Yeşil Yeni Düzen: Dönüşüm, İstihdam ve Adalet

-
Aa
+
a
a
a

Onarım Çağı'nda Suda Sim Meriç ve Özdeş Özbay, iklim kriziyle mücadelede öne çıkan Yeşil Yeni Düzen yaklaşımını ele alıyor; Avrupa Birliği ve ABD örnekleri üzerinden iklim politikaları, adil geçiş, istihdam yaratma hedefleri ve son yıllarda yaşanan ekonomik ve siyasi gelişmelerin bu dönüşüm programlarına etkilerini değerlendiriyor.

""
Yeşil Yeni Düzen
 

Yeşil Yeni Düzen

podcast servisi: iTunes / RSS

Suda Sim Meriç: Yeryüzünü onarmanın imkanlarını konuştuğumuz Onarım Çağı programına hoşgeldiniz. Ben Suda Simmeriç.

Özdeş Özbay: Ben Özdeş Özbay.

S.S.M.: ...ve teknik masada da Dila Yılmaz bize destek veriyor. Bugün Tuna Emren bizimle değil; Onarım Çağı'nı iki kişi sunuyoruz.

Bu hafta programa başlarken farklı bir soru soruyoruz. Geçtiğimiz haftalarda iklim krizini durdurmak için ne yapmamız gerektiğini büyük ölçüde konuştuk. Artık neler yapılabileceğine hâkimiz: Yenilenebilir enerjiye geçeceğiz, ulaşımı dönüştüreceğiz, binaları yalıtacağız ve fosil yakıtlardan çıkacağız. Peki bütün bunları kim yapacak? İşte bugün konuşacağımız mesele de tam olarak bu.

Büyük Buhran yıllarında geçen, The Grapes of Wrath (Gazap Üzümleri) romanında insanlar yalnızca yoksullukla değil, işsizliğin ve güvencesizliğin yarattığı toplumsal yıkımla da mücadele eder. Benzer şekilde, Modern Times filminde de teknoloji ve üretim sistemleri, insanların hayatlarını belirleyen büyük güçler olarak karşımıza çıkar.

Ö.Ö.: Tarihin en iyi filmlerinden bir tanesi gerçekten. Siyaset biliminde dahi bunu seyredip üzerine konuşma yapılıyor.

S.S.M.: Gerçek bir kaynak.

Ö.Ö.: Kendi doktora döneminden hatırlıyorum.

S.S.M.: Bugün iklim krizinin ortasında da benzer bir soruyla karşı karşıyayız. Ne kadar okutmalık, izletmelik bir film; hâlâ aynı soruyu soruyoruz.

Enerji sistemlerini dönüştürmek istiyoruz, fosil yakıtlardan çıkmak istiyoruz ama bunu yaparken milyonlarca insanın geçimini, emeğini ve yaşam koşullarını da düşünmek zorundayız. Tam da bu nedenle, son yıllarda iklim hareketinin en önemli kavramlarından biri olan Yeşil Yeni Düzen'den bahsediyor olacağız. Bugün Yeşil Yeni Düzen fikrini, dünyadaki farklı örneklerini ve uygulamalarını, ayrıca fosil yakıtlardan çıkış süreçlerini konuşacağız.

Ö.Ö.: Evet, Yeşil Yeni Düzen dediğimizde neyi kastediyoruz? En basit tanımıyla, iklim kriziyle mücadeleyi ekonomik dönüşüm ve istihdam politikalarıyla birleştirmeyi amaçlayan siyasi bir programdan söz ediyoruz.

Yeşil Yeni Düzen'in İngilizcesi Green New Deal. Bu ifade, 1930'larda dönemin ABD Başkanı Franklin D. Roosevelt'in Büyük Buhran sırasında yürürlüğe koyduğu New Deal'a yani Yeni Düzen programına bir gönderme. Nasıl ki o dönemde kamu yatırımlarıyla milyonlarca insan işe alınmışsa, bugün de enerji dönüşümünün benzer bir kamusal seferberlik gerektirdiği savunuluyor. Adının başına eklenen “yeşil” sıfatı ise bu dönüşümün iklim krizi ekseninde gerçekleşmesi gerektiğini vurguluyor.

Aslında New Deal, ABD'deki politikaları radikal biçimde değiştirmişti. Dolayısıyla bugün de benzer ölçekte bir dönüşüme ihtiyaç olduğu düşünülüyor. Bu, aynı zamanda kamunun yeniden sahneye çıkması anlamına geliyor. Öncesindeki dönem daha liberal bir dönem olarak tanımlanır; devletin kamusal alana çok daha sınırlı müdahale ettiği, altyapı yatırımlarının bile çoğunlukla özel sektör tarafından yürütüldüğü bir dönem. 1930'lardan itibaren bu tablo değişmeye başlıyor ve New Deal bunun en önemli yansımalarından biri oluyor.

İlk programlarda da sanırım bahsetmiştim ama bir kez daha hatırlatayım. 2019 yılında, Madrid'deki COP25 sırasında, Jonathan Neale'in bir sunumunu dinlemiştim. Neale, nasıl ki savaş gibi olağanüstü tehditler karşısında toplumlar seferberlik ilan ediyor, milyonlarca insan istihdam edilerek bütün ekonomi tek bir tehdide karşı yeniden örgütleniyorsa, benzer şekilde bir iklim acil durumu ilan edilmesi ve ekonominin bu büyük tehdide karşı dönüştürülmesi gerektiğini savunuyordu.

2019 yılı burada önemli çünkü biraz sonra değineceğimiz Yeşil Yeni Düzen örneklerinin büyük bölümü 2019–2020 döneminde ortaya çıktı. Bunlardan biri Avrupa Birliği'nin yaklaşımı, biri ABD'de bazı Demokrat Partili siyasetçilerin hazırladığı taslak, bir diğeri de o dönemde Jeremy Corbyn liderliğindeki İngiliz İşçi Partisi'nin programıydı.



Bunların hepsinin aynı döneme denk gelmesinin bir nedeni var çünkü o yıllarda Fridays for Future hareketi, Greta Thunberg öncülüğünde milyonlarca öğrenciyi Cuma günleri okul grevlerine katılmaya çağırıyordu. Aynı dönemde bir de Extinction Rebellion vardı. O da milyonlarca insanı sokak eylemlerine mobilize eden, daha çok yetişkinleri örgütleyen bir hareket olarak öne çıkıyordu. Yani okul grevlerinden farklı olarak, doğrudan kamusal alanda kitlesel sivil itaatsizlik eylemleri düzenleyen bir kampanyaydı. Dolayısıyla bu iki hareket, iklim meselesini dünyanın gündemine taşımıştı. Bununla birlikte artık somut şeyler talep ediliyordu.

"Blah blah blah" bizim de bildiğiniz gibi bu programın jingle'ı. Greta'nın deyimiyle, "Sadece boş sözler söylüyorsunuz, hiçbir şey yapmıyorsunuz" denildikten sonra, özellikle 2019 yılında bu itkiyle birlikte Yeşil Yeni Düzenler yani somut programlar ortaya çıkmaya başladı.

Bizim açımızdan bu Yeşil Yeni Düzenlerin en önemli alanı ise iklim istihdamı meselesi çünkü Yeşil Yeni Düzen, bir yandan iklim değişikliğiyle mücadeleyi ve dönüşümü hedeflerken, aynı zamanda sosyal adaleti ve iklim adaletini de merkeze alıyordu. Çok geniş bir şekilde kullanılan bir ifadeyle, iklim krizinin aynı zamanda bir sosyal adalet meselesi olduğu söyleniyor; bu nedenle Yeşil Yeni Düzen'in yeni istihdam yaratabilecek, işsizliğe karşı bir program olabileceği de ifade ediliyordu.

S.S.M.: Örneğin Avrupa Birliği bu konuda ilk atılımlardan birini yaptı. 11 Aralık 2019 tarihinde, Ursula von der Leyen başkanlığındaki Avrupa Komisyonu, öncü politika gündemi olarak Avrupa Yeşil Anlaşması'nı yayımladı. Kısa bir süre sonra Avrupa Konseyi, Avrupa Birliği'nin 2050 yılına kadar iklim nötr hâle gelmesi hedefini onayladı. Onun ardından Avrupa Parlamentosu da Yeşil Anlaşma çerçevesini destekleyen kararları kabul etti. Dolayısıyla Yeşil Anlaşma, bağlayıcı bir yasal düzenleme değil, bir politika yol haritası olarak tasarlandı.

Bu Yeşil Anlaşma'nın en önemli unsurlarından biri ise Avrupa İklim Yasası oldu. Yasa, 2020 yılında, yani Yeşil Anlaşma'nın açıklanmasından yaklaşık bir yıl sonra önerildi ve 2021 yılında da resmen kabul edildi.

Ö.Ö.: Evet, Avrupa Birliği'nin böyle bir iklim yasası var.

S.S.M.: Elimizde Avrupa İklim Yasası mevcut. Bu yasa, 2050 iklim nötrlüğü hedefini yasal olarak bağlayıcı hâle getirdi. Yasa, 1990 seviyelerine kıyasla 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarında en az %55 oranında azalma sağlanmasını öngören yasal olarak bağlayıcı bir hedef belirliyor. Bu düzenleme, Avrupa Birliği'nin normal yasama sürecinden geçerek kabul edildi. Ayrı ayrı ulusal onaylara gerek kalmaksızın birlik genelinde bağlayıcı bir çerçeve oluşturuyor yani Avrupa Birliği üyesiyseniz, bu hedefler sizi de bağlıyor.

İstihdam konusu da bu süreçte oldukça önemli bir yer tutuyordu ancak burada biraz farklı bir yaklaşım benimsendi; ona birazdan geleceğiz. Öne çıkan istihdam rakamları, kullanılan modele ve varsayımlara göre değişiklik göstermekle birlikte, en sık atıfta bulunulan tahminler şunlar: Geçiş sürecine uygun sanayi, iş gücü piyasası ve eğitim politikalarının eşlik etmesi hâlinde, 2030 yılına kadar yaklaşık 1 milyon ek istihdam yaratılabileceği tahmin ediliyordu. Daha iddialı net sıfır emisyon yol haritaları kapsamında ise 2030 yılına kadar 1 ila 2,5 milyon arasında net yeni istihdam yaratılabileceği öngörülüyordu.

Ö.Ö.: Evet, burada “iddialı net sıfır” diye Türkçeye çevrilen bir ifade var. Kimisi bunu böyle çeviriyor, kimisi de “daha hırslı” olarak çeviriyor. İngilizcesi ise ambitious yani kararlı, iddialı bir hedefi ifade ediyor.

S.S.M.: Evet, kararlı yani “yolumuz yoldur” şeklinde bir yaklaşım.

Fosil yakıt çıkarma, ekstraktivizm, kömür enerjisi, ağır sanayinin bazı kısımları ve otomotiv sektörünün bazı segmentlerinde istihdam kayıpları yaşanacağı varsayılıyor çünkü bu sektörlerin küçülmeye gitmesi bekleniyor. Burada devreye çevresel iyileştirme ve ekosistem yönetimi giriyor. Avrupa Birliği; kömür, linyit, turba, petrol şisti gibi, organik maddelerin uzun süreli dönüşümüyle oluşan ve çeşitli endüstrilerde karbon kaynağı ya da yakıt olarak kullanılan maddelere dayalı sektörlerde çalışan işçileri ve bu sektörlere bağımlı bölgeleri desteklemek amacıyla programlar oluşturuyor.

Buradaki amaç, yalnızca yeşil işler yaratmak değil; işlerin yeniden yapılandırılması yani kömür madencileri, rafineri işçileri, çelik işçileri, otomotiv işçileri ve benzerlerinin kaderlerine terk edilmesi yerine, yeni sektörlere geçiş yollarının oluşturulması hedefleniyor.

Avrupa Birliği’nin yaklaşımı bu noktada “adil geçiş” kavramı etrafında şekilleniyor. İşini kaybeden her işçiye doğrudan yeni bir iş garantisi vermekten ziyade, karbon yoğun endüstrilere büyük ölçüde bağımlı bölgeleri belirliyor, kamu yatırımlarını bu bölgelere yönlendiriyor, yeniden eğitim ve beceri geliştirme programlarını finanse ediyor, yerel düzeyde yeni endüstrilerin ortaya çıkması için ekonomik çeşitliliği destekliyor ve sanayi politikaları aracılığıyla temiz enerji üretimi ile ilgili sektörleri bu bölgelere çekmeye çalışıyor. Yani hedefler oldukça iddialı olmasına rağmen, uygulama tarafında sert ve ani bir dönüşümden ziyade kamusal yatırımlarla desteklenen, daha kademeli bir geçiş süreci öngörülüyor.

Ö.Ö.: Bu tabii, Avrupa Birliği Yeşil Düzeni'nin o dönemdeki iklim hareketleri tarafından çok eleştirilmesine engel olmadı çünkü Avrupa Birliği'nin günün sonunda kendi bürokrasisi içerisinde hazırladığı bir programdı. Az evvel bahsettiğin gibi, öncülük eden liderlik de zaten muhafazakâr bir siyasetçiydi. Özellikle Gazze meselesi nedeniyle de yoğun biçimde eleştirildi; tamamen İsrail yanlısı olmakla suçlandı. Ayrıca çözüm önerileri büyük ölçüde piyasa içi mekanizmalara dayanıyordu. Avrupa Birliği'nin iklim yasası ve iklim politikaları bu nedenle çokça eleştirildi. Buna rağmen, yine de bu alanda önemli bir ilkti.

Avrupa Birliği zaten kamuyu doğrudan seferber eden bir yapı değil. Sonuçta bir devlet değil, devletlerden oluşan bir birlik. Bu nedenle kamusal istihdam gibi, bizim program içerisinde Jonathan Neale’ın kampanyasından hareketle dile getirdiğimiz talepleri sahiplenen bir yaklaşım da değildi. Ama buna rağmen bazı kazanımları vardı, fakat ilerleyen yıllarda bunların bir kısmı da aşındırıldı. Biraz sonra ona da gireriz.

S.S.M.: Bu arada süreci finanse etmek için özellikle Polonya, Almanya, Romanya ve Çek Cumhuriyeti gibi ülkelerde etkilenen bölgeleri hedefleyen bir Adil Geçiş Fonu da oluşturuldu. Sürecin finansmanı büyük ölçüde bu fon aracılığıyla sağlanacaktı.

Bu programın nispeten iyi işlediği bazı örnekler var. Almanya’daki kömür bölgeleri, özellikle Ruhr Havzası ve Doğu Almanya’daki kömür bölgeleri, endüstriyel yeniden yapılandırma konusunda uzun bir deneyime sahip. Büyük kamu yatırımları, altyapı harcamaları, araştırma kurumları ve yenilenebilir enerji projeleri, madenler kapanmadan önce alternatif istihdam alanlarının oluşturulmasına yardımcı oluyor. Yani süreci bir ölçüde kolaylaştırıyor.

Tamamen sancısız olmasa da Almanya bu geçiş sürecini birçok kömür bölgesine kıyasla daha başarılı yönetiyor. Bunun önemli nedenlerinden biri, dönüşümün daha uzun bir zaman dilimine yayılması. Hızlı ve ani bir geçiş yerine, önceden planlanmış ve aşamalı bir süreç işletiliyor.

İspanya da olumlu örneklerden biri olarak gösteriliyor. Burada hükümet, sendikalar ve işverenler arasında yapılan anlaşmalar önemli rol oynuyor. Süreç; işçilerin haklarını korumaya yönelik erken emeklilik programları, gelir destekleri, yeniden eğitim programları ve sektör değiştiren işçilerin yeni alanlara uyum sağlamasını kolaylaştıracak uygulamalarla ilerliyor. Ayrıca eski kömür madencilerini istihdam eden çevresel iyileştirme projeleri de devreye sokuluyor. Bu nedenle birçok işçi örgütü, İspanya’nın yaklaşımını Avrupa’daki müzakereye dayalı geçiş süreçlerinin en başarılı örneklerinden biri olarak değerlendiriyor.

Ö.Ö.: Bu İspanya’daki erken emeklilik programı dediğimiz uygulama, Almanya’da da yaygın olarak kullanılıyor. Önümüzdeki haftalarda adil geçiş örneklerini daha ayrıntılı ele aldığımızda, konuklar da alma imkânımız olursa, İspanya ve Almanya’da kömürden çıkış süreçlerinde neler yapıldığını daha detaylı konuşuruz. Ama şu ana kadar en başarılı uygulamalardan biri olarak gösterilen yöntemlerden biri erken emeklilik. Madenlerde çalışan işçileri işsizliğe terk etmek yerine erken emeklilik seçeneği sunuluyor.

Tabii bunun da çeşitli sorunları var. Sonuçta emeklilik her zaman yeterli bir çözüm değil. Hele Türkiye’de maden işçilerinin emekli maaşlarının durumu düşünüldüğünde, bunun tek başına kabul görecek bir yöntem olmadığı açık. Örneğin 40 yaşındaki bir işçiye, “Kömür madeni kapanıyor, seni işsiz bırakmıyoruz, erken emekli ediyoruz” denmesi her zaman karşılık bulmayabilir. Bu yaklaşım Batı’da da eleştiriliyor. Buna rağmen, şu ana kadar uygulanan adil geçiş politikaları içinde en yaygın kullanılan araçlardan biri olmayı sürdürüyor. Bu konuyu ilerleyen haftalarda daha ayrıntılı biçimde inceleyebiliriz.

S.S.M.: Genel olarak bu İspanya örneği üzerine de çok yorum yapıldı, dediğin gibi. Daha doğrusu yalnızca İspanya üzerine değil, bu geçiş sürecinin bütününe dair tartışmalar yürütüldü. Ancak burada bahsettiğimiz dönem esas olarak 2019’dan 2021–2022 yıllarına kadar devam eden süreç. Fakat 2023 yılına geldiğimizde işler tepetaklak oluyor, tam anlamıyla tepetaklak oluyor.

Ö.Ö.: Zaten yetersizdi ama şimdi bir de terse döndü.

S.S.M.: Gelen ekonomik kriz, dünyanın içine girdiği ekonomik daralma, pandemi süresince azalan endüstriyel üretimle birlikte ortaya çıkan gelişmeler, işçilerin daha dönüşüm sürecine girmeden istihdamdan çıkması gibi meseleler ve savaşlar...

Ö.Ö.: 2022 Ukrayna, 2023 Gazze, şimdi ise en son İran.

S.S.M.: Yani bu süreçte bu projeler çeşitli geri adımlar aldı. Daha doğrusu ciddi tepkilerle karşılaştı. Avrupa genelinde çiftçiler protestolara başladı. Çok yüksek enerji fiyatları endişe yarattı. “Geçeceğiz ama nasıl geçeceğiz?” sorusu daha sık sorulmaya başlandı. Ekonomik büyüme de yavaşladı.

Ö.Ö.: Burada savaşın da bir etkisi var.

S.S.M.: Çoklu krizler sürecinde tabii bu hedefler giderek göz ardı edilmeye başlandı. ABD'nin Enflasyonu Azaltma Yasası ve Çin'in sanayi politikalarından kaynaklanan rekabet de işin içine girdi. Bunlarla birlikte Avrupa ülkelerinde muhafazakâr ve aşırı sağ partilerin yükselişi de etkili oldu. Bu süreç yeniden şekillendirildi. Odak noktası giderek iklim politikalarından uzaklaşıp rekabet gücü ve düzenlemelerin basitleştirilmesine kaydı.

Şöyle özetleyebiliriz: 2019–2022 yılları arasında odak noktası iklim geçişi, buna ilişkin düzenlemeler ve sosyal geçiş politikalarıyken; 2025–2026 yıllarına gelindiğinde iklim geçişinin yanına endüstriyel rekabet gücü ve raporlama yükümlülüklerinin azaltılması eklendi.

Yani yaklaşım, “daha basit ilerleyelim, daha kolay uygulayalım ve yolumuza devam edelim” anlayışına doğru evrildi. İklim meselesi merkezde olmaktan çıktı; daha çok ekonomik dayanıklılık ve rekabet gücünü koruma eksenine kaydı.

Ö.Ö.: Evet, çeşitli piyasa mekanizmaları çok daha güçlü bir şekilde öne çıktı. Özellikle de karbon salma haklarının çeşitli finansal süreçlerle birlikte; emisyon ticareti, karbon piyasaları ve karbon finansmanı gibi uygulamalar devreye girdi.

Şimdi hemen bir müzik dinleyelim, kısa bir müzik arası verelim. Sonra da ABD'deki Yeşil Yeni Düzen’i incelemeye başlayalım.

Ö.Ö.: Evet, Sam Cooke'dan bir klasik dinledik: "A Change Is Gonna Come" yani “değişim gelecek” diyor. Biz de değişimi konuşuyoruz ve değişimi onarımla birlikte ele alıyoruz; Onarım Çağı programında, Apaçık Radyo’da.

İlk bölümde Avrupa Birliği’nin Yeşil Mutabakatı’nı, daha doğrusu bunun kanunlaşan kısmını ve içeriğini biraz konuştuk. Şimdi ABD'deki örneğe geçelim. Bu son derece önemliydi. Hatta literatürde “orijinal Yeşil Yeni Düzen” olarak da geçiyor.

“Orijinal” denmesinin sebebi, Demokrat Parti’nin bir kanadının bunu gündeme getirmesi. Hatta bir taslak olarak Kongre’ye de sunuyorlar ancak ileriye gidemiyor; hem Demokrat Parti’nin kendi içindeki muhalefete takılıyor, hem de Cumhuriyetçi Parti’nin sert eleştirilerine maruz kalıyor.

Bu Yeşil Yeni Düzen, ABD'de Alexandria Ocasio-Cortez ve Ed Markey öncülüğünde 2019 yılında Kongre’ye sunuluyor. Yine 2019’dan bahsediyoruz. Aslında o dönem çok ses getiriyor çünkü Avrupa’da ve dünyada Fridays for Future ve Extinction Rebellion gibi hareketlerle kitlesel mobilizasyon yaşanıyor.

ABD'de de bunun karşılığı olarak Sunrise Movement ortaya çıkıyor. Çok güçlü bir gençlik hareketi gelişiyor. 350.org da burada etkili aktörlerden biri. Açık Gazete’de Ömer Bey’le sık sık yer verdiğimiz aktivist Bill McKibben de bu hareketin önemli isimlerinden. Dolayısıyla ABD'de aynı dönemde güçlü bir iklim hareketi ortaya çıkıyor. O kadar ki, daha sonra Joe Biden’ın yardımcısı olan Kamala Harris de Yeşil Yeni Düzen’in destekçilerinden biriydi. Bilindiği üzere Joe Biden yarıştan çekildikten sonra Donald Trump’ın karşısında aday oldu ancak seçimi kaybetti.

ABD'deki Yeşil Yeni Düzen’in aslında daha geriye giden bir tarihi de var. 2012 yılında Jill Stein tarafından gündeme getiriliyor. Stein, 2012’de bir Yeşil Yeni Düzen önerisini partisinin programı olarak ilan ediyor. Kendisi de Yeşiller Partisi’nin başkan adayı. Elbette çok yüksek oylar alamıyor ancak programda son derece güçlü bir iklim istihdamı yaklaşımı bulunuyor. O dönem Amy Goodman ile yaptığı bir röportajda, bu projenin 25 milyon kişiye istihdam sağlayabileceğini anlatıyor. Son derece kapsamlı bir sosyal programdan söz ediyoruz. Üstelik bunun iyi ücretli işler yaratacağını özellikle vurguluyor. Temiz üretim, yerel ve organik tarım, toplu taşıma ve yenilenebilir enerji gibi alanlarda büyük istihdam yaratılacağını söylüyor. Aynı zamanda petrol için yapılan savaşları da gereksiz hâle getireceğini ifade ediyor.

2012’nin ardından, 2019’da Demokrat Parti içindeki sol kanadın hazırladığı Yeşil Yeni Düzen Kongre’ye geliyor. Yasalaşmıyor ancak yine de son derece önemli oluyor çünkü o dönemde hem Sunrise Movement, hem 350.org, ayrıca Greenpeace, Sierra Club, Extinction Rebellion ve Friends of the Earth gibi çok sayıda kampanya tarafından destekleniyor. Ayrıca 40 eyaletten 300’ün üzerinde yerel seçilmiş temsilci de bu Yeşil Yeni Düzen’e destek veriyor. Geçmemiş olmasına rağmen program son derece iddialı hedefler içeriyor. ABD'de 2030 yılına kadar sera gazı emisyonlarını sıfıra indirmeyi ve yüzde yüz temiz enerjiye geçişi öneriyor. Bunun yanında büyük bir istihdam programı da bulunuyor. Program en az 1 milyon kişilik istihdam öngörüyor. Yeşiller Partisi’nin önerileri kadar yüksek rakamlar içermese de yine de önemli. Özellikle yenilenebilir enerji yatırımları nedeniyle çeşitli modellemelerde bu rakamın 4 milyona, hatta 8 milyona kadar çıkabileceği belirtiliyor. Hatta 10 yıllık bir zaman diliminde, çarpan etkileriyle birlikte 20 milyona kadar iş yaratılmasının mümkün olabileceği de öne sürülüyor.

Bu aynı zamanda oldukça sosyal bir program: Örneğin iş garantisi içeriyor. Fosil yakıt kullanımının azalması nedeniyle işini kaybeden bir işçi olursa, ona yeni bir iş sağlanmasını veya gerekli güvencelerin doğrudan kamu tarafından verilmesini öngörüyor. Bu yönüyle New Deal'a daha yakın bir yaklaşım sergiliyor.

Genellikle Avrupa Birliği ile kıyaslanıyor. Avrupa Birliği modeli daha piyasa temelli görülürken, ABD'deki bu orijinal Yeşil Yeni Düzen daha sosyal bir karakter taşıyor. Kamuyu, yerel yönetimleri ve federal yönetimi daha aktif bir şekilde sürece dahil ediyor. İş garantisi, ücret güvencesi ve işsizlik durumunda hak kaybı yaşanmaması gibi unsurlar içeriyor. Bu anlamıyla Avrupa Birliği ve ABD'deki bu iki Yeşil Yeni Düzen yaklaşımı, elimizdeki en önemli somut programlar arasında yer alıyor.

Daha sonra Biden döneminde ise Ocasio-Cortez’in öncülük ettiği bu Yeşil Yeni Düzen’in oldukça budanmış bir versiyonu, Inflation Reduction Act kapsamında kısmen hayata geçirildi ancak bunun yalnızca sınırlı bir bölümü yasalaştı. Kamusal istihdam garantileri gibi unsurların tamamı programdan çıkarılmış durumdaydı. Yine de ABD'de böyle bir deneyim yaşandı ve biz de bunu biraz olsun konuşma fırsatı bulduk. İngiltere’deki örneğe ise vakit kalmadı ancak belki önümüzdeki haftalarda ona da yeniden dönme fırsatı buluruz.

S.S.M.: ..ki İngiltere’deki örnek daha sonraya kalabilir çünkü önümüzdeki hafta Onarım Çağı’nda ilk konuğumuzu ağırlıyor olacağız. Jonathan Neale ile Söndür Ateşi üzerine bir söyleşi gerçekleştireceğiz. Haftaya Salı günü saat 16:00’da yine Onarım Çağı’nda görüşmek üzere.

Ö.Ö.: Hoşçakalın.