Haftanın Kitabı'nda Ceyhan Usanmaz, Oscar Lewis'in "Sanchez'in Çocukları" kitabı üzerinden yoksulluğun kuşaklar arası aktarımını, bir Meksika ailesinin kendi sesinden anlatılan çarpıcı yaşam öyküsünü; eserin antropoloji, edebiyat, sinema ve müzik arasında kurduğu güçlü bağı değerlendiriyor.
Sánchez'in çocukları ile ilgili “hikâyeyi”, ilk olarak, Chuck Mangione’nin Children of Sanchez albümünde dinlemiştim. Don Potter’ın vokaliyle, “Without dreams of hope and pride a man will die” ile başlayıp “I will always hear the children of Sánchez” sözleriyle sona eren bu yaklaşık 15 dakikalık etkileyici açılış kaydı, albüme olan merakı da hiç kuşkusuz tetikliyordu. Ve elbette, biraz karıştırınca, bu albümün aslında bir soundtrack olduğunu keşfetmek de uzun sürmedi. Yine, etkileyici bir isim çıkmıştı karşıma, çünkü aynı adlı filmin başrolünde Anthony Quinn yer alıyordu. Sonraki adım da şu olmuştu; filmin başlangıcında, hatta tam da arka planda Chuck Mangione çalarken, filmin bir kitaptan uyarlama olduğuna dair o not göründü ekranda. Ancak bu aşamada, aradan bir hayli zamanın geçtiğini söyleyebilirim. Oscar Lewis’in Türkçeye çevrilmiş kitapları vardı ama Sánchez'in çocukları ile ilgili “hikâyenin” yer aldığı Sánchez'in Çocukları kitabı, henüz çok yakın bir zaman önce yayımlandı.

Hikâyenin kalbine doğru izlediğim bu dolaylı güzergâh, kitapla kurulan ilişkiyi zayıflatmıyor; tersine, onu daha merak uyandırıcı kılıyor bence. Zaten Sanchez’in Çocukları da çok katmanlı bir kitap; bir yanıyla antropolojik bir alan araştırmasına dayanıyor, bir yanıyla bir ailenin kendi sesiyle konuştuğu bir anlatı gibi akıyor. Alt başlığının da işaret ettiği gibi bu metni, “bir Meksika ailesinin otobiyografisi” olarak nitelendirmek de mümkün. Dolayısıyla Oscar Lewis de çok boyutlu bir isim olarak karşımıza çıkıyor; bir yandan veri toplayan bir antropolog ama aynı zamanda hikâye anlatan ve aracılık eden bir yazar.

Kitabın ilk yayımlandığı tarihlerden itibaren büyük yankı uyandırması boşuna değil. Yoksulluğu uzaktan tarif eden, onu soyut kavramlarla açıklayan bir çalışma değil Sanchez’in Çocukları; doğrudan ele alan, özellikle konuşturulan değil konuşan insanlarla ilerleyen bir kitap. Mexico City’nin arka sokaklarında, yoksulluğun yalnızca açlık ya da parasızlık değil; insanın kaderine, bedenine ve ruhuna sinen ağır bir miras olduğu bir dünyada yaşıyor Sánchez ailesi. Bir baba, dört çocuk; aynı evin içinde birbirine tutunmaya çalışan kırık hayatlar… Jesus Sánchez ve çocukları, hayatlarını ilk kez kendi sesleriyle anlatıyor. Öfke, arzu, utanç ve hayatta kalma mücadelesiyle örülü yaşamları; sevgiyle yıkım arasında gidip gelen aile bağlarıyla birlikte bütün çıplaklığıyla ortaya dökülüyor. Oscar Lewis, bu çarpıcı anlatıları bir araya getirerek yalnızca bir ailenin hikâyesini değil; yoksulluğun kuşaktan kuşağa nasıl aktarıldığını gösteren unutulmaz bir insanlık portresi inşa ediyor. Bu yüzden bir yandan büyük övgüler toplamış, bir yandan da ciddi tepkiler çekmiş Sanchez’in Çocukları. Margaret Mead’den Luis Buñuel’e, Fidel Castro’dan Elizabeth Hardwick’e kadar farklı isimlerin kitap üzerine övgü dolu sözler sarf etmeleri bir yana, edebi ve siyasal etkisiyle Meksika yönetiminde bir huzursuzluk da yaratmış.
Kisacası; Sanchez’in Çocukları yalnızca okunan değil, başka mecralara da taşan bir anlatı. Ama ne olursa olsun, asıl gücü yine metnin kendisinde. Ne yalnızca bir antropoloji klasiği, ne yalnızca bir dönemin toplumsal belgesi ne de yalnızca sinemaya uyarlanmış meşhur bir kitap. Bunların hepsi, ama belki biraz daha fazlası. Bir ailenin sesiyle kurulan, o sesin içindeki kırılganlığı, sertliği ve karmaşıklığı kaybetmeyen bir metin bu. Benim için Chuck Mangione’nin albümünden açılan kapı, dönüp dolaşıp buraya çıktı: müziğin, filmin ve kitabın gerisinde, en kalıcı olan şey yine insanın kendisiymiş.
Oscar Lewis
Sanchez’in Çocukları
çev. Aslı Perker
Beyaz Baykuş Yayınları, 2026, 587 s.

