlar. > Bağışcılık / Hayırseverlik
-
Bulunduğu iş kolu ya da ulusal ölçekte yoksul kız çocuklarının okullaşmasını artırmayı hedefler. Bu mesele için mali ve beşeri kaynaklarını harekete geçirir. > Sosyal Sorumluluk
-
Kurumsal enerjisini, hedeflediği toplumsal sorunu ortaya çıkaran yan faktörleri de gözeterek harekete geçirir. Kız çocuklarının okullaşmasının önündeki engelleri anlamaya ve kaldırmaya odaklanır. > Sosyal Fayda
-
Programın uzun dönem sonuçları ölçülür ve yoksul kız çocuklarının okullaşma oranlarının artışı ve hatta üniversiteye devam oranlarının (yerel / ulusal) yükseldiği görülür. > Sosyal Etki
-
Program öğrenciler, aileler ve yerel topluluklarla birlikte tasarlanır ve karar alma süreçlerinde kaynak sahibi kurum ile desteklenen topluluk arasında güç paylaşımı oluşturulur. > Bütünsel (Dayanışmacı ve Katılımcı) Sosyal Fayda Yaklaşımı
-
Bir sosyal girişim, kız çocuklarının eğitime erişiminin önündeki ekonomik engelleri azaltmak amacıyla düşük maliyetli eğitim hizmetleri sunar, elde ettiği geliri hizmetin kapsamını genişletmek için kullanır ve gelir modeli büyüdükçe daha fazla öğrencinin eğitime erişmesini hedefler. > Sosyal Girişim
Her hangi bir şirketin çalışanlarına eşit işe ücret politikası uygulamasının asli bir sorumluluk olduğu, bunun sosyal sorumluluk olarak sunulmasının doğru olmadığını buraya not düşelim.
Diğerkâmlık: Başkasının İyiliğini Gözetmek
Diğerkâmlık, (özgecilik, altruizm) kişinin kendini öncelemeden başkalarının iyiliğini, refahını ve haklarını gözetmesidir. Diğerkâm kişi, gerektiğinde zaman, emek, bilgi, kaynak veya enerjisini başkalarının yararına sunar. Kelime dilimize Farsça'dan geçmiştir ve başka, başkası anlamındaki digar ile seven, sevgi, arzu, istek manasındaki kâm kelimelerinin birleşmesiyle oluşmuştur.
Diğerkâmlık, başkalarının yararını gözetmek açısından bir tür hayırsever davranışlar toplamı sayılabilir. Ancak yalnızca kaynak aktarmayı değil, kişinin davranışlarını başkalarının iyiliğini dikkate alarak biçimlendirmesini ifade eder. Bir kişinin afet bölgesine bağış yapması hayırseverce bir davranış olabilir. Afetten etkilenen insanların kararlarına, bilgisine ve özneselliğine saygı göstererek onların yanında yer alması ise diğerkâm bir tavır olarak ortaya çıkar.
Bununla birlikte diğerkâmlık, tek başına dayanışma anlamına gelmez. Bir kişi başkalarının iyiliğini gerçekten gözettiği halde onlar adına karar verebilir, ihtiyaçlarını kendisi tanımlayabilir veya onları pasif alıcılar olarak konumlandırabilir. Bu nedenle diğerkâmlığın dayanışmacı bir niteliğe kavuşması için başkaları için hareket etmekten başkalarıyla birlikte hareket etmeye geçmek gerekir.
Diğerkâmlık şu sorularla sınanabilir:
-
Başkalarının iyiliğini gözetirken onların kendi sözünü ve kararını ne kadar dikkate alıyorum?
-
Yardımım karşımdaki kişinin bağımsızlığını ve özneliğini güçlendiriyor mu?
-
Kendi iyi niyetimi başkalarının ihtiyaçlarının önüne geçiriyor muyum?
-
Başkasının yararını gözetirken güç ilişkilerini ve yapısal eşitsizlikleri de sorguluyor muyum?
Yardımdan Dayanışmaya
Yardım ile dayanışma arasındaki ayrım bu alandaki önemli ayrımlardan biridir. Yardım ilişkisinde çoğu zaman yardım eden ve yardım alan olarak belirginleşmiş iki rol vardır ve bu iki rol eşit değildir. Dayanışma meseleyi "Bu sorunun çözümü için ne yapmalıyım?” diye değil “Birlikte nasıl bir çözüm geliştirebiliriz?” diye eşit düzlemden koyar.
Yardım çoğu zaman ihtiyacı gidermeye odaklanırken, dayanışma ihtiyacı ortaya çıkaran koşulları da sorgular. Yardım kaynak aktarmakla yetinebilir. Oysa dayanışma kaynakla birlikte bilgiyi, karar alma yetkisini ve gücü de paylaşmayı gerektirir. Bu nedenle dayanışma yaklaşımında desteklenen kişi veya topluluk yalnızca “yararlanıcı” değil, bilgi sahibi, karar verici ve ortak üreticidir. Yâni toplumsal değişimin öznesidir.
İhtiyaç Sahipliği Kavramı Üzerine
Bir toplumsal ihtiyacın öznesini ihtiyaç sahipliği üzerinden tanımlamak, onun bilgisini, kapasitesini, deneyimini ve karar verme hakkının görünürlüğünü azaltır. Yararlanıcı tarafında “Kaynak sağladıklarına göre onlar bizim neye ihtiyacımız olduğunu biliyor.” biçiminde bir pasifliğe, kaynak veren tarafında da “Neye ihtiyaç duyduklarını biliyoruz.” biçiminde bir rahatlığa yol açabilir.
Bu eyleme biçimi “İhtiyaç sahibi”ni kolaylıkla pasif bir alıcıya dönüştürür. Mekanizmanın, veren → karar verir → belirleyen taraf / alan → ihtiyaç duyan → bağımlı taraf biçiminde işlemesi neredeyse kaçınılmazdır.
Oysa birçok toplumsal sorun, bireysel eksikliklerden değil, kaynaklara, haklara ve fırsatlara erişimdeki yapısal eşitsizliklerden doğar. Yâni “neye ihtiyacı var?” sorusu yetmez. İhtiyacı ortaya çıkaran koşullara, kaynaklara neden eşit biçimde erişilemediğine, koşullar ve nedenlerin kendini yeniden üretip üretmediğine, kişi ya da topluluğun karar verme süreçlerindeki yerine de bakmak gerekir.
Yardımseverlik anlayışından hak temelli bir yaklaşıma geçişi mümkün kılabilecek olan bu bakıştır.
Benzer İçerikler
İyiliğin ve Dayanışmanın Sesi: Diğerkâmlık Üzerine
Damla Özlüer
Sosyal ekonomi ve kooperatifçilik
Aylin Çiğdem Köne
Enerji bir meta mı yoksa kamusal bir hak mı?
Suda Sim Meriç, Tuna Emren, Özdeş Özbay
Yoksullara karşı yükselen nefret dili
Derin Yoksulluk Ağı