Açık Alan'ın bu bölümünde mikrofonu Elif Sevimay'a emanet ediyoruz. TUT-KAL; müziği dinleme, konuşma ve yazma pratiklerine dair bir kolaj denemesi sunuyor. Konumuz “İşitsel Kusurun Koreografisi”. 'Müzik üretiminde insansılık nasıl yakalanır, bunun cevabı kusurun kullanımında mı?' gibi soruların peşinden gidiyoruz. Elif Sevimay, Analog kayıtların çıtırtısından glitch estetiğine, auto-tune’dan yapay zekânın bilinçli yerleştirilmiş hatalarına uzanarak müzikte kusurun nasıl kurgulandığını birlikte düşünelim, diyor.
Tutkal başlıyor.
Tutkal'ı dinliyorsunuz. Ben Elif Sevimay. Apaçık Radyo'da Açık Alan'da birlikteyiz.
Bu program bir ses kolajı denemesine girişiyor. Yer yer konumuzla ilgili röportajlardan kesitler, tabii şarkılar ve kısa görüşmeler akışımıza katılacak. Konumuz ne derseniz; işitsel kusurun koreografisi. Yakın zamanda müzikte kusurun üretilme biçimleri üzerine dönüşen bir durum, beni bunun üzerine düşünmeye itti. "Müzik üretiminde insansılık nasıl yakalanır? Bunun cevabı kusurum kullanımında mı?" gibi soruları ele almak niyetim.
Denk gelmişsinizdir siz de; dil modellerinin üretildiği seslerde derin nefesler, zaman kaymaları gibi kusurların bilinçli yerleştirilmesine. Bir yandan bu teknolojiye dair, endüstri direnci de insansı üretimin kusurluluğuna vurgu yapmayı seçiyor. Analog kayıt yöntemleri ve dinleyiciye insan dokunuşu hissini verecek hatalara alan bırakılması gibi. Bu iki tarafıyla da kusurun işitsel olarak bugün nasıl kurgulandığının peşine düşebiliriz.
Daha üzerine konuşacağız ama önce bir şeyler dinlemeli. Biraz konuştuklarımıza atmosfer de oluşturacaktır. Lucrecia Dalt'tan Dicen bizimle.
Kayıt teknolojileri kusurun minimize edilmesi adına çeşitli uygulamaları yaygınlaştırdı. Misal, tekrarlı bir partisyonda mükemmele yakın bir kaydın tekrar edilerek loop'a oturtulmasıyla bu kusursuzluk sağlanabiliyor. Adorno, kusursuzluğun barbarlığı kavramıyla da bu teknik mükemmelliğin estetiğini eleştiriyordu aslında. Tesadüf ihtimalleri ve insani unsurlar bastırılıyor bir anlamda.
-Sizce bir müziği daha insansı kılan nedir? Ya da daha gerçek kılan da diyebiliriz.
-İşte bu son birkaç yıldır popta olan o formül mesela, hiç insansı gelmeyen bir şey bana. Çok aynı geliyor son dönemdeki pop sanatçıların albümleri. Her şarkı birbirine benziyor. Hani böyle bir alınan bir risk yok aslında. O risk de aslında bir insansılıktır ya.
-Peki bugünkü müzikte aklına kusur deyince gelen?
-Bazı müzik türleri hatta ismini de oradan alıyor ya hani, işte noise rock falan mesela. Hani ismine gürültü gibi bir şey veriyor aslında ama aynı zamanda bir ahenk de var. Kusur ögeleri barındırarak yani belki de birçok insan tarafından kusur olarak görünen, kusur olarak kabul edilen elementleri barındırarak bir şey üretiyor. Ama o da başka bir aslında sanatsal form doğurmuş oluyor. Aslında gürültünün yeniden yorumlanmasını ortaya koyuyor.
Bugün çoğaltılabilir, manipüle edilebilir bir gerçeklik, hipergerçeklik dönemindeyiz. Suno AI gibi sistemlerin müzik yapımında yaygınlaşması, insani unsurların, özellikle kusurların bastırılmasının aksine bilinçli olarak kurgulandığı yeni bir kusursuzluk rejimi sunuyor.
Dinlediğimiz kesit bir yapay zeka konuşma modelinin sayarken nefessiz kalışını gösteriyor. Derin nefesler ya da kayıt içi gürültüler icranın maddi koşullarına artık işaret etmiyor. İnsansılığın estetik bir göstergesi olarak dolaşıma sokuluyor.
Artık yapay zeka tarafından üretilen şarkılar müzik listelerinde yer buluyor. Geçen senenin Spotify verilerinde sene sonu ilk 50'de böyle şarkılar vardı. Sentetik sesler giderek daha ikna edici hale geliyor diyebiliriz. Bu durumda tabii auto-tune gibi araçlar da etkili oldu. Dinleyicilerin bu tür post-insan seslere alışması, yapay olarak değiştirilmiş vokalleri kabul edilebilir bulmasını sağlamış olabilir.
Literatürdeki çalışmalar da hata yapabilme ve belirsizlik gibi etmenlerin bu modellerin yaratıcı algılanmasında rol oynadığına dikkat çekiyor. Yapay zekanın insan yaratımını nasıl taklit edebileceği sorusuna da artık her gün yeni yanıtlar getiriliyor. İnsan dışı varlıklara, insansı özellikler atfedilmesi de ayyuka çıkıyor böylece.
Tutkal'da işitsel kusurun kurgulanmasından konuşuyoruz. Ben Elif Sevimay. Her ne kadar programlamada kusurun bilinçli üretiminden bahsetmiş olsak da buraya kadar, bu alanda hatalar düzeltilmesi gereken sorunlar olarak genellikle beliriyor. Müzikte teknik hatalar, kazalar, glitchler ise kültürel yeniliğin temel bir parçası. Dolayısıyla bir anlamda sahiplenilmiş artık, benimsenmiş şeyler. Noise, endüstriyel, techno, glitch ve benzeri türlerin yükselişi de buna işaret ediyor. Yeni teknolojilerde kurulan deneysel ilişki ve gelişen yeni ifade biçimlerinden söz ediyoruz. Dijital ortamda müzik üretiminin gelişimiyle ortaya çıkan pek çok tür küçük mutlu kazalardan doğuyor.
Biraz müzikle devam edelim. Yakın dönemden elektronik müzik, hip hop ve funk’ı bünyesinde eritirken “kusur”u yeniden tanımlayan endüstriyel dokunuşlara da yer veren bir işi dinleyelim isterim. Crizin da Z.O.’dan De Repente, Apaçık Radyo'da.
-Merhaba. Müzikte kusur deyince aklına ne geliyor? Onu sormak istiyorum.
-Müzikte kusur deyince aklıma ilk sanırım distortion geliyor. Distortion efekti. Şimdi aslında oldukça normal bir şey bizim için. Hani öyle ekstrem bir ton veya ekstrem bir efekt bile değil. Yani çok sıradan bir şey. Dinlediğimiz birçok şeyde duyuyoruz. Ama ilk sanırım müziğe girdiğinde, daha doğrusu ilk kullanılmaya başladığında herhalde çok böyle radikal bir şeydi. Sanki şeytan icadı gibi bir şeydi.
Müzikte teknik kusursuzluğun icracıyla dinleyici arasındaki mesafeyi arttırırken içtenlik ve insani dokunuş hissini azalttığını söylemişti Barthes. Son yıllarda analog temelli sentezleyicilerin yoğun bir kullanımını görüyoruz. Bu da dijital yabancılaşmayı aşarak bedenselliğe yaklaşma tercihini gösteriyor.
Tiny Desk, Sofar gibi canlı ve akustik performans setleri de bir diğer örnek. Bedroom Pop gibi DIY üretim metodlarının tekrar yükselişi de aslında otantikliğin yakalanmasına dair, lo-fi yani düşük kaliteli ses kaydının popülerleşmesi de gerçek algısının dönüşmesine karşı bir yanıt olabilir. Analog bozulmaya biraz kendimizi bırakalım. Boards of Canada, Apaçık Radyo'da.
-Öncelikle sana sorayım. Müzikte kusur deyince aklına ne geliyor?
-Ya böyle başta ya da sonda şarkıların şarkıcıların üstünde kayıt alırken arkadaki sesleri, eklemeleri veya atıyorum bir telefon görüşmesinin paylaşılması geldi aklıma ilk. Dinleyiciyle özel bir ilişki kurmalarına sebep oluyor. Hem de gerçekten oradaymış gibi hisettiriyorsun aslında. Biraz mekansal da bir şey. Bu geldi aklıma.
-Mesela stüdyo kaydının üretilmesinde biraz da hakikaten, o söylediğin şey çok hoştu, oradaymış gibi hissetmeni sağlayacak. Hani o canlılığı verecek. Sanki o canlı stüdyoda bir arada çalmışsınız. O kahkahalar bilmem neler onların dahil edilmesi. Biraz bu dinleyiciyle samimiyeti yakalamak üzerine de kullanılabiliyor. Senin aklına hangi örnekler geliyor? Müzikte kusur deyince.
-Kusur deyince benim aklıma daha çok vokal kusurlar geliyor. Sürtone detone olabilir bu ama daha çok hıçkırık ya da hıçkırıklı ses dediğimiz biraz daha hem sanatçının kendi nevi şahsına münhasır şeyini sergilediği bir yöntem olarak hıçkırık hem de ya içinde kusuru da barındırdığı için bu aklıma geliyor. Ek olarak 2000’lerin başındaki daha böyle alternatif yerli gruplarda da işte stüdyoda ettikleri muhabbetten ya da tam stüdyo anındaki bir hatalarından, bir gülmelerinden yine kayıt konması ve o samimiyeti de artıran öğelerden.
-Benim aklıma bunun aslında çok daha iyi bir örneği geldi. Büyük Ev Ablukada'nın Ne Deve Ne Kuş şarkısında "autotune kötü oldu abi" eklemeleri açıkçası. Ben o zaman böyle onu dinlesem mesela gülüyorum arada gelince.
-Mizah... Ve bilmiyorum, hem stüdyoda olduğun gibi hem ben o zaman böyle onu dinlesem mesela gülüyorum denk gelince.
Bedenselliğin göstergesi olarak işitsel kusur yaratıcı bir işlev de görüyor tabii. Bu durum, Benjamin'in yeniden üretimin dönüştürücü potansiyeline yaptığı vurguyu hatırlattı bana. Bugün yaratıcı alanda üretim yapan birçok isim, yapay zeka teknolojilerinin kendi varlık nedenlerini tehdit ettiğini düşünüyor. Ama bu teknolojilerin kendisine yönelik bir reddiyeden çok, insan yaratıcılığına ikame etmeyi amaçlayan sermaye odaklı yaklaşımlara verilen bir tepki. Geçtiğimiz sene içinde yayınlanan albümlerde yapay zeka kullanılmadığına dair söylemler de hep kusurlara yer bırakılması üzerinden tanımlanmıştı.
-Hiçbir albümde Y. Z. yok. Bu bir insan albümü. Akustik enstrümanlar olmalıydı. Bence bu insan gibi hissediyor. Evet. İnsanlar var.
Roselia'nın Lux albümü üzerine konuşurken tarif ettiği olgu, insan üretiminin altının çizildiği, doğal olan seslere dönüşün işareti. Bu kayıttan La Yugular'ı dinliyoruz.
Dijital ve analog araçlar arasındaki geçişler kadar kusur ve kusursuzluk rejimleri sürekli bir tekrar yankı içinde yeniden anlam kazanıyor. Tutkal'da işitsel kusurun kurgulanmasının ne anlam ifade ettiğini biraz kurcaladık. Bunu yaparken hem günümüzden hem yakın geçmişten şarkılar bize eşlik etti. Aralarda bazı konuklarla bu konuyu konuşmaya çalıştım. Ben Elif Sevimay. Tekrar görüşelim isterim. Hoşçakalın.
Tutkal sona erdi.

