Apaçık Radyo

Trenler, garlar, istasyonlar...

19 Ağustos 2026

Bu haftaki programımızda; Charles Aznavour, Barbara, Pomme ve Marc Lavoine gibi isimlerin trenler, garlar ya da istasyonları konu alan parçalarına kulak verdik.

Açılışı Charles Aznavour’un 2003 tarihli Il y a des trains adlı şarkısıyla yaptık. Parçada, tren garlarında gerçekleşen ayrılıklardan, buluşmalardan, gözyaşlarından ve kahkahalardan söz ediyordu sanatçı. Yine Charles Aznavour tarafından seslendirilen benzer temalı bir şarkı ise açılış parçamızın yayınlandığı tarihten tam elli beş yıl öncesinde, 1948 yılında piyasaya çıkmıştı. Bu dönemde henüz kariyerinin başında olan Aznavour, besteci, piyanist ve yorumcu Pierre Roche ile birlikte çalışıyor, birlikte kurdukları Roche & Aznavour ikilisi, Edith Piaf’tan da aldığı destekle özellikle Québec’te önemli bir hayran kitlesi edinmeye başlıyordu. İlk albümlerini 1948-50 yılları arasında yayınlayan ikilinin dikkat çeken parçalarından biri de 1948 tarihli Départ Express ya da diğer adıyla Destination inconnue idi (Varış noktası meçhul). “Tren giderken cehennem gibi bir gürültü çıkarıyordu, Pek de rahat değildik ahşap bankın üzerinde, Ve elini tuttuğumda, usulca konuşurken, Kalp atışlarım trenden de hızlı gidiyordu neredeyse” sözleriyle; bir trende, tesadüfen gerçekleşen bir karşılaşmadan söz eden parçanın nakaratın kısmını, iki genç şarkıcı birlikte söylüyordu. Aynı zamanda dinleyenleri dans ettirmeyi de amaçlayan şarkının köprü kısmında ise kısa saksafon, trompet ve piyano soloları peş peşe geliyordu.

Trenleri, istasyonları ya da garları konu alan parçalar genelde sonu ayrılıkla biten aşk hikâyelerini ya da mutlu kavuşmaları konu alıyor, bu amaçla kaleme alınan fakat yayınladıkları dönemin de etkisiyle bazıları için bambaşka bir anlama kavuşan şarkılar da mevcut. Örneğin Amerikalı country müzisyeni Bobby Bare’in 500 Miles adlı parçasından Jacques Plante tarafından Fransızcaya uyarlanan J’entends siffler le train: “Düşündüm ki daha iyi olurdu, Vedasız ayrılmak birbirimizle, dayanamazdı kalbim seni bir daha görmeye, Ama duyuyorum trenin ıslığını, ne kadar da hüzünlü, Akşam vakti ıslık çalan bir tren” sözleriyle iki aşığın bir istasyondaki hüzün dolu ayrılığından söz ediyordu. Buna karşın, şarkı piyasaya çıktığında Fransa ile Cezayir arasındaki savaş henüz sona erdiğinden, parçada sözü edilen tren cepheye çağırılan gençlere ve tabii onların ailelerine, genç askerleri Akdeniz'in diğer tarafına, bilinmezliklere doğru taşıyan trenleri hatırlatmıştı. Parçanın yorumcusu Richard Anthony, ilerleyen yıllarda kendisiyle yapılan bir röportajda: “O dönemde gençler o kirli Cezayir Savaşına gidiyordu. Anlaşılan o ki bu şarkıyı barakalarında söylüyorlarmış. Bunu gerçekten bu amaçla yapmamıştık” ifadelerini kullanacaktı.

Özellikle Paris’in, dünyanın en eski ve en gelişmiş metro hatlarından birine sahip olması nedeniyle metro yolculuklarını ya da şehirdeki istasyonları konu alan pek çok şarkıya da rastlamak mümkün Fransız popüler müziğinde. Örneğin Serge Gainsbourg, 1958 tarihli Le poinçonneur des Lilas adlı parçasında, Porte des Lilas istasyonunda, biletleri delmekle görevli bir memurun hikâyesini anlatıyordu bize. Görevinin monotonluğundan şikâyet eden söz konusu memur, can sıkıntısından gün boyunca Miami’deki renkli hayatı anlatan Reader-Digest dergisini okuduğunu, sıkıcı işinden kaçmaya çalıştığını ama bunu başaramadığını, sonunda çareyi ya kafasına bir mermi sıkmakta ya da artık kendisine deliklerden bahsedilmemesi için kendini büyük bir deliğe atmakta bulacağını vurguluyordu.  Loïc Picaud ve Gilles Verlant tarafından kaleme alınan L’intégrale Gainsbourg kitabında da geçen bir anekdota göre, bir metro görevlisini konu alan bir şarkı yazma fikri Gainsbourg’un aklına, gerçek bir bilet deliciyle sohbet ettikten sonra gelmiş. Söz konusu memura, günlük mesaisinin ardından ne umut ettiğini sormuş sanatçı, o da “Gökyüzünü görmek” diye cevap vermiş. Bununla birlikte Gainsbourg o dönemde ebeveynlerinin evinde yaşıyordu ve buraya en yakın metro istasyonu Porte Dauphine’di. Bu açıdan şarkının adını, neden Paris’in diğer ucunda bulunan Porte des Lilas istasyonundan aldığı hala bir soru işareti. Bazılarına göre Gainsbourg’un bu istasyonu seçmesinin nedeni, Georges Brassens’in oynadığı ilk ve tek film olan Porte des Lilas’nın şarkının yayınlanmasından henüz birkaç ay önce vizyona girmiş olması, bazıları ise bunun, Lila yani Leylak kelimesinin sanatçıya daha şiirsel gelmesinden kaynaklandığını söylüyor. Gainsbourg’un ilk hit parçası olarak kabul edilen bu parçanın anısına, sanatçının isminin 2010 yılında Porte des Lilas istasyonu yakınlarındaki bir parka, 2024’te ise bu bölgeye yakın bir yerde açılan bir metro istasyonuna verildiğini de hatırlatalım.

Adını yılda ortalama 148 milyon yolcuyu ağırlayan Paris’in en büyük garlarından biri olan Gare de Lyon’dan alan 1964 tarihli Barbara şarkısının ortaya çıkış hikâyesi, altmışlı yılların başına dayanıyor. 1961’in Eylül ayında, sanatçının Dis quand reviendras-tu? adlı parçasını da ithaf ettiği sevgilisi Hubert Ballay, onu İtalyan’daki Göller Bölgesini keşfettikleri bir yoluculuğa çıkarmıştı. Bundan iki yıl sonra, Ballay ile yollarını ayıran Barbara,  gizemli bir genç adamı Capri, Pisa ve Venedik’in ışıkları altında gezmeye davet etmişti. Peki kimdi bu gizemli adam? Ballay’nin bu konuyla ilgili varsayımı şu şekildeydi: “Gare de Lyon”un kaydının yapıldığı dönem, bu kişinin aktör Jean-Baptiste Thierrée olduğunu düşündürüyor: O yıl, Uzun Esmer Kadın lakaplı sanatçının kalbini çalan, onun Rémusat sokağındaki evinde kalan ve daha sonra itiraf ettiği üzere, Barbara’nın kendisine evlenme teklif ettiği kişi muhtemelen oydu”. Roger Planchon yönetiminde uzun süre tiyatroda oynadıktan sonra 1964’te Alain Resnais’nin Muriel ou le Temps d’un retour (Acı Hatıralar) filminde Delphine Seyrig ile birlikte rol alan ve 1969’da Charlie Chaplin’in kızı Victoria Chaplin ile evlenecek olan Thierrée’ye şarkıda “Gel, bavullarını hazırla / Yola çıkıyoruz…” diye sesleniyordu Barbara ve “Tam şafak griyken / Yarın Venedik’e gidiyoruz” diyordu. Bundan önce À mourir pour mourir şarkısında da bahsettiği “Gri şafak”, Barbara’nın özellikle sevdiği ışıklı bir an ve sanatçı bundan bir yıl sonra Göttingen'de de söz edecekti günün bu zamanlarından. Bununla birlikte Gare de Lyon’un; beş heceli kısa dizeleri ve şarkı boyunca hitap edilen kişilerin sürekli değişmesi nedeniyle coşkulu, heyecan dolu bir şarkı olduğu söylenebilir. Parça boyunca Paris’in farklı bölgelerinin İtalyan tatil yöreleriyle karşılaştırılması ise, yine bir bakıma, bu şarkıdan kısa süre sonra yayınlanacak Göttingen’de karşımıza çıkacak yapının habercisi olarak değerlendirilebilir.

Yukarıda da bahsettiğimiz gibi tren ve istasyon denince akıllara genelde yolculuk, ayrılık ya da kavuşma fikirleri gelse de, bu sözcükler tarihin belli bölümlerinde acıyla eş anlama geliyordu. Özellikle İkinci Dünya Savaşı sırasında milyonlarca insan Holokost trenleriyle zorunlu çalışma kamplarına taşınmış ve buralarda vahşice öldürülmüştü.  Sadece Auschwitz-Birkenau kampına, trenlerle ulaştırılan mahkûm sayısının yaklaşık 4 milyon olduğu tahmin ediliyor. Juliette Gréco'nun son dönem parçalarından biri de açıkça olmasa da, birçok trajediye sahne olan bu tip trenlerinden bahsediyor bize. Karanlık bir gecede, “çalkantılı bir ülkede”, bedenlerin üst üste yığıldığı, kapıları kilitli bir vagonu tasvir eden C’était un train de nuit (Bir gece treniydi) adlı şarkıda, anlatıcı bir elin kendisini yakalamasını, karanlıkta parlayan bir bakışı, kısık bir sesi ve bir yabancıyla yaşanan kısa, yoğun bir anı hatırlıyor ancak sabah olduğunda o kişinin kim olduğunu tahmin edemiyor. Söz yazarı Jean-Claude Carrière’in yarattığı boğucu ve kasvetli atmosfer sayesinde, açıkça sürgün trenlerine atıfta bulunmasa da, 20. Yüzyıl boyunca özellikle Doğu Blok'undaki birçok ülkede hüküm süren baskıcı iklimini birebir yansıtan 1998 tarihli şarkı, Gréco’nun eşsiz yorumuyla dinleyiciyi derinden etkilemeyi başarıyor.

Müziği Johan Czerneski, sözleri ise kendi imzasını taşıyan 2021 tarihli Le train adlı parçasında Marc Lavoine: “Zaman geçer ve zaman zaman, kayıp zamandır galip gelen, günler geçer ve günden güne, ölür mutlu günler” sözleriyle zamanın geçişini, mutlu anların yavaş yavaş yok oluşunu ve sevilen kişinin yanından ayrılmasını engelleme arzusunu anlatıyordu. Parçada geçen: “Binme o trene, gel kollarıma, bu gece benimle kal, biraz sarılacak kadar” dizelerinde ise, tren metaforu, kaçınılmaz ayrılığı veya hayatın akışını simgeliyordu. Parçanın terk edilmiş bir trende geçen Aralık 2021 tarihli video klibinde de Lavoine’in eski sevgilisi oyuncu Virginie Ledoyen rol almıştı.

Kaynaklar:

- Charles Aznavour, Star sans l'être, Baptiste Vignol, Grund, 2019

- Tout Aznavour, Bertrand Dicale, First, 2017

- L'Intégrale Gainsbourg: L'histoire de toutes ses chansons, Loïc Picaud & Gilles Verlant, Points, 2012

- Gainsbourg - L'intégrale: L'histoire de tous ses disques, Loïc Picaud, EPA, 2019

- Barbara - Si mi la ré, Baptiste Vignol, Grund, 2017

Benzer İçerikler

1963 yılının öne çıkan şarkıları
23 Temmuz 2025
Devrim Özkan
1962 yılının öne çıkan şarkıları
15 Temmuz 2025
Devrim Özkan
1965 yılının öne çıkan şarkıları
6 Ağustos 2025
Devrim Özkan
  -     
Canlı Yayın
Şimdiki
Sıradaki
Sıradaki
Sıradaki