Dünya Mirası Adalar'da Derya Tolgay, Burgazada'da filizlenen ekolojik dönüşüm hikâyesini, FİTO Antigoni'nin komposttan topluluk bahçelerine uzanan çalışmalarını ve adaların sürdürülebilir geleceğini Meir Razzon, Eser Öncel ve Sosın Fisli ile konuşuyor.
Derya Tolgay: Merhaba, Dünya Mirası Adalar programında hep birlikteyiz. Ben Derya Tolgay, bugün Nevin yok. Kendisi haber peşinde koşuyor ve ona başarılar diliyoruz. Destekçimiz Kaan Şensoy ve teknik masada Andrei Gritcu’ya da çok teşekkür ediyoruz.
Bugün yine çok sevgili konuklarımız var, birazdan onları takdim edeceğim ama önce Adalar gündemindeki iki önemli haberle başlamak istiyorum.
Biliyorsunuz, Heybeliada Sanatoryumu ile ilgili gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz ve son olarak şöyle bir gelişme oldu: Sanatoryum binasının da içinde bulunduğu hazine arazisinin yeniden Diyanet İşleri Başkanlığı'na tahsis edilmesine yönelik karara karşı İstanbul Tabip Odası ve Türk Toraks Derneği tarafından yeniden dava açıldı. Daha önce hatırlarsınız, aynı tahsis işlemi yargı kararıyla iptal edilmiş ve davacı dilekçesinde alanın koruma amaçlı imar planında sağlık işleviyle tanımlandığı, doğal sit alanın içinde yer aldığı ve tarihsel, kültürel ve sağlık mirası açısından da özgün nitelik taşıdığı vurgulanarak Sanatoryum alanının sağlık odaklı işlevini sürdürmesi gerektiği ifade ediliyordu. Sürecin gelişmelerini önümüzdeki programlarda tabii takip edeceğiz.
Diğer haberimiz ise harika bir haber: Bu yıl ilk kez Adalar Vakfı tarafından düzenlenen Akillas Millas Araştırma Ödülleri’yle ilgili. Adaların çok katmanlı tarihini, çok kültürlü toplumsal yapısını ve doğal kültürler mirasını görünür kılan çalışmaları destekleyen bir ödül bu. Birinci kategori akademik ve kurgusal olmayan kategori. İkinci kategoride ise metin dışı çalışmalar var. Bu kategoride ödülü Burgazada'daki kompost bahçesi FİTO Antigoni aldı.

Şimdi konuklarımı takdim edeyim. Bu FİTO Antigoni bahçesinin kurucusu ve gönüllüsü Meir Razzon, Eser Öncel ve bize uzaktan bağlanan Sosın Fisli. Herkes hoşgeldi programa.
Meir, gerçi sen anlatacaksın şimdi. Kurucususun, gönüllüsün bu girişimin. Eser, sen de yaklaşık 20 yıldır kompost üretimi ve ekolojik eğitimler üzerine çalışan birisin. Sosin, sen daha önce de konuğumuz olmuştun ve Burgazada Aile Sağlığı Merkezi'nde görev yapıyorsun. Aile hekimi toplumun katılımıyla sağlık hizmetlerini güçlendirmeye yönelik çabaların FİTO Antigoni ile birleşerek bir sağlık bahçesi girişimi hayata geçiriyorsun. Hepinizin emeklerine sağlık.
Programa başlamadan önce hemen şu duyuruyu da yapalım: Akademik ve kurgusal olmayan çalışmalarda da sevgili arkadaşımız Fatih Artvinli ödülü aldı. Onunla da bir aksilik olmazsa önümüzdeki Salı program yapacağız.
İlk soruyu sana sorayım Meir. Bu bahçeyi yapmaya nasıl karar verdin ve bir de neden ismini FİTO Antigoni koydun?
Meir Razzon: Merhaba, FİTO Antigoni'nin kurucularından biriyim. Böyle bir bahçeyi kurmayı neden düşündüm diye sordun. Biz bu sürece Hollandalı sanatçı arkadaşım Koenraad Marinus Van Lier ve Ada’da bahçe yapmaya emek veren arkadaşlarla bu işin birlikte yapılması gerektiğini, hep beraber olunca güzel olduğunu tadarak başladık. Kırsalda yaşam ve bahçe üretimi birliktelik gerektiren bir süreç. Bunun farkındalığıyla yavaş yavaş birbirimize destek olmak ve daha sonra ürünleri toplayıp pazarda satmak gibi küçük denemelerle başladık. Daha sonra pazardayken fark ettik ki çok büyük bir atık çokluğu var. Bu atıkların komposta dönüştürülebilir olduğunu düşündük.
Adalar da bildiğiniz üzere eskiden üretim yapıldığı; balıkçısıyla, bağ bostanıyla ekosistemin bir arada yaşadığı bir ortamdı. Şu anda tüm gıdamız tırlarla, vapurlarla İstanbul'dan hatta Anadolu'dan geliyor. Biz bunu değiştirmek istedik ve Ada’da FİTO Antigoni diye bir oluşum kurduk.
Sadece bir kompost bahçesi değiliz; kompost bahçesi bu işin ilk adımı gibi. Daha çok topluluk ve bahçe alanları yaratmaya çalışan; gıda ormanları, permakültür prensipleriyle topluluklar oluşturmak isteyen bir ekolojik yapıyız diyebilirim.

Neden FİTO Antigoni sorusuna gelince, tabii ki bildiğiniz üzere azınlıkların sayısı Adalar’da çok daha fazla idi. Yıllar içinde bu sayı azaldı. Biz bu eskiye dayalı bu geleceği yaratırken, geçmişe bir selam vermek istediğimiz için bu ismi koyduk. Fito, Rumca 'fidan' demek.
FİTO Antigoni olarak, kompostla, bostanlarla Burgazada’nın ekolojik yapısını değiştirmeye çalışıyoruz ama aynı zamanda FİTO Prinkipo, Heybelida, Kınalada yani dört adaya ve daha sonra umarız ki İstanbul'a yaymak istediğimiz bir yapı bu. Bizim amacımız hep bir arada toprağa dokunarak, çocuklarla, etrafta hayvanlarla ilişki içinde bir ekosistem yaratmak, üretim yapmak, atıklarımızı dönüştürmek, girdilerin ve çıktıların döngüsel bir şekilde kullanıldığı bir hayat tarzı yaratmak.

D.T.: Çok teşekkürler. Peki, Eser nedir bu kompost tutkun? Nasıl tanıştın kompostla ve ona niye çöp değil de kıymetli bir şey olarak baktın?
Eser Öncel: Benim için hiçbir zaman çöp değildi, önce onu belirteyim. Çocukluğumdan beri bitki yetiştirmeye meraklıydım. Hatta üniversitede de orman okumak isterdim ama olmadı. Bir yerden ekolojiye bulaştım. 40'ımdan sonra üniversite sınavına tekrar girdim ve Orman Fakültesi’nde süs bitkileri okudum. O sırada artık Ada’daydım ve bahçem vardı. Kompost yapmaya başladım.
Kartal'da Buğday Derneği’nin organik pazarında solucan gübresi atölyesi vardı. Bu arada beni bu konuda ilk zehirleyenlerden biri olduğunu belirteyim. Bu atölyeden aldığım solucanlara dokunamadan atıkların üstüne fırlatışımı hatırlıyorum ama şimdi solucanları öpüyorum, onlar benim için çok kıymetli. Pazardan onlar için mama dediğim atıkları toplarken, baharatlı ve acı olabilir, solucanı yakabilirim diye roka, biber bile almıyorum. Şimdi solucanlı kompost yapmıyorum ama bahçedeki solucanları elimle alıyorum.
D.T.: Ben senin bahçendeki diğer tüm bitkileri de öptüğünü biliyorum.
E.Ö.: Hatta o zamanlar çöpçülerle bayağı bir tanış olmuştuk. İlk, kümesi olanlar alırdı atıkları. Ben nasıl olsa solucanlara topluyorum diye en son alırdım. Geç kaldığım zaman çöpçüler beni beklerdi. Sonra ben bir hata yaptım ki hepimiz hata yapabiliriz, bu bizi durdurmayacak. Ben yarı zamanlı Eskişehir'de yaşıyorum. Yıllardır kompost yaptığım halde biraz fazla atık bırakmışım solucanlara. O fazla atık, çürümeye başlamadan alkolleştiği için asidik bir ortam oluşturmuş. Ada’ya geri döndüğümde solucanlar kaçmıştı. O dönem sanıyorum milyon solucanım vardı. Ama bu beni durdurmadı, devam ettim. Bizi dinleyenler umarım kompost yapma denemelerine başlayacaklar. Ben en büyük hatamdan başlayarak söze girdim ama böyle şeyler olabiliyor, korkmasınlar.
Son olarak, evet, çöp zannettiğimiz, dediğimiz bir şey çöp değil; aslında muhteşem bir kaynak. Çok kitabi bir bilgi vermek isterim burada: Normalde ideal bir toprakta %5 organik madde olmalıdır; %3'ün altında olana 'tarım yapılamaz toprak' denir. Türkiye topraklarında organik madde ortalaması sizce yüzde kaçtır? Maalesef %1. Bizler beslenirken aslında gizli açlık denen bir şeyle yüz yüzeyiz. Yediklerimizin eski tadı, eski kokusu yok diyoruz ya onun sebebi bitkinin topraktan alması gereken besin maddesini alamadığı için. Bu çöp ettiğimiz organik maddeler kompostlaşırken topraktan aldığını toprağa geri veriyor ve muhteşem bir ortam yaratıyor toprakta yani dolayısıyla çöp değiller.
D.T.: Gözlemlemek, derine bakmak, doğayla birlikte olmak çok önemli. Ben de küçük bir ekleme yapacağım: İngiltere'de, Cambridge'de, üniversitenin içinde kızım bir tarım alanı yaptı. Çok fazla bakla oldu. Bir süre sonra bakla fidanlarında siyah böcekler ortaya çıktı. Biz hemen sarımsaklı, Arap sabunlu organik suları hazırladık. Ama bu arada fidanların üstü tamamen uğur böcekleriyle doldu. Meğer bu böcekler onların besiniymiş. Hepsini 2-3 gün içerisinde uğur böcekleri afiyetle yediler. Bu çok önemli değişimi ve döngüyü gözümüzle gördük. Üzerine spreyle ilaçlar sıkarak her şeyin dengesini o kadar çok bozuyoruz ki... Neyse daha fazla uzatmayayım.
Sosın sana sorayım şimdi: Bu sağlık bahçesi fikri nasıl doğdu?

Sosın Fisli: Aslında bu tamamen sağlık nedir, sağlık hizmeti nasıl verilmelidir sorularıyla başladı. Sağlık sadece bedensel değil; ruhsal, sosyolojik ve sosyal açıdan da iyilik hali aslında. Biz insanı ekosistem içerisinden ayrı tutarak bu sağlık kavramına ulaşamayız. Bu yüzden Burgazada'da aslında yapmaya çalıştığım da bu.
Nasıl bir sağlık hizmeti verilmeli? Ücretsiz, nitelikli, kesinlikle, ulaşılabilir bir sağlık hizmeti olmalı. Program girişinde bahsettin, Adalar tarihinde yer tutmuş olan ciddi bir sağlık kompleksi var: Sanatoryum. Benim tamamen idealize ettiğim sağlık hizmeti bu. Ücretsiz verilen, orada hem çobanın, hem dönemin Cumhurbaşkanı'nın ücretsiz olarak aynı sağlık hizmeti aldığı bir yer burası. Mesela Burgazada'da böyle bir sağlık hizmetine ulaşamıyor Adalılar. Geçenlerde Aile Sağlık Merkezi dört gün kapanmıştı. Bu sırada enjeksiyon için bile 15 bin lira gibi ücretin talep edildiğini öğrendim. Sağlık artık ücretsiz ulaşılabilir bir şey değil maalesef.
Onun dışında birinci basamak sağlık hizmetini nasıl güçlendirebiliriz? Bu mekanları daha sağlıklı bir ortama nasıl dönüştürebiliriz fikri doğdu. Ben Sanatoryumu ziyaret ettiğimde, oradaki engin deniz görüntüsü ve çamların sağladığı oksijenli ortam zaten insanları rehabilite ediyordu. Antibiyotik olmadığı dönemde bile insanlar iyileşmeye başlamıştı. Bu da bizde Burgazada'ya birinci basamak sağlık hizmetine nasıl uyarlarız fikriyle başladı.
Benim şansım Burgazada’da FİTO Antigoni ekibinin olmasaydı tabii. İlk olarak Eser ile tanışıp “Burayı nasıl dönüştürebiliriz?” diye konuştuk. Sonra onlar da katılımcı olsun diye Adadaki herkese bunu teklif etti. Nalburdan elektrikçiye, tesisatçıya kadar daha dün hepsi buradaydı. Su nasıl yapılır, nasıl temin ederiz diye uğraştık. Adaların eski haline baktıkça hayran kalıyorum. Şu an sağlık kompleksinin olduğu yer Taso’nun bahçesiymiş. Bütün Adanın gereksinimi sağlayan meyve sebzeleri burada üretiliyormuş yıllar önce. Bahçede bir sarnıç var ve şu an o sarnıcın suyunu kullanıyoruz. Yıllar önce yapılan tesis unutulmuş.

Adalar tamamen dışarıya bağımlı şu an ama bundan bir yıl önce bile zaten kendi üretimini yapıyormuş. Bize ata tohumlu domateslerin fideleri hediye edildi. Bu doğa sevgisini çocuklara nasıl aşılayabiliriz diye düşündük. Okul çocukları geldi, beraber çiçek ektik. Sanatçı arkadaşımız Esra Sezgün, Aile Sağlık Merkezi'nin girişine çocuklarla çok güzel mimoza resmi çizdi. Yarın o minik ressamların isimleri beraber asılacak.
Kısacası sağlık kompleksi nasıl olmalı, sağlık hizmeti nasıl verilmeli, insanlar nasıl bir sağlık hizmeti almalı gibi sorularla başladı. Şansım Burgazada'da olmam, böyle güzel insanlarla kısa sürede temas kurup hayata geçirebilmekle başarıldı diyebilirim.
D.T.: Emeklerinize sağlık hepinizin gerçekten. Meir, hemen sana sorayım. Su, hakikaten Adalarda çok çok önemli. Sarnıçlarımızı artık kapattık, boşalttık, betonladık, yıktık yani bir sürü bir şey yaptık saçma sapan. Sadece Ada için değil, dünya için su krizlerinin tam ortasındayız. Şu an bir numaraya ne koyarız dersek bu gerçekten sudur. Bu konuda kısaca bilgi verir misin ve bir de önümüzdeki 10 yıl için Adalar ile ilgili hayalin nedir?
M.R.: Su konusu tabii ki çok önemli. Uzmanlarla çalışarak sarnıçları temizlemek, orada su depolamak, hem de yağmur suyu depolamak için hem özel, hem de kamusal binalarda aslında uygulanabilecek çok da masraflı olmayan güzel teknikler var. Şebeke suyuyla bir bahçe sulamak çok pahalıya geliyor. O su, İstanbul'dan buraya borularla geliyor. Halbuki burada bu ekosistemi sağlamak gayet mümkün. Çok da ahım şahım, çok zor bir teknoloji değil bu. Suyu çatıdan depoluyoruz ve bunu yapabilirsek gerçekten o istediğimiz topluluğa bir adım daha yaklaşacağız.
O topluluk ne demek? Beraber gelişen, üreten herkesin birbirine destek olduğu, el ele tutuşabildiği, ölçülü bir şekilde turizmin olduğu, lokal insan ile gelenin aslında bir örnek teşkil etmesi. Buranın ağacını bitkisini, toprağını, kuşunu, denizini hep birlikte koruyarak...
D.T.: Bir araca binip de hızlıca yanından geçmekten ise sakin sakin yürüyerek, ağacına, canlısına bakarak...
M.R.: Tabii ki nefes alarak orayı içinde hücrelerinde hissederek...Bu da zaman gerektiren, bir aradalık ve destek gerektiren bir şey ama bunu sağlamak için Adalar’da çok güçlü bir topluluk ve hareket zaten var. Aynı zamanda da coğrafyası, güzelliği ve geçmişi de buna çok müsait. Okullarıyla, sağlık ocaklarıyla, belediye kompleksleriyle, genel bütün ekosistemiyle aslında örnek teşkil edilebilecek bir yer. Daha da geliştirebilmek için bu dönüşümün parçası olmak da bize heyecan veriyor.
D.T.: Peki Eser, o zaman senin de hayallerine ve temennilerine gelelim. Kompost yapmak konusunda dinleyicilere söyleyeceğin bir iki şey var mı? Bu konuda bir çağrın olur mu dinleyicilerimize?
E.Ö.: Hayallerime geçmeden evvel su ve kompost ilişkisiyle ilgili bir iki bir şey söylemek isterim: Kompost kendi hacminin iki katı kadar suyu bünyesinde tutabilir. Dolayısıyla siz ormanlarda çatlak toprak görmezsiniz çünkü humus dediğimiz kompostun son aşaması nemi tutuyordur. Çatlamış Anadolu topraklarında ise toprak fakir olduğu için öyledir. Halbuki orada organik madde olsaydı su kaybımız minimuma inecekti. Bu, günümüzde çok kritik bir durum. Toprakta su kaç türlü hareket eder diye sorarsak cevabı şudur: Yer çekiminin etkisiyle her yöne doğru aşağı ve çatlaklardan yukarı doğru buharlaşıp yok olarak. Dolayısıyla o çatlaklar çok kritik. Köylü şöyle söyler: İki çapa, bir su. Orada çapalayarak o çatlakları kırmaktan bahsediyordur ve iki çapayla bir su kazanıyordur toprağına. Bu çok önemli.
Eskişehir'de, kedilere bakıyorum. Kedi tuvaleti için kedi kumu yerine köstebek toprağı kullanıyorum çünkü incelenmiş, enzimlerinden geçmiş. Kediler de bayılıyor.
D.T.: Nasıl bulunuyor?
E.Ö.: Bütün tarlalarda var Eskişehir'de. Torbalarla gezerim. Bisikletimin heybesine dolduruveririm ben. Ayrıca kedilerin katı maddesini ayırdıktan sonra komposta da atabiliyorum.Yani hiçbir şekilde atık çıkarmamış oluyorum. Bu kış elimde hiç köstebek toprağı kalmamıştı. Kara kış, her yer kar altında. Kompost vardı bir saksıda ve yavru kediye o kompostu döküverdim. O minicik kedi iki ay tuvaletini ona yaptı. Teorik olarak atölyelerde anlattığım kompostun iki kat hacminde sıvıyı tutma durumunu gözümle gördüm. Ayrıca hiçbir kötü koku da olmadı. O iki ay boyunca o minik kedinin çişi koku olmadan absorbe edildi, emildi. İnanılmaz işime yaradı. Daha ne anlatayım su ve kompost ilişkisinde.
Hayalim herkesin kompost yapmaya cesaret etmesi. Her atölyeden bir kişi yapmaya başlıyor ve şunu da söyleyeyim, bir kere yapmaya başlayan bir daha bırakamıyor. "Hakikaten kolaymış" diyorlar, sonucundan hep aşkla bahsediyorlar. Bunu herkesin deneyimlemesi de benim hayalim.
D.T.: O zaman kompostla ilgili kısa bir video belki paylaşırız bu programdan sonra Facebook ve Instagram sayfalarımızda. Bu arada hatırlatalım Dünya Mirası Adalar’ın Instagram, X ve Facebook'unu lütfen takip edin.
Evet, sanırım bir dakikamız kalmış. Sosıncığım, sana da sağlık bahçesiyle ilgili hayalini sorayım. Sağlık bahçesiyle ilgili gelecek için neler tahayyül ediyorsun ve bundan sonra o güzel limon resimlerinden başka daha neler var? Gerçi yarınki etkinliği söyledin ama...

S.F.: Perşembe günü bir hareket egzersizimiz olacak. Sabah 08:30'da bir araya geleceğiz. Sonrasında da herkes heybesinde ne getirdiyse beraber bir kahvaltı yapmayı planlıyoruz. Burada tekrar ortak yaşamda, ortak alanda paylaşma, bir araya gelme ruhunu canlandırmayı düşünüyoruz. Yüzyılın problemlerinden biri de yalnızlık ve hareketsizlik galiba ve Adalar’da bunların önüne geçmeye çalışıyoruz. Buradan herkesi Sağlık Bahçesi’nde buluşmaya davet ediyorum.
D.T.: Evet, duyduk duymadık demeyin, biz Burgaz'da buluşacağız. Bazı videolar çekip herkesi teşvik edelim bu bahçeye gelmesi ve yapılmasına yardım etmesi için.
Evet, bugün bir avuç kompostun, bir tohumun ve bir dayanışmanın nasıl bizleri ve yaşadığımız yerleri dönüştürebileceğini Meil Razzon, Esin Öncel ve Sosın Fisli ile konuştuk. Atıktan toprağa dayanışmadan geleceğe diyelim ve Adalar hepimizin diyerek bugünkü programımızı kapatalım. Çok teşekkürler katıldığınız için.
Adalar hepimizin!


