"Türkiye, IŞİD yarası çok derin bir ülke"

Ekonomi Politik
-
Aa
+
a
a
a

Ekonomi Politik’te Ali Bilge, Türkiye’nin IŞİD’le yüzleşme biçimini; geçmiş katliamlar, uyuyan hücreler, yargı süreçlerindeki görünmezlik ve uluslararası raporlar ışığında ele alıyor.

""
Ekonomi Politik: 12 Ocak 2026
 

Ekonomi Politik: 12 Ocak 2026

podcast servisi: iTunes / RSS

Ömer Madra: Günaydın Ali Bey, merhabalar!

Ali Bilge: Merhaba Ömer Bey, merhaba Özdeş!

Özdeş Özbay: Günaydın!

A.B.: Günaydın, iyi haftalar!

Ö.M.: Teşekkürler. Kar yağıyor mu Ankara’ya?

A.B.: Biraz önce başladı ama aralıklarla ve yoğun değil, çatılarda bile tutmuş değil.

Ö.M.: İstanbul’da ise daha sonra bekleniyor deniyor ve okullar da tatil edildi.

A.B.: Ankara ve Orta Anadolu yıllardır ciddi kuraklık yaşıyor, barajlarda ölü hacimlerden su çıkarılıyor. Kısıtlamalar yapılıyor, bazı semtlerde bir haftadır sular akmıyor, ölü hacimlerden su çıkarmak için de ekstra yatırım yapmak gerekiyormuş. Uygun borular döşeniyor, bu sebeplerle de aksaklıklar yaşanıyor.

Ö.M.: Evet, bunu daha sonra daha sık konuşma durumunda kalacağımız anlaşılıyor maalesef ama şimdi biz buradan bugünün Ekonomi Politik programının ana konusu olarak IŞİD’i mi ele alıyoruz?

A.B.: Evet. Yılın son günlerinde IŞİD’in Yalova’da bir yapılanması ortaya çıkarılırken yaşanan çatışma altı İŞİD üyesinin ve üç de polisin ölümüyle sonuçlandı.

IŞİD’den önce, 2000’li yılların başında önce El Kaide saldırılarıyla karşılaştık, İstanbul’da iki sinagoga, bir bankaya ve İngiliz Konsolosluğu’na yapılan saldırıları yaşadık. Bu saldırılarda yüzlerce insan öldü, yaralandı. Daha sonra bu örgüt El Nusra’ya dönüştü ve El Nusra’nın da bazı faaliyetleri oldu. 2012’den sonra Suriye’de iç savaşın başlamasıyla bölgede çeşitli İslamcı Cihatçı örgütlerin yapılanmasına ve çoğalmasına tanık olduk. El Nusra’dan da sonra HTŞ ile tanıştık yani bugünkü Suriye yönetiminin gövdesini oluşturan HTŞ yapılanması ortaya çıktı. El Kaide’nin Suriye kolu da IŞİD’de dönüştü. IŞİD’e DEAŞ da deniliyor, Arapça'da DEAŞ olarak isimlendiriliyor.

Ö.M.: Irak Şam İslam Devleti’nin Türkçe’deki kısaltması, ona karşı hükümetin de başını çektiği DEAŞ diye bir kelime kullanılıyor değil mi?

A.B.: İsminde devlet geçmesini istemedikleri için resmi yapılar DEAŞ’ı kullanıyor. Bu tür örgütler, devlet dışı silahlı aktörler olarak anılıyor. Bu örgütler kontrol ettikleri yerlerde devlet gibi davranıyorlar, vergi alıyorlar, şeriata uygun düzen kuruyorlar. 2012’den sonra IŞİD, bölgede yani hem Irak’ta, hem de Suriye’de çok geniş bir alanı kontrol etmeye ve vahşet uygulamaya başladı.

Suriye ve Irak’taki El Kaide, El Nusra, HTŞ ve IŞİD gibi yapılanmalar ile zaman içinde Türkiye çok kanlı bir şekilde tanıştı. Suriye iç savaşı başladığında Esed muhalifi olan bu örgütler ile Esed’i devirmek için hem Batılı güçler, hem de Türkiye karmaşık ilişkiler ve yapılanmalar içinde oldu. Aynı zamanda bu örgütler Batılı ülkelerin terör listesine de girdi.

Bugün artık Hey'et-i Tahrîrü'ş-Şâm (HTŞ) Suriye yönetiminde bulunuyor.

Zaman içinde IŞİD’in Türkiye’de kanlı faaliyetlerini yaşadık. 2013’ten itibaren Suruç, Reyhanlı, Ankara Garı katliamı, Reina gece kulübü, Atatürk Havalimanı, İstiklal Caddesi, Gaziantep (düğün) gibi çok sayıda katliamda yüzlerce masum insan katedildi, yaralandı, sakat kaldı. Sadece gar katliamında 105 kişi öldürüldü.

Ö.M.: Evet, Türkiye tarihinin gördüğü en kanlı olaylardan biri ve belki de birincisiydi.

A.B.: Biz bunları çok çabuk unutuyoruz. Örgüt bir ara bir sessizdi, en son Santa Maria Kilisesi baskını oldu.

Ö.M.: Evet, İstanbul’da. O da 2024 Ocak’taydı yanılmıyorsam?

A.B.: Evet, daha sonra 2025 Eylül ayında İzmir karakol saldırısını yaşadık. Saldırıyı yapan 15-16 yaşında genç bir çocuğun arkasında IŞİD olduğu ortaya çıktı. Yıllardır uluslararası örgütler ve uluslararası basın tarafından IŞİD hücrelerinin Türkiye’de uykuda olduğu belirtiliyor ve muhtelif IŞİD üye sayısı zikrediliyor ancak resmi kaynaklarda bunları göremiyoruz. Türkiye’de uyuyan hücrelerde 3-10 bin civarında IŞİD sempatizanı ve üyesi olduğu söyleniyor.

IŞİD üzerine bilgilere sahip olmamızda çok önemli katkıda bulunan, bu işi takip eden gazeteci arkadaşımız Hale Gönültaş’tır. Daha sonra da Tolga Şardağ arkadaşımız ki Hale Gönültaş’a referans vererek bu konuları gündeme getirdi. Bu isimlere ekleyebileceğimiz bir diğer arkadaşımız da Gökçer Tahincioğlu. Çok sınırlı sayıda gazeteci IŞİD hakkındaki gelişmeleri, davaları takip ediyor. Geçenlerde Faruk Bildirici de yazdı; katliamlardan ya da operasyonlardan sonra unutuluyor, davalar takip edilmiyor. Süren mahkemeleri, davaları takip eden gazeteci pek yok.

Zaman zaman programlarda da değiniyorum. Türkiye Hizbullah’ının ve El Kaide katliamlarını yapan militanların durumuna baktığımızda, davalarda tutuklu hükümlü kalmadığını, ara tahliyelerde hapishanelerden çıktıklarını görüyoruz. Bu insanların tahliyeleri sonrasında kortejler düzenlendiğine, bayram havasıyla karşılandıklarına da şahit olduk. Sanki bu örgütlerin üzerinde bir görünmez el bulunuyor, piyasanın görünmez eli gibi koruyor, gözetiyor, bu görünmez el IŞİD için de geçerli. Görünmez el bu davaları, operasyonları, tutuklu ve hükümlüleri adeta unutturuyor, bir bakıyorsunuz ki bunların tahliyeleri olmuş.

Mesela Uğur Mumcu suikastından tutuklu kalmadığını biliyorum ve aynı durum Türkiye Hizbullah örgütü ilişkin de geçerli. Bu katliam sanıkları ve hükümlüleri bir şekilde ara tahliyelerle, özel infaz düzenlemeleriyle mafya üyeleri gibi serbest kalıyorlar, yurt dışına çıkıyorlar, yurt dışına çıktıktan sonra da örgütlerinde tekrar aktif bir şekilde yer alıyorlar.

Sonuç olarak Türkiye olarak IŞİD gerçeğiyle karşı karşıyayız ve görünmez el gerçeği ile de karşı karşıyayız. Türkiye, IŞİD’in ülke içinde konuşlandığı, eylem yaptığı bir ülke vaziyetinde. Hem de diğer ülkelere eylemci geçiş köprüsü bir ülke.

IŞİD, sadece Türkiye’de değil; dünyada da pek çok yerde faaliyet içinde dinamik bir örgüt. Unutmayalım; 2024’te Rusya ve İran’da büyük IŞİD terör eylemleri oldu ve bu katliamlarda da yüzlerce insan öldü. Yanılmıyorsam birinde 85 kişi öldü, öbüründe 100’e yakın insan öldü, yüzlerce yaralı ve sakat kalan oldu.

IŞİD’in Horasan kolu isimli ağırlıklı Pakistan’da/Asya’da da örgütlenmesi bulunuyor. Asya örgütlenmesi ile Türkiye örgütlenmesi arasında ilişkiler ortaya çıkarıldı. Yakalananların ifadelerinde yer aldı bunlar. Irak, Suriye, Türkiye ve Asya yapılanmaları dışında dünyanın başka bölgelerinde de IŞİD yapılanmaları bulunuyor.

Birleşmiş Milletler’in geçen sene bir IŞİD raporu yayınlandı; raporda IŞİD’in Afrika’da muazzam bir örgütlenme içinde olduğu gerçeği ortaya konuyor. IŞİD’in Afrika örgütlenmesi, başlı başına bir program konusu olabilecek düzeyde. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi, “IŞİD’deki büyüme durmuyor,” diyor. Suriye ve Irak’taki IŞİD yapılanmaların geriletildiği konuşulmasına, hapishanelerdeki IŞİD’in SDG tarafından kontrol ettiği söylenmesine karşın Irak ve Suriye topraklarında aktif İŞİD güçleri bulunmakta.

Nitekim geçenlerde iki Amerikan askeri öldürüldü ve bunun üzerine İngiliz-Fransız koalisyon güçlerine ve ABD’ye ait uçaklar IŞİD bölgelerini daha yeni, üç-dört gün önce bombaladı. Bu kadar yakın bir IŞİD gerçeği varken, bu gerçek görmezden geliniyor. Yapılan bir şey var; görmezden gelmek ve unutturmak. Çok az insan ve gazeteci bu konuları takip etmeye çalışıyor. Biraz önce söylediğim gibi, fazeteci arkadaşımız Hale Gönültaş bu takibi yapanların başında geliyor, nitekim onun haberlerinden çok yararlanıyoruz.

Ö.M.: Biz de 10-10-10 diye bir anma programı yaptık. Programda gar katliamının 10. yıl dönümü ele alınırken, orada Hale Gönültaş ile de yapılmış bir söyleşi vardı, biz de yayınladık.

A.B.: Zaten medyada başka da bir şeye rastlamıyorsunuz. IŞİD’in Türkiye örgütlenmesi medyada yok gibi, Yalova’da 10 gün önce dokuz kişinin öldürüldüğü bir operasyon oldu. 400’e yakın kişi gözaltına alındı, bunlardan ne elde edildi ? Gözaltılar ve hukuki alandaki gelişmeler nasıl seyrediyor? Hangi medya bunları takip ediyor? Bir iki adacık dışında bunlar takip edilmiyor, zayıflık ve zafiyet isteniyor. Görünmez el hemen çalışmaya başlıyor, bunu Hizbullah’ta da, El Kaide’de de gördük! Selefi terör örgütlerinin yargılanma, salıverilme, aflardan yararlanma süreçlerinde hep gördük biz bu görünmez eli. Evet, bir görünmez el var ve bu görünmez el bir sis perdesi yaratıyor. Sis perdesi içinde bunlar kayboluyor.

Geçenlerde DEM Parti, IŞİD faaliyetlerine ilişkin Meclis’te bir araştırma önergesi verdi ama araştırma yapılması kabul edilmedi. Meclis’te de bunu gündeme getiren parti DEM oldu, onlar da Hale Gönültaş’ın haberlerine referans vererek bu önergeyi yazdılar.

Şimdi beni bu konularda ilgilendiren tarafa değinmek istiyorum, bu tarafına hiç değinilmiyor: Geçtiğimiz yıllarda Suriye’de ve bölgede sarin gazı ve kimyasal silahların kullanıldığına tanık olduk. Suriye devleti kimyasal silahlar kullandı ki Doğu Guta’yı çok iyi biliyoruz. Uluslararası örgütler, Esed yönetiminin bunları başka yerlerde de kullandığını tespit etti. Guta’da da 2 bine yakın insan kimyasal silahla, sarin gazıyla öldü. Esed döneminde Suriye devletinin ciddi kimyasal silah stoku olduğu bilinen bir gerçeklik. Daha sonra Suriye, “Bunları imha ettim, kimyasal silahlar anlaşmasına uyuyorum,” dedi. Kimyasal silah anlaşması 1997’de yapıldı, sonrasında kimi ülkeler buna taraf oldular ve onayladılar, bölgede onaylamayan bildiğim İsrail var.

Ancak bilinen bir gerçek var ve bu gerçek uluslararası raporlara da yansıdı. Bölgede hem devletlerde beyan edilmeyen ve bildirilmeyen, hem de örgütlerde silahlı devlet dışı ama devlet gibi çalışan silahlı aktörlerin kimisinde sarin gazı, kimisinde klor gazı, kimisinde hardal gazı bulunduğu belirtiliyor ki IŞİD, hardal ve klor gazı kullandı,sarine sahip olmadığı söyleniyor!İşte bu stokların örgütlerin elinde olduğu gerçeğiyle karşı karşıyayız. Sonuçta devletler belli taahhütlerde bulunuyor, Suriye’nin yeni yönetimi de dikkat edeceğini ve mücadele edeceğini beyan etti! Kim söylüyor bunu? İslami bir terör örgütü HTŞ tarafından oluşturulan yeni Suriye geçici yönetimi bu sözü verdi!

Bölgedeki kimyasal silah stoklarına ne oldu? Kimyasal silahlara Suriye hâlâ sahip mi? Bölgedeki ülke ve aktörlerde, IŞİD’de var mı? IŞİD’in ölü hücreleri bu konuda donanımlı mı? Bu gibi sorularla ziyadesiyle meşgul olunması gerekiyor. Evet, Türkiye’de IŞİD bugüne kadar kimyasal silah kullanmadı, bomba kullandı ama IŞİD’in işgal ettiği bölgelerde, savaşlarda bunları kullandığı, hardal gazı ve klor gazı kullandığı tespit edildi, biliniyor. At izinin it izine karıştığı bir bölge, kimin eli kimin cebinde belli değil! Bölgede kimyasal silahlar ne durumda? IŞİD gerçeğine bu tarafıyla da bakılması gerekiyor. Yakalanan IŞİD üyelerinin bu tür malzemelere sahip olunduğuna dair ifadeleri basında yer aldı.

Bir de şu var; hiç birimiz, siviller olarak böylesine çok önemli ve tehlikeli bir konuda hiç bilgili değiliz! Nedir ne değildir, buna karşı nasıl önlem alınır? Bilmiyoruz! IŞİD hücreleri yakalandığında bu tür silahlara karşı maskeler, korunma tedbirlere ilişkin delillere rastlandığı ifade edildi. Türkiye’de asker ve güvenlik güçleri bu konuda ne kadar donanımlı? Donanımlı olduğu iddia ediliyor ama biliyorsunuz, metan gazından 12 askerin mağarada şehit olduğu gerçeğiyle karşı karşıya kaldık. Metan gazından mağarada araştırma yapan askerlerin zehirlendiği bir yerde, kimyasal silahlar hususunda ne kadar donanıma sahip olunduğu elbette tartışılır! Bu olaydan sonra uyarıcı pek çok başka iddia da söz konusu oldu. IŞID’in uyuyan hücreleri ve faaliyetleriyle birlikte işin bu tarafı çok önemli. IŞİD ve benzeri örgütlerin ülke içinde ve dışında sahip olduğu kimyasal silahlar meselesi çok önemli.

Ö.M.: Ben de bir ufak eklemede bulunayım izninizle; Hale Gönültaş’tan başka sizin dediğiniz gibi yakından takip eden çok sayıda gazeteci olduğu söylenemez. Tolga Şardan, 6 Ocak’tan başlayarak T24’te Büyüteç köşesinde yazdı ve 9 Ocak’ta üç tane daha yazı kaleme aldı. “Yalova çatışmasıyla gündeme gelen IŞİD’in Horasan vilayetinin bağlantıları üzerine eğilerek İslami terör örgütlerinin gerek dışarıdan gelen, gerekse içerideki destekçileri üzerinden yoğun taban bulması artık sır olmaktan çıktı,” diyor. Hizbullah ile başlayan ve zaman içinde El Kaide’ye dönüşen, şimdi de IŞİD veya DEAŞ adıyla kamu güvenliğini fazlasıyla tehdit eden durumu ve yeni gelişmeler de olduğunu söylüyor Şardan. Yalova’da yaşam alanı bulduğunu, bir derginin de Gürcistan bağlantısından bahsettiğini, Ahlak ve Sünnet Dergisi ve İstikamet Kitabevi üzerinden bu Horasan vilayeti yapılanmasının ve 2023’te liderlerden Mahmud El Kürdi adını kullanan Osman Akın’ın gözaltına alınıp tutuklanması ama onun 350 gün sonra cezaevinden tahliye edildiği ve şimdi nerelerde olduğu hakkında hiçbir bilgi olmadığını belirten Şardan, ikinci olarak 2020 yılının son günlerinde de Van’da IŞİD’e karşı önemli bir operasyon yapıldığını, devletin güvenlik birimlerinin Molla Ensarullah kod adı olan Amer Onay’ın kontrolündeki IŞİD hücresini ortaya çıkardıklarını ama Onay’ın Van’da yakalandığını, aynı zamanda Van’da yaşayan Onay’ın Gürcistan’dan yasa dışı giriş yaparken gözaltına alındığı belirtiyor. “Sonradan da birçok şey var; mesela Onay’ın malvarlığının dondurulması kararında bir isim daha var, IŞİD ve El Kaide bağlantısı olduğu iddia edilen Tarkan Niğdelioğlu. Onunla ilgili de çok dikkat çekici bir bilgi var, 15 Temmuz gazisi olması. Aynı zamanda İslami yönüyle bilinen İnsani İnşa Derneği’nden bir grup dernek gönüllüsünün de orada olduğu belirtiliyor,” diyen Şardan, 15 Temmuz gaziliğinden radikal İslami terör örgütü bağlantısına geçişin bu coğrafyanın gerçekten çok ilginç bir durumu olduğunu söylüyor. Madalyonun diğer yüzünde de terörle mücadeledeki tablo üzerinde de ayrıntılı yazmış Tolga Şardan yani emniyette de sıkıntı olduğunu belirtiyor.

A.B.: Bunların çok ciddi izlemesi gerekiyor. Büyük bir katliam oluyor, üç-beş gün sonra unutuluyor, takip edilmiyor. Biraz önce bahsettim; uluslararası örgütler IŞİD ve benzeri örgütleri takip edip raporlar hazırlıyorlar. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi’nin raporu geçtiğimiz Ağustos’ta yayınlandı ve IŞİD’in Afrika’daki örgütlenmesine ayrıntılı yer veriyor. IŞİD’in yapay zeka, siber saldırılar hususunda donanımlı olduğu, ileri teknolojiyi çok ciddi kullanmaya başladığı ifade ediliyor. Sadece Burkinofaso, Mali ve Nijer’de 8-12 bin arasında silahlı militanı olduğu tahmin ediliyor. Irak ve Suriye’de hâlâ binlerce silahlı militan var, hapishanelerde kadın ve çocuklardan oluşan 35 bin IŞİD militanı bulunuyor. Hapishaneler radikalleşmeyi arttıran yerler olarak görülüyor. Birleşmiş Milletler raporuna göre, örgütün Horasan kolunun 2 bin militanıyla Afganistan ve Orta Asya ülkelerinde örgütlenmiş olduğu belirtiliyor. Sadece liderleri hedef almanın IŞİD’i bitirmediği; yüzen, dolaşan hücrelerin bütün coğrafyayı kapsadığı belirtiliyor.

Türkiye, IŞİD gerçeğiyle çok sert karşılaşmış bir ülke olmasına karşın IŞİD’in Türkiye’de varlığı ve gücü hakkında yeterince bilgi sahibi değiliz. Bırakın bunu, IŞİD’den tutuklu, hükümlü sayısı nedir? Bunlar kimler? Bilmiyoruz! Belki de ben bulamadım ama böyle bir sınıflama yok. Zaten Türkiye’de siyasi tutuklu sayısını da ayırt edemiyorsunuz çünkü siyasi tutuklular da örgüt ve çeteye sokuluyor.

Bugün IŞİD gerçeğine ve bölgede ihtimal kimyasal silahlara dikkat çekmek istedim çünkü bu bölge bir kimyasal silah deposuydu ve bunların imha edildiği de çok net değil. Dünyadaki diğer ülkeler, anlaşmalara, kurallara uydular, imha ettiler ama burası bir iç savaş bölgesi. IŞİD’in kullandığı zaten tespit edilmiş, rapor edilmiş. Suriye devletinin de kullandığı gerçeği de var. Bölge netameli! Uyuyan hücreler konusunda bile doğru bilgi sahibi değiliz. Büyük illerde, 21 ilde örgütün kitap ve yayınevleri üzerinden örgütlendiği ifade ediliyor ve hatta bu insanların ticaretle uğraştığı belirtiliyor. Tüm bunlar bilinmesine rağmen, eylem olduktan sonra ancak üzerine gidiliyor. Yalova olayında İŞİD üyelerinin aile fertlerinin ‘Önümüzdeki günlerde saldırıda bulunacaklar’ ihbarına rağmen, bu çatışma gerçekleştiği yazıldı.

Ö.M.: Bir küçük ilave vereyim; daha yani Tolga Şardan’ın 7 Ocak’ta yazdığı ‘Yalova’da madalyonun diğer yüzü: Üç şehit neden verildi?adlı yazıda da “Ülke genelindeki operasyonları yereldeki birimleriyle birlikte merkezi teşkilat ve planlar yürütür. Fakat burada uzunca süredir Cumhurbaşkanı Erdoğan tarafından gerçekleştirileceği ifade edilen kabine değişikliğinde İçişleri Bakanı Ali Yerlikaya’nın adı da görevden alınacaklar arasında geçiyor. Aynı zamanda Emniyet Genel Müdürü Mahmut Demirtaş’ın da görevden alınacağı yönünde kulis bilgileri var. En tepedeki iki isimle ilgili belirsiz süreç, hiç kuşkusuz kadroları olumsuz etkiliyor. Bir de MHP üzerinden mevcut yönetime baskı kurmaya çalışan üst düzey polis müdürleri var. Yani teşkilatta kafalar karışık, hiç kimse önünü göremiyor değim yerindeyse. Yaklaşık 40 yıldır yakından izlediğim polis teşkilatı böyle süreçleri kaldırmaz ve kaldıramaz,” diye belirtiyor. Bu da yeni gelişmeler olacağını ortaya koyan bir uyarı.

A.B.: Çeşitli siyasi aflarla, infaz yasası değişiklikleriyle bu insanların serbest bırakılmasını Hizbullah’ta da yaşamıştık. Hizbullah üyelerinin çoğu ‘eve dönüş’ yasasıyla serbest bırakılmıştı. Daha sonra IŞİD üyeleri de aynı şekilde; bir süre tutuklu kalıyor, gözaltında bulunuyor, sonra serbest bırakılanlar başka eylemlerde yer alıyor. Esas bu tarafıyla da meseleye bakmak lazım; bu insanların eylem yapacağı istihbaratı olmasına karşın, eylem yapma aşamasına geçince ancak müdahale edilmeye, tedbirler alınmaya çalışılıyor yani ancak iş işten geçtikten sonra...

Ö.M.: Aynen öyle. Süreyi bitirdik maalesef ama bunu muhakkak ilerideki gelişmelere göre tekrar ele almak zorunda kalacağımız muhakkak.

A.B.: Aylardır bu konuya değinmek aklımdaydı, adeta böyle bir IŞİD eylemi bekliyordum diyebilirim. Türkiye’de 50 yıla yakın bu mevzulara ilgilendiğinizde bir sessizlik sonrasında bazı şeyleri bekler hale geliyorsunuz. Türkiye, IŞİD yarası çok derin bir ülke.

Ö.M.: Peki, çok teşekkür ederiz Ali Bey.

A.B.: Hoşçakalın!

Ö.Ö.: Görüşmek üzere.