Dünya Meteoroloji Örgütü, gezegenin rekor düzeyde bir enerji dengesizliğiyle mücadele ettiğini, bu durumun ise okyanusları benzeri görülmemiş seviyelerde ısıttığını, hava olaylarını daha aşırı hale getirdiğini ve sağlık ile gıda tedarikini tehdit ettiğini belirtti. 2015 ile 2025 yılları arasındaki dönemin ölçülen en sıcak 11 yıl oldu. Ancak çok daha karamsar olan mesaj, insanların yeryüzünde hissettiği sıcaklık artışının, geniş Dünya sisteminde daha hızlı biriken ısının yalnızca %1’ini oluşturduğu. Bu enerji fazlalığının %90’ından fazlası, geçtiğimiz yıl tarihinin en yüksek ısısına ulaşan okyanuslar tarafından emiliyor. Küresel İklimin Durumu raporunun son yıllık sayısının yazarları, bu durumun, insan faaliyetleri sonucunda dengesi her geçen gün daha fazla bozulan bir gezegenin artan kırılganlığını vurguladığını ifade ediyor. Petrol, gaz, kömür ve ormanların yakılması; karbondioksit, metan ve azot oksit gibi ısıyı hapseden sera gazlarını açığa çıkarıyor ve bu gazların tamamı en az 800 bin yılın en yüksek seviyesinde bulunuyor. Bu durum, gezegenin enerji dengesini de bozuyor. İyi işleyen bir sistemde, Dünya sistemine giren ve buradan ayrılan radyasyon miktarı kabaca birbirine yakındır. Ancak, bir yandan da 1960’tan bu yana ısı fazlası birikiyor ve bu birikim son yıllarda gözle görülür bir şekilde hızlandı.
Yeni bir araştırma, küresel sıcaklıkların sanayi öncesi döneme göre 2 derece artması durumunda, kritik gıda güvencesizliği yaşayan ülkelerin sayısının neredeyse üç katına çıkarak 24’e ulaşabileceğini gösterdi. Uluslararası Çevre ve Kalkınma Enstitüsü (IIED) tarafından yapılan analiz, iklim krizinin yoksul ülkelerdeki gıda sistemlerini orantısız bir şekilde etkileyeceğini ve ülkeler arasındaki uçurumu daha da derinleştireceğini gösteriyor. Küresel ısınma dünya genelinde gıda güvencesizliği riskini artıracak olsa da, düşük gelirli ülkelerdeki gıda sistemlerinin zengin uluslardakine kıyasla yedi kat daha hızlı kötüleşeceği öngörülüyor.
İklim konusunda duyarlı halkla ilişkiler ve reklam profesyonellerine yönelik Clean Creatives girişiminin yeni araştırması, son dört yılda büyük petrol şirketlerinin, Dünya’nın ısınmasına ilişkin ardı ardına gelen uyarılara rağmen söylemlerini nasıl “sistematik biçimde” değiştirdiğini ortaya koyuyor. Toxic Accounts: From Greenwashing to Gaslighting başlıklı rapor, 2020-2024 yılları arasında dev fosil yakıt şirketlerinin kampanyalarından bin 800’ü aşkın materyali inceliyor. Rapor, dönemin başındaki kampanyaların iklim hedeflerini ve temiz enerjiye geçiş taahhütlerini öne çıkardığını, şirketlerin kendilerini sık sık “dönüşüm ortağı” olarak konumlandırdığını ortaya koydu. Ancak 2023’e gelindiğinde mesajların, petrol ve gazı giderek daha fazla “kalıcı, vazgeçilmez ve ekonomik istikrar ile ulusal güvenlik için hayati” unsurlar olarak sunduğu görüldü.
Virginia, Amerika Birleşik Devletleri’nde Utah’ın ardından “balkon tipi güneş enerjisi” sistemlerini yasallaştıran ikinci eyalet olmaya hazırlanıyor. Eyalet meclisinden büyük bir destekle geçen yeni düzenleme, özellikle apartman dairelerinde yaşayan kiracıların ve ev sahiplerinin herhangi bir bürokratik engele takılmadan kendi elektriklerini üretmelerine olanak tanıyor. Basit bir ev aleti gibi prize takılarak çalışan bu güneş paneli kitleri, yüksek kurulum maliyetlerini ortadan kaldırarak temiz enerjiye erişimi kolaylaştırmayı ve hane halkının elektrik faturalarını düşürmeyi hedefliyor.
Türkiye’nin incir üretim merkezi Aydın’da, tarımsal üretimi yenilenebilir enerjiyle buluşturan yenilikçi bir TarımGES projesi hayata geçiriliyor. Aydın İncir Araştırma Enstitüsü tarafından hazırlanan ve Tarım ve Orman Bakanlığı’ndan destek almaya hak kazanan çalışma kapsamında, incir bahçelerine kurulacak tarımGES sistemlerinin bitki gelişimi ve meyve kalitesi üzerindeki etkileri bilimsel olarak incelenecek. Hem enerji üretimini hem de verimliliği artırmayı hedefleyen bu girişim, iklim değişikliğiyle mücadelede sürdürülebilir bir model sunarak bölge tarımı için stratejik bir dönüm noktası oluşturmayı amaçlıyor.
Türkiye Yenilenebilir Enerjide 120 Gigavat Hedefine Odaklandı. Uluslararası Enerji Ajansı tarafından yayımlanan rapor, küresel enerji inovasyonunda en kritik önceliğin enerji güvenliği olduğunu ortaya koyarken, Türkiye’nin 2035 yılına kadar rüzgar ve güneş enerjisi kapasitesini 120 gigavata çıkarma hedefi dikkat çekiyor. Uzmanlar, bu iddialı hedefin gerçekleşmesi için şebeke altyapısının modernizasyonu, izin süreçlerinin hızlandırılması ve finansman kanallarının güçlendirilmesi gerektiğini vurguluyor. Türkiye’nin enerji dönüşümü, hem yerli arz güvenliğini sağlamak hem de Avrupa pazarıyla entegrasyonu artırarak ticari avantaj elde etmek açısından stratejik bir önem taşıyor.
Çanakkale’nin Lâpseki ilçesi, altın ve gümüş madeninin devasa kapasite artışı planları ve madene enerji sağlamak üzere planlanan Rüzgar Enerji Santralı (RES) projesiyle tehdit altında. Çevresel etki değerlendirmesi (ÇED) alanının 34 hektardan 429 hektara çıkarılmasını öngören kapasite artışına ve enerji nakil hatları için başlatılan kamulaştırma davalarına karşı bölge halkının mücadelesi sürüyor. Evrensel'de yer alan habere göre, şirket, altın ve gümüş madeninin devasa elektrik tüketimini karşılamak için ‘lisanssız rüzgar enerji santralı’ kurmayı planlıyor. Başlangıçta 6 türbin olarak planlanan ancak orman mevzuatı gereği 3 türbine (16.5 MWm/16.5 MWe kurulu güç) düşürülen proje, tamamen orman arazisi üzerinde inşa edilecek.

