Emre Yalçın
Merhaba Açık Gazete çalışanları,Bir zamanların sadık, şimdilerin vefasız dinleyicilerinizdenim. Size bundan 9 yıl kadar önce, Arafat'ın Ramallah'taki karargâhını İsrailliler kuşattığında yazmıştım. İsrail ordusu yine bütün konvansiyonları hiçe sayarak gazetecilere ateş açmış ve benim bir şekilde tanıma şansına eriştiğim ve yazılarını, yorumlarını takip etmeye çalıştığım Lübnan asıllı Amerikalı gazeteci Anthony Shadid ciddi biçimde yaralanmıştı. Şaşırtıcı olmayan biçimde, bu olay bizim basında fazla bir yer bulmamıştı. Benim o üzüntü ve öfkeyle yazdığım, olayı da ayrıntılarıyla uzun uzun anlatan mektubumu yayınınızda okumuşsunuz. Benim dinleme şansım olmamış, ancak kimi dostlarımdan okuduğunuzu öğrenmiştim.Belki bu sabahki programınızda haberini vermişsinizdir, dinleyemediğim için bilemiyorum. Anthony Suriye'deki muhaliflerle ilgili haber yapmak için -muhtemelen kaçakçılarla- katırlar eşliğinde Türkiye sınırından geçip Edlip'e giderken bir astım krizi geçirerek, anlamaya ve anlatmaya çalıştığı bu dünyadan 16 Şubat günü ayrılmış. 43 yaşındaydı... Yumuşak tabiatıyla hiç ilgisi olmayan soyadı Şadid (şiddetli) onun hep sıcak olayların, şiddetin göbeğinde olmasında pay sahibi miydi bilemem. 2004 ve 2010'da Pulitzer ödülü kazanmış, son yıllarda Libya'da, Mısır'da olayların göbeğinden haberler yazmıştı. Bir okuyucusu olarak bundan fazlasını söylemem zor, ancak büyük bir üzüntüye boğulduğumu söyleyebilirim. New York Times gibi mühim bir mecrada yazması önemliydi. Ne kadar rahat yazabiliyordu tabii ki bilemem ama, kafası klişelerle, sahte ya da sığ analizlerle dolu bir muhabirin değil de onun orada yazması çok önemliydi.Gazetesi onun hakkında güzel bir vefeyat kaleme almış. Hani konuyu bugün açmadıysanız ya da gözünüzden kaçtıysa diye adresini vereyim. http://www.nytimes.com/2012/02/17/world/middleeast/anthony-shadid-a-new-york-times-reporter-dies-in-syria.html?pagewanted=1. Bu haberden öğrendiğim kadarıyla "House of Stone: A Memoir of Home, Family, and a Lost Middle East" adında bir kitap hazırlamış ve kitap gelecek ay basılacakmış. Bu güzel insana bir vefa borcu olarak, bu kitabının giriş paragrafını dilimize çevirmek istedim. Kitabı 2006'da İsrail'in Lübnan'a düzenlediği hava saldırıları ardından tanık olduklarıyla açmış:"Çekilmiş bazı acılar kelimelerle ifade edilemez. Ortadoğu'da muhabir olarak savaşı, öldürdükleriyle hayatta bıraktıklarını ve her ikisini de biraz olsun tatmış pek çok kişiyi belgelerken ise bu benim gündelik tayınım olmuştu. İsrail bombaları Lübnan'ın Kana kasabasının sakinlerini sabahki işlerinin tam ortasında yakalamıştı: Ayakta duran, oturan, etrafı seyreden ölüler görmüştük. Kasaba, sesi sedası ve hikâyeleriyle, tabak çanağıyla, harfleri ve kelimeleriyle, tarihiyle topykun, sakin bir sabahı yarıp parçalayan uzun sürmiş bir an içinde silinip gitmişti.“Some suffering cannot be covered in words. This had become my daily fare as reporter in the Middle East documenting war, its survivors and fatalities, and the many who seem a little of both. In the Lebanese town of Qana, where Israeli bombs caught their victims in the midst of a morning’s work, we saw the dead standing, sitting, looking around. The village, its voices and stories, plates and bowls, letters and words, its history, had been obliterated in a few extended moments that splintered a quiet morning.”Elinize, dilinize sağlık, Açık Gazete ile nice sabahlara,Emre Yalçın