Çalışma hayatında LGBTİ+ hakları

-
Aa
+
a
a
a

İşte Böyle Canım'da çalışma hayatında LGBTİ+ haklarını ve sistematik ayrımcılığı konuşuyoruz. Medyada hedef gösterildikten sonra işine son verilen trans öğretmen Zoey Lilla, yaşadığı linç sürecini ve hukuki mücadelesini anlatıyor. Ayrıca, yakın zamanda bir trafik kazasında hayatını kaybeden trans kurye Merve Yılmazeli'nin ardından çalışma hayatındaki güvencesizliği ele alıyoruz.

""
Çalışma hayatında LGBTİ+ hakları
 

Çalışma hayatında LGBTİ+ hakları

podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Günaydın Oğulcan.

Oğulcan Özgenç: Günaydınlar.

Özdeş Özbay: Günaydın. Hoş geldin Oğulcan.

O. Ö: Günaydınlar.

Ö. M: Bugünkü programımız nasıl şekilleniyor?

O. Ö: Bugün, son haftalarda sıkça gündeme gelen meseleler var. Bu meselelerden bir tanesi trans öğretmen Zoe Lila hedef gösterilmesinin ardından iş sözleşmesinin yenilenmemesi ve trans kurye Merve Yılmazeli'nin bir kaza sonucunda hayatını kaybetmesi. O nedenle bu programda konuşalım istedik ki biraz LGBTİ+'lar çalışma hayatında neler yaşıyor, nelerle karşı karşıya kalıyor... Bir konuğumuz da var bugün, sevgili Zoe Lila aramızda. Medyada hedef gösterilmesinin ardından işini kaybetmişti ve şu anda hukuki bir mücadele yürütüyor. İlk başta kısaca biraz onunla konuşalım isteriz. Sürecin nasıl ilerlediğini, medyada hedef gösterilmesinin ardından okul yönetimiyle arasında nasıl bir iletişim yürütüldüğünü ve neler olduğunu Zoe'e sormak isteriz. O yüzden sözü bu sorularla ilk başta Zoe'e bırakmak istiyorum ben.

Ö. Ö: Selamlar, hoş geldin. Hoş geldin Zoe.

Zoe Lila: Hoş buldum.

Ö. Ö: Araya girebilir miyim? Öncelikle Zoe ile başlamadan önce... Şeyden bahsetmedik tabii, aslında Yıldız Tar da normalde bizimle olması gerekiyordu. Ama biliyorsunuz bu NATO kapsamında yapılan operasyonlarda gözaltına alınıp tutuklanmıştı. Birçoğu serbest bırakıldı NATO'dan sonra. Bu gözaltına alınanlardan Yıldız bırakılmadı. Çok kısaca Yıldız'dan bir mesaj var mı? Onun durumunu da dinleyicilerle paylaşalım istersen Oğulcan. Sonra da Zoe'le hiç müdahalede bulunmadan konuşalım.

O. Ö: Geçtiğimiz hafta da yayında söz etmiştim. Yıldız mektuplarınızı bekliyor aslında. Dün de Kısa Dalga'da bir yazısı yayınlandı. Her sene Yıldız'a bir örgüt uydurmaya çalışıyorlar ve Yıldız'ı her sene başka bir örgüt gerekçesiyle tutukluyorlar. Yıldız da yine bunu söylemiş, "Bana örgüt uydurmaya çalışıp..." diyerek. En azından dinleyicilere şunu söyleyeyim; Yıldız keyfinin yerinde olduğuna ilişkin mesajlar paylaşıyor avukatları aracılığıyla bizimle de, kamuoyuyla da. Mektuplarınızı bekliyor. "Yıldız Tar'a Özgürlük" isimli bir X hesabı ve Instagram hesabı var. Mektup adresine oradan ulaşabilirsiniz. Ve özellikle mektupların kokulu olmasını istiyor. Yıldız'a kokulu mektuplar göndermek için bahsettiğim hesaplardaki mektup adresine yazabilirsiniz... diyerek sözü Zoe'e bırakabiliriz herhalde.

Ö. M: Evet.

Z. L: Ben de buradan sevgili Yıldız'a selamımı gönderiyorum. Ben o zaman biraz hedef gösterme sonrası okul yönetimiyle aramdaki ilişkiden bahsedeyim. Hedef gösterildiğim ilk an benim için hukuki bir süreçten daha fazlasıydı. Çok yalnızlık hissiyatı yüksekti. Hâlâ o odadaki tavırları unutmuyorum. Yani ortada bir sempati vardı ama maalesef bu karşımda duran koca siber şiddeti yalnız başıma, tek başıma karşılamak zorunda olduğum bir ana dönüştü. İlk tepkim "Avukatıma ulaşmalıyım" oldu.

Ö. Ö: Ben öncelikle ufak bir şeyle başlayayım. Kaç yıldır çalışıyorsun? Özel bir okulda mıydın, devlet okulu mu? Gibi birtakım ayrıntılarla başlayalım mı?

Z. L: Ben hızlı giriş yaptım. Ben son 5 yıldır öğretmenlik ve sınıf rehber öğretmenliği yaptım. Operasyonumdan dokuz gün önce belli medya tarafından hedef gösterildim, linç edildim. Bunun ardından ameliyatımdan bir gün önce iş yerim, çalışma hakkımı feshederek, sözleşmemi yenilemeyerek benim çalışma hakkımı gasp etti. Bu süreçte hedef gösterilene kadar okul hep yanımdaydı. Yani ben dün adım atmadım bu okula, beş yıldır bu okulda çalışıyorum. Pembe testlerden pek çok sürece kadar okul bunun farkındaydı ve iki yıl önce hormon replasman terapisine başlamadan önce okula açıldım. Okul bu süreçte tamamen yanımda olduğunu, insan hakları savunanların tabii ki de yanımda olacaklarını, sonuna kadar beni destekleyeceklerini söylediler ve bunun sonrasında birlikte bu süreci yürüttük. Okul dışarıdan kendi psikiyatri sürecinden destekler alarak aslında iki yıllık bir sürecimiz oldu. Bu açılma sürecinden sonra tabii farklı süreçler başladı. Bu linçten sonra bakanlıklar devreye girdi. Okul kurucusunun bakanlıklarla görüşeceği söylendi. Pek çok veliden destek mesajları aldım ama aslında bir şekilde hayatta kalmaya çalışıyordum. Çünkü o linç kampanyası sonrası ölüm tehdidi mesajları aldım. Evimde güvende hissetmedim. Okul bu süreçte beni destekledi, "Okula gelmeyip dinlenebilirsin" şeklinde benim güvenliğimi öncelediler. Bakanlıkla görüşmelerden sonra bir görüşme gerçekleştirdik, online bir görüşme. Bu görüşmede ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını ve sözleşmemi yenilemeyeceklerini söylediler. Ameliyatıma saatler vardı. Maalesef tahmin edersiniz ki çok sarsıcı ve yoğundu.

O. Ö: Bir tarafıyla bu süreçte şey yürürken... Biraz karışık bir süreç gibi görünüyor Zoe'nin yaşadıkları. Hem bir taraftan o medyadaki linç gösterme pratiğini vurgulamak ve hatırlatmak gerekiyor. Gerçekten böyle bir tür... Bizim Apaçık Radyo'daki diğer programlarımızda da bahsettiğimiz gibi, Zoe'nin aslında öğretmenliğinin ve kimliğinin açıkça hedef alındığı, neredeyse bir tür tetikçilikle karşı karşıya kaldığı bir sürecin ardından geldi bu süreç. Ben şeyi merak ediyorum Zoe, burası böyle yürütüldü. Okul yönetimiyle birlikte pedagojik ilkeler doğrultusunda yürütüldüğünü konuşmuştuk biz de seninle. Sürecin başındaki bu destekleyici yaklaşımın ardından hedef gösterildikten sonra nasıl bir değişim gerçekleşti? Ve hani okulun sana "İş sözleşmesini yenilemeyeceğiz" dediği süreci biraz anlatabilir misin? Burada bir gerekçe sunuldu mu? Bu gerekçe neydi ve iş sözleşmesinin yenilenmeyeceği sana nasıl bildirildi?

Z. L: Yani evet. Bu karalama kampanyası sonrası sanki herkes kendi yoluna ilerlemeliymiş gibi bir izlenim geldi bana. Çünkü okulun avukatı kendi sürecini yürüttü, ben kendi sürecimi yürüttüğümü düşündüm. Bana son güne kadar, Çarşamba gününe kadar herkes çok destekçiydi ve "Bir sürü veliden mail alıyoruz, okul kurucusu bir avukat velimizle görüşüyor, olumlu ilerliyor" şeklinde 4-5 günlük bir süreç geçti. Ameliyatımdan bir gün önce beni aradıklarında ellerinden gelen her şeyi yaptıklarını ve maalesef sözleşmeyi yenilemeyeceklerini söylediler. Sadece bu açıklamayı yaptılar. Ama bana o gün gönderilen ihtarnamede "yaşanılan durum" şeklinde bir ifade belirtmişler. Yani aslında bu hedef gösterme olayını gerekçe göstererek feshedildiğini açıkça ifade etmişler.

O. Ö: Bir de bu sürecin ardından tabii izleyenlere, Açık Radyo dinleyicilerine şeyi hatırlatmakta fayda var; Zoe Lila'nıjn iş sözleşmesinin yenilenmemesinin ardından pek çok milletvekili, pek çok sendika destek açıklamalarında bulundu. Ve bu iş sözleşmesinin yenilenmemesinin hukuki dayanağının ne olduğunu, bakanlığın bu iş sözleşmesinin yenilenmemesinde doğrudan bir talimatının olup olmadığını sordular. Tabii bunlara ilişkin yanıtlar da alabilmiş değiliz hâlâ ama en azından şu gündeme geldi: LGBTİ+'ların çalışma hayatında yaşadığı çok boyutlu ayrımcılıklar. Bir tarafıyla tabii ki bu yaşananları "ailenin korunması" politikalarından da bağımsız düşünmek çok mümkün değil. İlk başta Aile Yılı ilan edildi. Ardından Ailenin Korunması Yılı ilan edildi. Zoe Lila gibi, trans hekim Larin Kayataş bir kez daha memurluktan men edildi. Aslında ailenin korunması politikalarının çıktılarından bir tanesini görüyoruz çalışma hayatının içinde LGBTİ+'ların karşı karşıya kaldığı hak ihlallerinde de. Şunları şöyle bir verilerle de biraz konuşmak belki iyi olabilir diye düşünüyorum. Kaos GL'nin istihdam araştırması var, her sene yayınlanan. 2025 yılı verileri de oldukça çarpıcı şeyler söylüyor. Bir taraftan hem özel sektöre bakıyor bu raporlar hem de kamu sektörüne. Şunu görüyoruz, çok çarpıcı bir şekilde; araştırmaya katılan insanlar, özellikle kamu sektöründe aile yılı üzerinden yapılan bilgilendirmeler olduğunu ve bunların açıkça nefret söylemi niteliğinde olduğunu söylüyorlar. Ama bir taraftan da özel sektörde çalışan LGBTİ+'ların da ayrımcılığa uğramadığı bir senaryoyla karşı karşıya değiliz hiç de. Yani normalde şöyle bir beklenti olabiliyor zaman zaman; kamu sektöründe bu ayrımcılığın çok yüksek olduğunu ama özel sektörde görece daha tırnak içinde anlayışlı, daha özgür bir çalışma ortamının olabileceğini düşünebilir bizi dinleyenler, izleyenler. Ancak özel sektöre baktığımızda rapor şöyle çarpıcı bir veriyi ortaya koyuyor: LGBTİ+'ların %58'i, yani yarısından fazlası özel sektörde açıkça ayrımcılığa maruz kalıyor. Ayrımcılığa maruz kalmayanlar da, cinsel yöneliminin, cinsiyet kimliğinin ve cinsiyet özelliklerinin belli olmamasına bağlıyor bunu. Aslında ortada zorunlu bir kapalılık stratejisi de yürütülüyor. Yani LGBTİ+'lar çalışma hayatında bir taraftan kapalı olmaya zorlanıyor, öbür taraftan ayrımcılığa maruz kalıyor ve bu tablonun içerisinde aslında hayatta kalmaya çalışıyor. Çünkü bir çalışma hayatından bahsediyoruz; emeğimizin karşılığını alamadığımızda hayatımızın geri kalanını da sürdüremediğimiz bir hayat akışı var neticede. Ve LGBTİ+'ların da bu senaryonun içindeki en büyük korkusu ekonomik istikrarsızlık ve işini kaybetme. Ne yazık ki bu son süreçte de LGBTİ+'larla ilgili böyle haberlerle, böyle olaylarla sıkça karşılaşmaya başladık. Ben şeyi sormak istiyorum Zoey'ye; peki şu anda hukuki olarak ne aşamada süreç, neler yapacaksınız, nasıl ilerleyecek diye son olarak bunu sormak isterim.

Z. L: İş Kanunu 5. maddesinde yer alan "eşit davranma ilkesi" ve ayrımcılık yasağına aykırı çok açık bir şekilde belgelenmiş bir ihlal var burada. Ama maalesef özel sektör öğretmenlerini de son zamanlarda güvencesiz bırakan sistematik bir sorun içindeyiz. Yani bizlerin sözleşmesi her yıl yenilendiği için işe iade davası açamıyoruz maalesef. Ama bu süreçte işverene tazminat davası ve maddi-manevi tazminat davasını ilettik. Şu an arabuluculuk sürecinde. Türkiye İnsan Hakları ve Eşitlik Kurumu'na (TİHEK) başvuru yaptık. Aslında TİHEK'in kanunları bu durumda ulusal ve uluslararası insan hakları mevzuatına aykırı bir cinsiyet kimliği ayrımcılığı olduğunu tespit etmeli. Ederse burada aslında bizim için bir delil niteliğinde olacak. Eğer arabuluculuk ve TİHEK'ten bir sonuç alamazsak mücadelemizi mahkemeye taşıyacağız. Aslında bu benim haklarım üzerine değil. Senin de bahsettiğin gibi Türkiye'de kimliği yüzünden ayrımcılığa uğrayan insanlar, öğretmenler için bir emsal karar olmasını istiyoruz. Süreç böyle, Birleşmiş Milletler'e rapor gönderildi. Onun dışında şu an süreci yürütüyoruz avukatlarımla.

Ö. M: Ben de şeyi sormak istiyorum bu vesileyle. Bu linç kampanyası diye adlandırdığımız şeyler sosyal medya üzerinden mi ağırlıklı olarak yapılıyor? Ne demek bu? Tehditler mi geliyor?

Z. L: A Haber'le başlayan ve eski kimliğimi, yeni kimliğimi, fotoğrafımı yan yana koyarak hukuksuzca yayınladıkları; sosyal medyada, haber sitelerinde, Instagram'da, Twitter'da, her yerde yayınlanmaya başlayan bir kampanyaya dönüştü. Oradan sonra da tabii insanlar bana ulaşmaya çalışanlar, aile yakınları...

O. Ö: Bir taraftan da iktidara yakın medya tarafından başlatıldı tüm bu linç kampanyası süreci. Zaten LGBTİ+'ları hedef almayı, hedef göstermeyi kendine görev edinen... Neredeyse böyle tanımlamak gerekiyor artık. Çünkü yazılan köşe yazılarından haberlere kadar her şeyi izleyerek, neredeyse "hadi hedef gösterelim" diye LGBTİ+'ları hedef gösterme yarışına giren iktidara yakın medya tarafından başladı. Ardından da sosyal medyaya yayıldı bu linç kampanyası. Tabii bu linç kampanyalarının da yeni olmadığını da not düşelim kısaca. Son dönemde karşı karşıya olduğumuz, LGBTİ+'ları açıkça hedef alan taktiklerden birisi haline gelmiş vaziyette bu. İşte bugün çalışma hayatında LGBTİ+'ların hak ihlallerine maruz kalmasına neden oluyor. Bundan bir süre önce hatırlarsanız sosyal medya fenomenlerini konuşuyorduk; hepsi tek tek sosyal medyada hedef gösterilmesinin ardından gözaltına alınıp tutuklanmıştı. Artık bu linç kampanyaları da LGBTİ+'ların hayatının bir parçası hâline geldi neredeyse. Ne zaman hedef gösterileceğiz diye bekliyor LGBTİ+'lar. Çok acı bir şey söylüyorum bu hâliyle, ama durum böyle görünüyor. Sosyal medya üzerinden yürüyor bunlar genel olarak. Bir tarafıyla da son olarak şeyden de bahsedelim, bu çalışma hayatında LGBTİ+'ların karşılaştığı hak ihlallerinde özellikle Zoe'nin söylediği yerden... Şimdi bir hukuki süreç yürüyor bir tarafıyla ama LGBTİ+'ların hepsi için bu başvuru mekanizmaları o kadar da etkili değil. Şundan bahsedelim, özellikle Zoe TİHEK'ten bahsetti. TİHEK'in kanunu örneğin, cinsel yönelim meselesini bir ayrımcılık sebebi olarak tanımlamıyor ne yazık ki. Çok uzun zamandır da LGBTİ+ örgütlerinin gündemi bu. LGBTİ+ örgütleri ve hukukçular sürekli şu çağrıda bulunuyor: Cinsel yönelim ve cinsiyet kimliği meselesini bir ayrımcılık sebebi olarak tanıyın ve bu meselelere ilişkin size yapılan başvurularda hak ihlali kararları verin. Ama TİHEK bunu uygulamıyor. Bunun yanı sıra iş hayatında ayrımcılığa uğrayan LGBTİ+'ların çok önemli bir kısmı da aslında başvuru mekanizmalarına ya erişemiyor ya da başvurmuyor. Bunların temel nedenleri var. Sadece LGBTİ+'ların karşı karşıya kaldığı ayrımcılık iş hayatında o an mevcut çalışma hayatında da kalmıyor yani. Hak ihlaline maruz kaldığında, ardından bir yere başvurmak istediğinde böyle bir güvencesi olmuyor genellikle. Yani başvuru mekanizmalarına ilişkin böyle bir güveni yok LGBTİ+'ların. Özellikle çalışma hayatında, hani "günün sonunda başvuralım bakalım neler olacak" dediğimiz bir senaryo gerçekleşebilir, tüm hukuki yollar denenebilir ancak Türkiye'deki mekanizmaların, hem kurum içi mekanizmaların hem de mahkemeler gibi mekanizmaların LGBTİ+'ları zaten korumadığını biliyoruz. Ama umarım ki Zoe Lila'nın örneğinde, Zoe'nin dediği gibi emsal bir karar olmasını umuyoruz. Çok da büyük bir destek var şu anda söylediğimiz gibi; öğretmen sendikası, otonom işçi birlikleri, milletvekilleri... Burada bir dayanışma örgütlenmiş gibi görünüyor şu anda.

Ö. M: Peki, gelişmelerin ne yönde olabileceği konusunda tahminlerinizi de soralım.

Z. L: Benim görüşüm, şu an bir kamuoyu kampanyalaştırma sürecindeyiz. Gelişmeler olumlu görünüyor bir yerden ama biraz önce Oğulcan'ın da bahsettiği gibi aslında bazı mekanizmaların işlemesine bağlı. Yani bir dayanışma ağı var, çok geniş bir kitle. Buradan sonrasını ben de kestiremiyorum açıkçası ama olumlu bir kitlenin ilerlediğini görüyoruz.

O. Ö: Umarız bir emsal niteliği taşır bu karar ve diğer trans öğretmenler için de... Bu mesleği yapan Zoe'nin çok çarpıcı bir ifadesi vardı: "Bugün de eğitimciyim, yarın da eğitimciyim, bundan sonra da eğitimci olacağım." Evet yani bu davanın, bu sürecin bir emsal niteliği taşıması ümidiyle umarım iyi haberler alırız diye ümit ediyorum ben.

Ö. M: Öğrencilerden tepkiler nasıl? Biraz da ondan bir iki kelimeyle bahsetmek mümkün olabilir mi? Ne diyorlar sana?

Z. L: Eski mezun öğrenciler bana ulaştı önce. Beni hiç tanımayanlar başlattılar. Onun yanı sıra bireysel olarak veliler yazmaya başladı. Instagram'dan veya mail üzerinden ulaşmaya başladılar ve hepsinin beni çok desteklediğini gördüm. Yani 11 yaşında bir öğrencinin "Başınıza ne gelirse yanındayım" demesi çok kıymetliydi. Şu an öğrenci ve veli tarafından çok güçlü bir destek var. Onlar kendileri Change.org'u yönetiyorlar. Başkaları mesaj atıp yanımda olduklarını belirtiyorlar. Dayanışma ruhu güçlü. Evet, böyle.

Ö. M:Yani herhangi bir gerekçe gösterilmeden son veriliyor böyle bir göreve.

Ö. Ö: Aslında sözleşme yenilenmiyor, bu özel sektörde çok yaygın bir şekilde.

O. Ö: Yani bir güvencesizliği de konuşmak gerekiyor tam burada. Son olarak belki yayının sonuna doğru yaklaşırken de bu süreçte yine gerçekleşen başka bir olayı da anmadan ve hatırlamadan geçmeyelim. Muhakkak görmüştür bizi dinleyenler, izleyenler, takip edenler. Trans kurye Merve Yılmazeli aşırı hız yapan bir aracın çarpması sonucunda hayatını kaybetti. Ne yazık ki iki gün önce, üç gün önce bunun haberini aldık. İstanbul'da 9 Temmuz gecesinde aşırı hız yapan bir otomobil, kurye olarak çalışan trans kadın Merve Yılmazeli'ye çarptı. Kazanın ardından hastaneye kaldırılan Merve Yılmazeli hayatını kaybetti. Şöyle gelişmeler oldu o süreçte de; trans olduğu için Yılmazeli ile görüşmeyen ailesi, Yılmazeli'nin cenazesini de almayı reddetti. 9 Temmuz'dan beri Adli Tıp'ta bekletilen cenazenin ilk başta kimsesizler mezarlığına defnedilmesi gündeme geldi. Ardından Kurye Hakları Derneği Başkanı Mesut Çeki Adli Tıp ile görüştü ve Yılmazeli'nin cenazesinin amcası tarafından alındığını Velvele'den Zelal Carmen'e aktardı. Adli Tıp Kurumu'nun bunun dışında başka bir bilgi vermediğini de belirtti. Kurye Hakları Derneği Başkanı Mesut Çeki şu ifadeleri kullandı: "Adli Tıp'la görüştüm" dedi.

"Biz iş arkadaşları üzerinden amcasına ulaşmaya çalışacağız. Süreci takip eden İnsan Hakları Derneği de savcılıkla görüşecek" dedi ve "Cenazenin teslim alındığı bilgisi savcılığa ulaştığında amcayla görüşebileceğiz diye umuyoruz" demişti konuştuğunda. "Şimdilik bilgimiz bu kadar" demişti. Bir taraftan LGBTİ+'ların çalışma hayatında karşılaştığı şeyin bir tür güvencesizlik olduğunu da not düşelim böylece. Yani LGBTİ+'lar tüm sektörlerde çalışabilir, tüm sektörlerde var olabilir. Ama günün sonunda iş hayatının dışında bırakılan, aldığı eğitim sonucunda elde ettiği mesleği yerine getiremeyen LGBTİ+'lar var. Trans kurye Merve Yılmazeli'nin hayatına ilişkin detayları bilmiyoruz. Ama hayatını kazanmaya çalışan ve çalışma hayatının ucundan bir yerinden bu hayata dahil olan birisinin bu şekilde hayatını kaybetmesi, cenazesinin ailesi tarafından alınmaması, kimsesizler mezarlığına defnedilmesinin gündeme gelmesi de aslında neler yaşandığını LGBTİ+'lar açısından çok açıkça gösteriyor. Orada çok çarpıcı bir şey oldu. Tabii böyle şeyleri anlatıyoruz ama Zoe Lila'nın da dediği gibi dayanışma güç veriyor. Dayanışma, devam etmek için LGBTİ+'lara güç veriyor. Kurye Hakları Derneği İstanbul'da bir eylem düzenledi. Hayatını kaybeden Merve Yılmazeli'nin görsellerinin basılı olduğu motosikletlerle İstanbul'da yürüdü ve Merve Yılmazeli'nin mezarının başına giderek aslında bir trans kadın olarak onun karşılaştığı ayrımcılıklara da dikkat çektiler. Şöyle bir ifade vardı, tam haliyle aktaramasam da hatırladığım hâliyle söyleyeceğim: "Bizden daha çok ayrımcılığa uğradı, onun mücadelesine devam edeceğiz, onun haklarını savunmaya devam edeceğiz" demişlerdi. Hani böyle hikayeler konuşuyoruz; iş sözleşmelerinin yenilenmemeleri, güvencesiz çalışma koşulları... Ama bir taraftan da dayanışma güç veriyor. Umuyoruz çalışma hayatında LGBTİ+'ların haklarına sahip olduğu, haklarını arayabildiği, ihlallerin başvuru mekanizmaları tarafından değerlendirilebildiği günleri beraber görürüz diye ümit ediyorum ama görünen o ki şimdilik en azından bir süre daha bu LGBTİ+ düşmanı politikalarla beraber artık çalışma hayatında LGBTİ+'ların karşı karşıya kaldığı hak ihlallerini de daha çok konuşuyor olacağız.

Z. L: Evet.

Ö. M:Bu şekilde de sona gelmiş bulunuyoruz. Çok teşekkür ederiz.

Ö. Ö: Evet, çok teşekkürler Zoe ve Oğulcan.

O. Ö: İyi yayınlar, görüşürüz.

Ö. M: Görüşmek üzere.