Müziği kahvehaneye düşürmek!
Haftanın Kitabı’nda Ceyhan Usanmaz, Çağlar Fidan’ın kahvehaneleri birer buluşma ve kültürel aktarım noktası olarak ele aldığı, İstanbul müziğinin farklı toplumsal kesimler arasında nasıl dolaşıma girdiğini incelediği "Hep Beraber Çalalım Bir İstanbul Havası" isimli çalışması üzerine konuşuyor.
Çağlar Fidan’ın Hep Beraber Çalalım Bir İstanbul Havası isimli çalışması geçtiğimiz Mayıs ayında yayımlandığında, hakkında mutlaka bir tanıtım yazısı yazmak istediğim fakat bir türlü sıra getiremediğim kitaplardan biriydi. Aradan öyle çok zaman geçmiş de sayılmaz aslında ama güzel bir gelişme, gecikmeyi telafi etmek için iyi bir bahane sundu: Kitap bu ay içinde (yani Ağustos'ta) ikinci baskısını yaptı. Böylece Hep Beraber Çalalım Bir İstanbul Havası’nı yeniden “taze” bir kitap sayıp Haftanın Kitabı köşesine taşımak mümkün oldu.

Kitabın alt başlığı meselesini açık ediyor aslında: Osmanlı İstanbulu’nda Kahvehanenin Müziği ve Sosyal Topoğrafyası. Çalışma, Çağlar Fidan’ın İstanbul Üniversitesi İstanbul Araştırmaları Tezli Yüksek Lisans Programı dahilinde hazırladığı tezden yola çıkıyor. Dolayısıyla kitabın başında, akademik çalışmalarda alışık olduğumuz üzere, araştırmaya katkı sunan isimlere ayrılmış bir teşekkür bölümü de var. Ama buradaki teşekkürlerden ikisi, alışılmışın biraz dışında.
İlki, tezin pandemi günlerinde hazırlanmış olmasıyla ilgili. Sokağa çıkma yasaklarının kütüphanelere erişimi imkânsız hale getirdiği dönemde Çağlar Fidan’ın tez danışmanı Prof. Dr. Namık Sinan Turan, kendi kütüphanesinde bulunan ve araştırmayla ilgili olabilecek kitapların sayfalarını fotoğraflayıp Fidan’a göndermiş. Fidan da bunun, özellikle Türkiye akademisinde her öğrencinin karşılaşamayacağı bir lütuf olduğunu açıkça söylüyor. Hakikaten alelade bir “hocama katkılarından dolayı teşekkür ederim” cümlesinden biraz fazlasını hak eden bir hikâye bu. Ama tezin ve dolayısıyla da kitabın ortaya çıkmasını sağlayan bir başka teşekkür daha var ki, işin esas eğlenceli tarafı orada başlıyor.

Fidan, 2018 yılında, Beyoğlu’ndaki Tünel Çayevi’ni keşfediyor. İçeriden yükselen Safiye Ayla, Münir Nurettin Selçuk, Roza Eskenazi, Tanburi Cemil Bey, Rita Abatzi kayıtları derken mekânın müdavimi oluyor. Hatta 2019’da, müzisyen arkadaşlarıyla birlikte burada bir konser veriyor; 18. ve 19. yüzyıl İstanbul müziğinden eserler seslendiriyorlar. Çayevindeki bu konserden birkaç hafta sonra ise, ses sanatçısı olarak çalıştığı kurumun yöneticilerinden biri, üst kademeden gelen bir “şikâyeti” aktarıyor: “Bu müziği kahvehaneye düşürmüştük.”
Fidan, Osmanlı İstanbul’unda kahvehanelerin bu müziğin icra edildiği mekânlardan biri olduğunu zaten biliyor fakat o zamanlar konuyu ayrıntısıyla araştırmış değil. Yukarıdan gelen o şikâyet, o sıralarda tez konusu arayan Fidan’a aradığı soruyu veriyor. Kendisi de giriş yazısında yöneticilerine işte bu nedenle teşekkür etmiş! (Biz okurlar da ayrıca teşekkür ederiz, böylesi bir çalışmaya vesile oldukları için!) Sonuç olarak bazı akademik çalışmalar iyi bir soruyla başlar; Hep Beraber Çalalım Bir İstanbul Havası biraz da “iyi” bir şikâyetle başlamış...

Kitapta Çağlar Fidan’ın peşine düştüğü sorular da buradan çoğalıyor. Örneğin 1924 Beşiktaş doğumlu ses sanatçısı Radife Erten, bugün “Türk Sanat Müziği” diye adlandırdığımız repertuvarın bir icracısı olmasına rağmen mani, semai ve divan gibi taşra kökenli âşık müziği formlarını da seslendirmiş. Peki bu farklı müzikal dünyalar nerede karşılaşmıştı? Erten bu türküleri nasıl öğrenmişti? Bir meşk silsilesi sayesinde mi, dönemsel bir müzik akımının etkisiyle mi, yoksa belirli mekânlarda gerçekleşen karşılaşmalar aracılığıyla mı? İstanbul kahvehaneleri, taşra kökenli müziklerin şehirde dolaşıma girdiği yerlerden biri olabilir miydi?
İşte bu ve benzeri soruların peşine düşünce müzik tarihinin yanına göç tarihi, sınıf ilişkileri ve şehir hayatı da ekleniyor. Üstelik, 19. yüzyılın sonlarına kadar Osmanlı coğrafyasında müziğin nota aracılığıyla kayda geçirilmesi yaygınlaşmadığı için, eserleri bir yerden başka bir yere taşıyan şey çoğu zaman kâğıt değil, insan hafızası. Anadolu’dan İstanbul’a gelen insanlar, beraberlerinde müziklerini de getiriyorlar. Kahvehaneler de bu dolaşımın ve karşılaşmanın önemli duraklarından biri oluyor.
Buradan kitabın bir başka meselesine, avam-havas ikiliğine de ulaşıyoruz. Fidan bir yandan taşralı bekârların, tulumbacıların ve şehrin “ayak takımı” sayılan kesimlerinin devam ettiği semai kahvehanelerine; diğer yandan okur-yazarların ve bürokratların müdavimi olduğu kıraathanelere bakıyor. Üstelik bu iki dünyanın sınırları sanıldığı kadar kesin değil. Müzik, tam da bu muğlak sınırlar arasında dolaşıyor. Kitabın işte o alt başlığına yansıyan “sosyal topoğrafya” da buradan çıkıyor: Hangi müzik nerede çalınıyor, kim dinliyor, kim icra ediyor ve bir grubun repertuvarı başka bir grubun dünyasına hangi yollarla sızıyor?

Bu nedenle Hep Beraber Çalalım Bir İstanbul Havası, yalnızca İstanbul kahvehanelerinin tarihi ya da eski İstanbul musikisi üzerine bir kitap değil. Kahvehaneleri birer buluşma ve aktarım noktası olarak ele alıp şehrin müziğinin farklı toplumsal kesimler arasında nasıl dolaştığına bakıyor. Çağlar Fidan’ın 2019’da aldığı o “şikâyet” ise, bütün kitabı tek cümlede özetleyebilecek nitelikte: Söz konusu müzik kahvehaneye düşürülmüş değildi; anlaşılan o ki zaten uzun zamandır oradaydı...
Meraklısına not: Çağlar Fidan’ı Spotify’dan takip edebilirsiniz.
Çağlar Fidan
Hep Beraber Çalalım Bir İstanbul Havası
İletişim Yayınları, 2026, 200 s.
Benzer İçerikler
Bir tatlı huzur almak için...
İncilâ Bertuğ
Mustafa Sağyaşar ile söyleşi
Bülent Aksoy
Afife Ediboğlu ile söyleşi
Bülent Aksoy
Muzaffer Birtan ile söyleşi
Bülent Aksoy