Kopuk Bağlar'da Fatma Genç ve Hasan Ateş, Bilgi Üniversitesi Öğretim üyesi Prof. Dr. Gülhan Balsoy ile Osmanlı emek tarihine toplumsal cinsiyet perspektifinden bakıyor; Cibali Reji Fabrikası’nda çalışan kadın işçilerini ele alıyorlar.
Hasan Ateş:Kopuk Bağlar’dan merhabalar. Kopuk Bağlar, her hafta Cuma günü saat 14:00’te radyonuzda. Bu hafta konuğumuz sevgili Gülhan Balsoy. Hoşgeldiniz.
Gülhan Balsoy:Merhaba, hoşbulduk.
H.A.:Davetimizi kabul ettiğiniz için teşekkür ederiz. Teknik masada sevgili Selahattin Çolak var. Ona ve destekçimiz Can Kara’ya da çok teşekkürlerimizi iletiyoruz. Bu hafta Cibali Reji Fabrikası üzerinden Osmanlı emek tarihini konuşmak istiyoruz. Bu uzun bir süredir Gülhan hocamızla konuşmak istediğimiz bir konuydu. Hem emek tarihi, hem de Osmanlı tarihi literatürünü toplumsal cinsiyet perspektifinden ele alan çalışmalarını dinlemek istiyorduk. Bugün de Osmanlı emek tarihi içerisinde önemli ve büyük bir hafızayı temsil eden Cibali Reji Fabrikası’nı konuşacağız.

Yönteme dair bir soru ile başlamak isterim. Osmanlı emek tarihi çalışmaları içerisinde toplumsal cinsiyet oldukça az işlendi. Osmanlı tarih yazımı içerisinde hem modernist paradigma, hem de kaynak sorunları bu anlamda ciddi bir sorun. Nasıl değerlendiriyorsunuz?
G.B.: Tekrar davet için teşekkür ederim. Ben de sizlerle birlikte olduğum ve bu güzel programa konuk olduğum için çok mutluyum. Bu soruyu önemsiyorum; 19. yüzyıl öncesi için bahsedecek olursak, tarımsal bir imparatorluktan bahsettiğimiz için tarımsal üretimde zaten kadın emeğinin olmaması imkansız. Tarımda her zaman kadın emeği var ama görünmez ve üstüne çok az konuşulmuş bir emek. Kentsel ekonomilere ve kentsel imalat sektörüne baktığınız zaman özellikle loncalar etrafında örgütlenme olduğu için orada da kadın emeği daha az. Kent üzerinden bakıldığında kadın emeğinin toplam emek içindeki payı daha marjinal ama dediğim gibi, tarımsal üretimde kadın emeğini görünürleştirmek hala tarihçileri bekleyen bir iş. Loncalarda da kadın emeği yok değil, bunun üzerine de çalışmalar var. Mesela gül suyu üreticileri loncası. Bunun gibi bazı loncalarda, kadın emeğinin kullanıldığını biliyoruz.
19. yüzyıl, kadın emeği açısından çok önemli, bu konuda öncü çalışmalar var. Benim de hocam olan Donald Quataert’in çalışmaları mesela şunu gösteriyor; özellikle 1838 Baltalimanı Anlaşması sonrası, Osmanlı pazarının bağımlı bir ekonomi olarak dış pazarlara açılmasıyla birlikte imalat sektöründe de köklü bir takım değişiklikler meydana geliyor. Loncalar etrafında örgütlenen, ağırlıkla erkek emeğine dayanan imalat sektörleri çökerken, daha çok kırda şekillenen, ihracata yönelik ve tarımla ilişkili sektörler Osmanlı ekonomisini ayakta tutmaya başlıyor ve bu sektörlerde de kadın emeği çok belirleyici bir yerde duruyor. Osmanlı imalat sektörü, İngilterevari bir sanayi devrimi yaşamadığı için küçük ve orta ölçekli üretim çok belirleyici ve bu kaynaklara da yansıyor. Konudan konuya atlamış oldum ama şöyle bağlayacağım: Belli sektörlere bakarak ya da belli bir iş yerine bakarak yaptığımız analizler, aslında kaynakların doğası gereği zor çünkü üretimin kendisi çok parçalı ve çok parçalı bir üretime dair bütünlüklü bir analiz yapmak tarihçileri de çok zorlayan bir mesele. Kaynaklar ve üretimin kendisi de parçalı olduğu için kadın emeği bu süreçte çok temel olduğu halde görünmezleşiyor.

Hangi alanlarda kadın emeği var? Kuru meyve üreticiliği, iplik eğirme, dokuma sektörlerinde kadın emeğinden bahsetmek mümkün. Halı ve kilim dokumacılığında kadın emeği çok önemli ve hatta çok güzel bir örnek. Halı ve kilim dokumacılığı belki de bin yıllardır kadınların yaptığı bir iş. 19. yüzyıl ile birlikte emek rejimi değişmeye başlıyor. Oriental Carpet Manufacturers gibi uluslararası şirketlerin bu alana girmesiyle birlikte kendi hesabına çalışan bağımsız üreticiler alanda kalıyor ama halı ve kilim dokumacılarının bir kısmı işçileşiyor. İşin kendisi görünürde aynı kalmakla beraber, tezgah ve yün gibi üretim araçları üzerinden özellikle aracılara ve şirketlere borçlanan kadınlar artık kendi hesaplarına üretmeye değil, işçileşmeye başlıyor. Dolayısıyla da bütün bu değişimleri ve 19. yüzyılda imalat sektörünün doğasını anlayabilmek için kadın emeğini görünür hale getirmemiz gerek.
Bunun yanında kentsel ekonomilere bakınca Cibali gibi örnekler var. Osmanlı ekonomisinin bütününde fabrikaların rolü görece marjinal ama şehirler üzerinden baktığımız zaman Cibali’nin tek fabrika olmadığını görüyoruz. Selanik’te, Beyrut'ta ya da Samsun'da başka tütün fabrikalarından da bahsetmek mümkün. Tütünün yanı sıra başka sektörlerden de bahsetmek mümkün tabii ancak kadın emeğinin yoğunlaştığı sektörler tütün ve tekstil olarak öne çıkıyor. Dolayısıyla fabrika zaten tamamen yepyeni bir emek rejimi yaratıyor. Tarımda ya da tarımla ilişkili sektörlerdeki işçileşme gibi burada da kapitalist üretimdeki işçilerden yani kadın işçilerden bahsediyoruz. Dolayısıyla bu bütünlük içinde kadın emeğini ya da cinsiyetlendirilmiş emek rejimlerini anlamanın, bu bütünlüğü kavramadan zor olduğunu düşünüyorum.

Fatma Genç:Evet hocam, gerçekten yaptığınız bu vurgu özellikle emek tarihini toplumsal cinsiyet perspektifinden okumak açısından çok önemli. Kopuk Bağlar’da daha önce sevgili Melda Yaman hocamız ile tütün bölümünde konuşmuştuk. Onun da vurguladığı çok önemli bir şey vardır; Rejiden Tekel’e giden süreci konuşurken tütün ürününün kadınların becerikli parmaklarından çıktığını söylüyordu. Osmanlı emek tarihi açısından Cibali Reji Fabrikası, hem emek, hem de mücadele tarihi açısından özel bir yerde duruyor. Zehra Kosova ve tüm kadınların ‘eşit işe, eşit ücret’ mücadeleleri, 8 Mart kutlamaları da önemli bir yer işgal ediyor. Oradan Cibali’de cinsiyetçi iş bölümünün nasıl şekillendiğini sormak isteriz. Hangi işlerde kadınlar, hangi işlerde erkekler çalışıyor? Ücretleri, statüleri neye göre belirleniyor?
G.B.: Daha geniş bir yerden başlayacak olursam yani benim üzerinde durduğum Cibali Reji Fabrikası, Düyûn-ı Umûmiye tarafından Osmanlı İmparatorluğu’nun tütün gelirlerini kontrol etmek üzere kuruluyor. Fabrika, Haliç kenarında yani dolayısıyla ulaşım açısından da çeşitli avantajlar sağlıyor. Fabrikada tütünün ulaşmasından bitmiş bir ürün haline gelmesine kadar bütün aşamalar var. Elimizde düzenli işçi sicilleri yok ancak aşağı yukarı 2 bin işçinin çalıştığını söyleyebiliriz. Bu işçilerin neredeyse yarısı kadınlardan oluşuyor. Üretim sürecini düşünecek olursak tütün balyalar halinde fabrikaya geldikten sonra önce harmanlar tasnif ediliyor, daha sonra tütün kalitesine, cinsine göre ayrılıyor ve üretilecek ürünün tadını belirlemek üzere harmanlanıyor. Ortaya çıkacak tütünün kalitesini belirlediği için bu, sektördeki en kalifiye işlerden birisi olarak kabul ediliyor.

Tütünün nihai hali olan sigaranın bir ürün olarak 19. yüzyılın başında ortaya çıkması da fabrikanın mantığı açısından önemli çünkü sigaranın üretimi nargile ya da başka tütün ürünlerine kıyasla çok daha pratik ve hızlı. Dolayısıyla da sigara da çok hızlı bir şekilde tüketim nesnesine dönüşüyor. Harmanlanan tütünlerin yapraklarının kesilmesi, kıyılması işi de önemli ve kalifiye kabul edilen işlerden bir tanesi çünkü tütünler kıyılırken işlemin doğru yapılması doğrudan tütünün tadını belirliyor. Harmanlama işi başlarda elle yapılırken, daha sonra makinelerle yapılan bir işe dönüşüyor. Fabrikalardaki ilk luddist protestolar da bu havan denilen makinelerin kırılmasına yönelik protestolar biçiminde oluyor. Kıyılan tütün de ya paketleniyor, daha sonra elde sarılmak ya da başka şekilde tüketilmek için ya da sigaraya dönüştürülüyor.
20. yüzyılın başında tütünler kağıtlara elde sarılarak sigaralaştırılıyordu. Daha sonrasında bunun için de makinelerin kullanıldığını görüyoruz. Burada sürecin çoğu emek yoğun olmakla beraber, süreç içindeki daha kalifiye kabul edilen işlerin hepsinin erkek işçiler tarafından yapıldığını ancak sigara sarmak ya da tütün paketlemek gibi kalifiye kabul edilmeyen işlerin kadın işçiler tarafından yapıldığını görüyoruz.
Fabrikada katı ve net çizgileri olan bir cinsiyetçi iş bölümü olduğunu söylemek mümkün. Bunu gördüğümüz en önemli kaynaklardan bir tanesi Guillaume Berggren adındaki İsveçli fotoğrafçının fabrikada çektiği fotoğraflar. Tam tarihini bilmiyoruz ama bu fotoğrafları 1900’lerin başına tarihlemek mümkün. Berggren, dünyayı dolaşırken İstanbul’a geliyor ve İstanbul’dan çok etkilenerek şehirde kalıyor. Bağdat Demiryolu’nu fotoğraflamak gibi büyük fotoğraf projeleri var. Cibali Reji Fabrikası’nın fotoğrafları da çok değerli kaynaklar bizim için çünkü bu fotoğraflarda hem üretim sürecinin neredeyse tamamını takip edebiliyoruz, hem de yok olduğu iddia edilen kadın işçileri net bir şekilde görebiliyoruz. Dolayısıyla metinlerin görünmezleştirdiği kadınların varlığını ve kadın emeğini fotoğraflar net bir şekilde görünürleştiriyor.

Fotoğraflar çeşitli atölyelerde çekilmiş olduğu için üretim sürecinde erkeklerin ve kadınların yaptığı işleri ve bu işlerin nasıl yapıldığını da genel hatlarıyla görebiliyoruz. Bütün bu süreç video gibi, tamamı çekilmemiş olsa da bize çok iyi bir fikir veriyor. Bu fotoğraflardan cinsiyetçi iş bölümünü anlayabiliyoruz ancak tek kaynağımız değiller. Bunun dışında arşiv belgelerinden de faydalanmak mümkün. Cumhurbaşkanlığı Devlet Arşivleri’ndeki ‘Osmanlı Belgeleri’nden de önemli bilgilere ulaşabiliyoruz. Öte yandan da işçi gazeteleri ve işçiler tarafından üretilmiş kaynaklar da mevcut. Bu kaynaklar vesilesiyle farklı açılardan hem üretim sürecini, hem de işçilerin deneyimini farklı perspektiflerden okuyabiliyoruz. Tekel sonrası ayrı bir şey; ben çalışmamda Osmanlı dönemine baktım. Hala bir kısmı da arşivde duran ve kullanılmayı bekleyen kaynaklar da mevcut.

F.G.: Oradan şöyle devam edebiliriz; emek yoğun olduğunu belirttiğiniz harmanlama işi ve kadınların özellikle yoğunlaştığı alanlar hangileriydi?
G.B.: Benim kaynaklardan tespit ettiğime göre kadın emeğinin en çok yoğunlaştığı alanların sigaranın sarılması ve tütünün paketlenmesi olduğunu söyleyebilirim. Sigaraların sarılması bir taraftan emek yoğun bir iş. Düzgün bir şekilde sarabilmek için gün içinde sürekli sarma işlemini yapmak gerekiyor.
Fotoğraflara baktığımızda, kadın işçiler diyoruz ya, aslında düzeltmek gerekir çocuk işçilerden bahsediyoruz çünkü yaşları gerçekten çok küçük görünüyor. Burada 11-12 yaşlarındaki kız çocuklarından bahsediyoruz. Yaşı biraz ileri olanlar var ama çoğu gerçekten küçük kız çocukları.
Çoğunun giyim ve kuşamlarından, başlarının örtülü olmamasından dolayı Cibali’ye yakın olan Fener, Balat gibi semtlerden gelen Yahudi ve Rum kızları olduğunu düşünmek mümkün. Yine kaynaklar da bize bu doğrultuda fikir veriyorlar. Fotoğraflar şunu gösteriyor;kadınlar çok dar bir alanda ve neredeyse bütün gün ayakta durarak ya da oturarak aynı hareketi yapıyorlar. Tütün tarımsal bir ürün olduğu için mevsimsel bir niteliği var ve bazı aylarda iş gününün 10-12 saati geçebildiğini biliyoruz. Kış aylarında da işçilerin tam tersine işsiz kalabildiği, güvencesiz koşullardan bahsetmek mümkün. Sıkı bir denetimin izini görmek mümkün yine fotoğraflardan. Fotoğrafların hem gösterdikleri, hem de yanılttığı şeyler de var.

Fotoğraflarla birlikte müfettiş raporları gibi kaynaklar ortamdaki tozdan bahsediyor yani çalışılan ortamların çok tozlu ve sağlıksız olduğu, işçiler arasında bronşit ve verem gibi hastalıkların çok yaygın olduğu dile getiriliyor. Ücretlerin düşüklüğü ile birlikte bütün gün tütün tozuna maruz kalmak, düşük ücretlerden dolayı iyi beslenememek sonucunda sağlık koşullarının kötü olduğunu hayal etmek çok zor değil.
Fotoğraflarda her ne kadar hoş ve güzel bir ortam görünse de atölyelerin o kadar da temiz olmadığını raporlardan görebiliyoruz. Yine müfettiş raporlarından fabrikadaki tuvalet sayısının çok az olduğunu, havalandırmanın olmadığını okuyoruz. Tütün hava ile temasta bozulabileceği için havalandırmanın olmaması belki özel bir tercihtir ancak bu durumun işçilerin sağlığını olumsuz etkilemesi kaçınılmaz bir sonuç. Yine göz enfeksiyonları çok yaygın. Özellikle bütün gün tütünü sardıktan sonra yüze ve göze dokunulması sonucu bu enfeksiyonların arttığını tahmin etmek de zor değil.
Benim konuştuğum bir tütün işçisi - tabii sonraki bir süreçten bahsediyor - tütünün düzgün bir şekilde sarılabilmesi için hafif rutubetli olması gerektiğini söylemişti. Sürekli o rutubetli tütüne dokunmak yüzünden parmak romatizmalarının yaygın olduğunu da eklemişti. Bu benim çok karşıma çıkmadı belgelerde, muhtemelen yine belgelerin gizlediği koşullardan bir tanesidir.
Başka bir kaynak olan, benim diğer çalışmalarımda kullandığım Besim Ömer’in doğum hakkında kitaplarında tesadüfen karşıma şöyle bir şey çıkmıştı. Yine kadın işçilerin koşullarından bahsederken, yoğun tütün tozuna maruziyetin yoğun olduğunu söylüyordu. Besin Ömer, %45 gibi bir rakam vermiş ki %45 gerçekten çok yüksek bir oran. Yani orada bir abartı var mıdır diye düşünüyor insan ama yarısı olsa bile yine de çok yüksek bir orandan bahsediyor olacağız.
Yine Besim Ömer, tütün tozuna bu kadar yoğun maruz kalınması yüzünden doğan bebeklerin de kimi zaman hastalıklı ya da zayıf doğduğundan bahsediyor. Fabrikada kadın işçilerin de erkek işçilerin de koşullarının iyi olmadığını biliyoruz. Genel olarak geçim standardının düşük olduğunu, emek sömürüsünün yoğun olduğunu biliyoruz ancak kadın işçilerin kadın olmaktan kaynaklanan ek sorunları var. Mesela doğum ve hamilelik gibi ek sorunlara maruz kalıyorlar. En önemlisi ücretler eşit değil. Kadın ve çocuk işçilerin ücretleri çok düşük ve neredeyse üçte biri kadar bir ücrete tekabül ediyor. Kadın işçiler, erkek işçilerin üçte biri kadar ücret alıyor.

Bir şeyi daha not edebiliriz; benim fotoğraflara dayanarak öne sürdüğüm şeylerden bir tanesi de fabrikada hareket etmenin bir ayrıcalık olması çünkü çok dar bir alanda, gün boyu kıpırdamadan çalışıyor bu işçi kızlar. Erkek işçilerin birazcık daha fabrika içinde hareketliliğinin çok olabildiğini fotoğraflardan görüyoruz. Üretim sürecinin her aşamasında değil ama bazı aşamalarında birazcık daha rahatlık görebilmek mümkün. Dolayısıyla da fabrika alanını kullanabilmek ya da hareketliliğin de ufak da olsa bir ayrıcalık getirebildiğini söylemek mümkün.
F.G.: Çok teşekkürler hocam, gerçekten çok güzel bir girizgah oldu. Girizgah diyorum çünkü önümüzdeki haftalarda başka örneklerle de tarihi toplumsal cinsiyet perspektifinden açmaya devam edeceğiz.
G.B.: Ben teşekkür ederim.
F.G.:Tekrar teşekkürler hocam. Gerçekten çok önemli bir şey anlattınız. Kadınların gözünden, kadınların neler yaptığını görmemiz açısından da önemli belgeler de sundunuz. Şimdi Mürselekli kadınları dinliyoruz ve sigaranın sağlığa zararlı olduğuna tekrar hatırlatmak isteriz. Haftaya görüşmek üzere, hoşçakalın.
G.B.: Görüşmek üzere.
H.A.: Hoşçakalın lütfen.


