Ünlü yazar, editör ve aktivist Tom Engelhardt, Donald Trump’ın iklim inkârcılığı, fosil yakıt ısrarı ve savaş ekonomisi üzerinden yalnızca ABD'nin değil, tüm gezegenin geleceğini tehdit eden bir çöküş tablosu çiziyor.
Belli bir yaşa geldiğim ve uzun zamandır ölüm ilanlarına ilgi duyduğum için, bazen Donald Trump’ın ve kendimin ölüm ilanlarını düşünüyorum. 79 yaşında, benden sadece iki yaş kadar daha genç, ama tabii ki ben Amerika Birleşik Devletleri'nin 45. veya 47. başkanı değildim. Ve başkan olarak geçireceği sekiz kaotik yıl (ya da daha fazlası?) (tabii o zamana kadar ömrünün vefa ettiğini varsayacak olursak), öldüğünde ona bir dizi canavarca (ve bu kelimeyi gerçekten dikkatli kullanıyorum) ölüm ilanı garantilerken, TomDispatch'te geçirdiğim neredeyse çeyrek asır bana hiçbir şey garanti etmiyor.
Ve ben buna hiçbir şekilde itiraz etmem. Sonuçta Donald Trump, Birleşik Devletler’in gerçekten eşi benzeri olmayan kerim bir başkanı olmuştur (ve olmaya da devam etmektedir) - ancak “kerim” kelimesi (kral ifadesinin aksine) aslında ona uymuyor, değil mi? Onu, aslında, Amerikan başkanlarının zırdelisi olarak düşünün. Hatırlarsanız, Alice Harikalar Diyarında deli şapkacı karakteri “zamanı öldürmekle” suçlanmıştı. Ve bu, kendi tuhaf tarzında, Başkan Donald Trump’ın en azından işlediği suçlardan birini oldukça makûl bir şekilde tanımlıyor gibi görünüyor.
İklim değişikliğinin “yeşil bir yeni dolandırıcılık” olduğuna inanan bu adam, diğer şeylerin yanı sıra, ABD Doğu Kıyısı’ndaki tüm büyük açık deniz rüzgâr enerjisi projelerini durdurmaya çalıştı (ancak, kendisi tarafından atanan yargıçlar da dahil olmak üzere yargıçlar şu ana kadar bu hakkı ona vermediler). Bu arada, kendisi tüm fosil yakıtlar arasında en kirlisi olan kömürün, Amerikan enerjisinin ana kaynaklarından biri olmaya devam etmesini sağlamak için çalışıyor. O ve ekibi, artık gerçekten de devri geçmiş olan büyük kömür yakıtlı elektrik santrallerinin kapatılmasına bile izin vermiyorlar.
Vay canına, bu paragraf beni nefes nefese bıraktı - rüzgâr enerjim buraya kadarmış! - ve daha her şeyi aktarabilmiş değilim. Sonuçta, Venezuela’dan son varil petrolü bile çıkarma dürtüsü de var (bir zamanlar bu ülkenin petrolünü “muhtemelen dünyanın en kötü petrolü” ve “çöp” olarak nitelendirmiş olsa da). Ve bu süreçte, kendisi gerçekten de zamanı öldürmekle meşgul –en azından, biz insanların bu gezegende makûl derecede iyi bir yaşam sürmek için kalan zamanını– ki bu gezegen artık gerçekten bizim değil – en azından şimdilik, önemli ölçüde onun gibi görünüyor.
Bir bakıma, Donald Trump’ın sadece kendi ölümünde büyük bir ölüm ilanı yayınlanmasını sağlamakla kalmayıp, insanlığın da aynı şekilde anılmasını sağlamak için çok çalıştığını söyleyebiliriz. Bu anlamda, ona hakkını vermeliyiz. Hepimizi gazete ilanında çıkartmaya ve kendisinin “haber olma” deneyimini hepimize yaşatmaya çalışıyor.
Ve merak ediyorum, bir gün, senin ve benim ölüm ilanlarımız olmasa bile, belki de çocuklarımızın veya torunlarımızın ölüm ilanları şöyle başlar mı acaba: “O, her yıl değilse de her on yılda bir daha da sıcak ve rahatı kaçmış hale gelen bir gezegende, gözleri kör edici bir sıcak dalgası/kahredici bir fırtına/tarihte eşi görülmemiş korkunçlukta [veya felaketin boyutunu siz nasıl isterseniz öyle tarif edersiniz artık] dehşet bir sel sırasında evinde öldü.”
ABD Giderek Daha Saldırgan Bir Petrol Devleti Haline Geliyor
Ölüm ilanları söz konusu olduğunda, sorunun sadece iklim olduğunu düşünmeyin. Bizler, yaşayanların (ve de ölülerin) su götürmez şekilde kafayı yemiş olduğu bir dünyada yaşıyoruz. Ve vay canına, Ukrayna’dan Gazze’ye, oradan Sudan'a kadar savaşların hâlâ yaygınlaşmakta olduğu (ve bu savaşları sürdürmek için yakılan fosil yakıtların gezegenin tahribatına önemli ölçüde katkıda bulunduğu) bir gezegende, işlerin yakın zamanda daha iyiye gitmesi pek olası görünmüyor doğrusu. Savaşın Maliyeti projesinin bize hatırlattığı gibi: “ABD Savunma Bakanlığı, tek başına dünyanın en büyük kurumsal petrol tüketicisidir ve bu nedenle, dünyanın en büyük sera gazı salıcılarından biridir.”
Ve sadece tek bir acı örnek vermek gerekirse, “benim” başkanım, vergi gelirlerimizi daha da çarpıcı bir şekilde – aslında, gözleri kör eden rekor bir düzeyde – Pentagon bütçesine aktarmak istiyor. Bu bütçe, bir zamanlar, her ne kadar yanlış olsa da, “savunma bütçesi” olarak adlandırılıyordu. Zaten yılda bir trilyon dolara yakın bir rakam ve – hakkını verelim – Başkan sadece yarım trilyon dolarcık daha arttırarak onu 1,5 trilyon dolara çıkarmak istiyor.
Ve hayır, bu bir dizgi hatası değil! İnanın bana, burada baskı hatası yok! O (en azından kendi kafasında) Grönland’ın 51. eyalet, Kanada’nın 52. eyalet, Küba’nın 53. eyalet ve Kolombiya’nın 54. eyalet olmasını garanti altına alacak “rüya ordusu”nu yaratmak için yapması gerekenin bu olduğunu düşünüyor. O zaman 55. eyalet de Çin olabilir pekâlâ. (Ya da en azından o öyle bir rüya görüyor olabilir. Ya da belki şöyle demeli: en azından o öyle bir kâbus görüyor olabilir.) Ama endişelenmeyin. Askerî bütçedeki bu artış, önümüzdeki on yıl içinde vergilerimizde sadece 6 trilyon dolarcık bir artış (ya da her aile için yaklaşık 45.000 dolar) anlamına gelecektir.
Ama bir dakika: bu zaten dünyadaki en büyük askerî bütçeye sahip ülke ve İkinci Dünya Savaşı’ndan galip çıkmasından bu yana geçen sonu gelmez onyıllar boyunca tek bir önemli savaşı kazanamadı: Ne Kore’de, ne Vietnam’da, ne Afganistan’da, ne Irak’ta, hatta muhtemelen önümüzdeki haftalarda Minneapolis sokaklarında bile Hiçbir yerde. Ve şundan emin olabilirsiniz ki, yılda yarım trilyon dolar daha harcamak sadece tek bir şeyi garanti edecektir: Amerika Birleşik Devletleri, bu kadar acımasız bir gerçeklikten en bariz dersleri bile almadan, daha da pahalıya mal olacak bu savaşların hiçbirini kazanamayacaktır, ne Grönland’da ne de bambaşka bir yerde.
Ve hayır, nedense Donald Trump, kendisiyle veya başkanlığıyla ilgili olarak “kâbus” kelimesini hiç kullanmazken Demokratları “sosyalist kâbusun” partisi olmakla suçladı. New York Times’a verdiği son röportajda, kendi küresel gücünün herhangi bir sınırı olup olmadığı kendisine sorulduğunda da bu kelimeyi kullanmadı. Bunun yerine şöyle cevap verdi: “Evet, tek bir şey var: Kendi ahlâkım, kendi aklım. Beni dünyada durdurabilecek tek şey bu. Uluslararası hukuka ihtiyacım yok.”
O zaman şimdi koskocaman ve rahat bir nefes alabilirsiniz, değil mi? Kim onun akıl sağlığı hakkında endişelenebilir ki? Donald Trump’ın “ahlâkı”, bizimle onun bu gezegende istediği her şeyi, ne kadar yıkıcı olursa olsun yapması arasında duran tek engel ise, o zaman dünyada ne ters gidebilir ki?
Kâbuslardan (hatta ölüm ilanlarından) bahsetmişken, şunu da söyleyelim bari: petrol Donald Trump’ın rüyalarının sıvısıdır – ve petrol cehennemdir. Uzun vadede, zaten aşırı ısınmakta olan şu gezegenimizde petrol savaş demektir, bu ülkenin potansiyel düşmanlarına veya Donald Trump’a karşı değil, hepimize karşı bir savaş anlamına geliyor. (Ve Mark Hertsgaard’ın Nation dergisinde yakın zaman önce bizlere hatırlattığı gibi, ABD gerçekten de giderek daha saldırgan bir petrol devleti haline gelmekte.)
Trump’ı bir kez değil, iki kez başkan seçme kararı, sadece onun için değil, bu ülke, bu gezegen ve hepimiz için bir ölüm ilanı hazırlamaya eşdeğer olarak değerlendirilmelidir. Bu vefat ilanında şöyle bir şeyler yazılıyor olabilir.
Ya da gerisini tamamlamakta en ufak bir sorun yaşamayacağınızı bildiğim için, ben sizin için başlangıcı yapayım isterseniz:
“Amerika Birleşik Devletleri'nin 45. başkanı Donald Trump dün vefat etti. 14 Haziran 1946’da New York’ta doğan Trump, televizyon programı “Çırak”tan (The Apprentice), kadınların cinsel organlarını elle taciz etmeye kadar birçok olayla tanınır hale geldi. (“Beklemem bile gerekmiyor. Yıldızsan sana izin veriyorlar. Her şeyi yapabilirsin... Onları vajinalarından tut. Her şeyi yapabilirsin.”) Ve Hillary Clinton’a rakip olduğu ilk başkanlık seçimlerinden hemen önce yaptığı bu itiraf, oyunu bozamadı. Yine de kazandı o. Bu da Birleşik Devletler hakkında bir şeyler anlatmaya yeter (ama elbette, bir başkanın değil, bir ülkenin ölüm ilanını yazıyor olsaydık yeterdi).
Ancak, belki de onun başkanlığının en önemli yanı, bu ülkeyi apış arasından yakalaması değil, zamanı öldürmesiydi. O, Amerika'nın ilk yeşil-yeni-dolandırıcılık başkanıydı, “kaz bebeğim, kaz” sloganıyla seçim kampanyası yürüten ve sadece birkaç kadını veya bir grup Amerikan seçmeni değil, tüm gezegeni mahvetmeye fazlasıyla hazır olduğunu kanıtlayan adaydı. Hey, rüzgâr santrallerini kapatmak, buna karşılık kömür santrallerini açık tutmak istiyorsanız, kime oy vereceğinizi biliyorsunuz (bir kez daha).”
Kural Tanımaz Başkan
Geleceğimizin bize neler getireceğini henüz bilmiyoruz. Donald Trump yarın kalp krizi geçirip bu gezegene ve geri kalanımıza bir veda öpücüğü gönderebilir. Ancak, dayanabilir, önümüzdeki üç yılı atlatırsa, Kongre’yi büyük ölçüde görmezden gelmenin yolunu da bulmuşken – gerçekten, Karayipler ve Doğu Pasifik Okyanusu’nda gemileri havaya uçurmak, Venezuela'yı işgal etmek veya Grönland’ı ele geçirmek için Kongre’ye kimin ihtiyacı var ki? – ve Anayasa'yı hiçe sayarak canı ne isterse onu yapmaya devam ederse, herhangi bir başkanın üçüncü bir dönem görevde kalmasını engelleyen Anayasa Ek 22. Maddesini (22nd Amendment) de benzer bir şekilde ele alması ihtimali her zaman vardır. Başkanlık seçimlerinde bir kez daha aday olmak konusunda ise, şimdiden “Bunu çok isterim” dedi zaten. Ve belki de Donald Trump’ın gelecekteki ölüm ilanındaki en önemli cümle, onun, Franklin D. Roosevelt’ten bu yana üçüncü bir dönem başkanlık koltuğuna oturan (yoksa zorla el koyan mı demeli?) ilk başkan olarak yeni bir çığır açtığı ve böylece Amerika’nın ilk gerçek otokratı olduğunu ortaya koyan cümle olabilir.
Hiç şüphe yok ki, o bu işin adamı ve eğer o başaramazsa, hiç kimse başaramaz. Ve inanın bana, eğer başarılı olursa, unutulmayacaktır: özellikle de bu kadar aşağı, aşağı, aşağı dibe ittirilmesinde başrolü oynadığı bir gezegende. Bir bakıma, Dünyada yaşam söz konusu olduğunda hepimize bir kelle vergisi koyduğu söylenebilir ve bu hiç de küçük bir... şey, bunu söylemeye çekiniyorum... başarı sayılmaz.
Keşke ona bir vergilendirme uygulayabilsek –hadi buna otokrat vergisi diyelim– ve bize verdiği ve şüphesiz vermeye de devam edeceği acılar için bize ödeme yapmasını sağlayabilsek. Yani, onun “başardıklarını” düşündüğünüzde, ikinci kez Kongre’yi büyük ölçüde zor durumda bırakıp, sadece “kendi ahlak anlayışı”nın sınırları içinde kalarak en çok hoşuna giden ne varsa onu yapmış olması hiç de küçümsenecek bir şey değil.
79 yaşında, yaşlılığa yeni bir anlam kazandırıyor. O, giderek dibe dibe dibe vuran bir gezegende canı ne istiyorsa onu yapan, kuralsız bir başkan. Görünüşe bakılırsa, gezegende (en azından şimdilik) çöküşe geçmeyen tek şey Donald J. Trump.
Bu noktaya vardığımda, bu yazıda üstüme düşenin Donald Trump ve kendim için ölüm ilanları yazmak değil, insanlık ve (en azından binlerce yıldır bildiğimiz haliyle) Dünya Gezegeni için bir ölüm ilanı yazmak olup olmadığını merak etmeye başladım. Bir bakıma, olağanüstü olan şey şu: Kasım 2024’te, Amerikan seçmenlerin neredeyse çoğunluğu, tam olarak %49,8’imiz, onu bir kez daha başkan olarak seçti. Bu garip dünyamızda herkes bir kez hata yapılmasını anlayışla karşılayabilir ve hatta affedebilir. Fakat iki kez? Gerçekten mi? Sadece Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanı değil, aynı zamanda tüm gezegenin kaderi söz konusu olduğunda da mı?
Trump üçüncü bir dönem daha görevde kalırsa, onun –Kongre’nin değil– bu (birleşik olmayan) Amerika Birleşik Devletleri Anayasası’nın önsözünü şu şekilde değiştirmek zorunda kalacağına dair bir his var içimde:
Ben, Amerika Birleşik Devletleri’nde Önemli Olan Tek Kişi, daha mükemmel bir Otokrasi Oluşturmak, Adaletsizliği tesis etmek, yurt içinde ve dünyada Kaos sağlamak, ortak bir saldırganlık zemini hazırlamak, genel Yoksulluğu teşvik etmek, ve kendime ve Soyuma (eğer hayatta kalabilirlerse) Otokrasinin Nimetlerini güvence altına almak amacıyla, dört nala cehenneme giden Amerika (Birleşik olmayan) Devletleri ve dünya için işbu Anayasayı kabul ve ilan ediyorum.
Ve bunu yaptıktan sonra, sanırım bu gezegenimiz için bir ölüm ilanı hazırlamaya başlamamız gerekecek (başlığı “Donald Trump Çağında Zamanı Öldürmek” olabilir) – en azından biz insanlar olarak sonsuz yüzyıllar boyunca onu tanıdığımız, bildiğimiz haliyle.
Tom Engelhardt,American Empire Project’in kurucularından biri ve The United States of Fear (Birleşik Korku Devletleri) ile Soğuk Savaş tarihiThe End of Victory Culture (Zafer Kültürünün Sonu) kitaplarının yazarıdır. Nation Institute üyesidir ve TomDispatch.com sitesini yönetmektedir. Son kitabı Shadow Government: Surveillance, Secret Wars, and a Global Security State in a Single-Superpower World (Gölge Hükümet: Tek Süper Güçlü Bir Dünyada Gözetim, Gizli Savaşlar ve Küresel Güvenlik Devleti) adını taşımaktadır.
* Tom Engelhardt'ın 'Reading Obituaries: And Murdering Time in the Age of Donald Trump' adlı makalesi Bahar Özay tarafından Türkçeye çevrilmiş, Ömer Madra tarafından ise çeviri editörlüğü yapılmıştır.

