Ceyhan Usanmaz
Uzun zamandır adı Nobel Edebiyat Ödülü'yle birlikte anılan bir yazar var çünkü karşımızda; daha doğrusu, adı favori listesinin ilk sıralarından inmeyen ama bir türlü de ödüle 'uzanamayan' bir yazar...
Bir çocuk kitabı diyerek burun kıvrılabilir tabii ama kelimenin gerçek anlamıyla milyonları peşinden sürükleyen Greta'nın da 2003 doğumlu olduğunu bir kez daha hatırlatalım!
Çağdaş edebiyatı yakından takip ettiğini söyleyen birisinin, yolunun bir noktada Hakan Bıçakcı ile kesişmemesi bence pek olası değil. Yine de, diyelim ki bir şekilde bu gerçekleşti ve Hakan Bıçakcı'yla ilk defa, yakın bir zaman önce çıkan bu son kitabıyla tanıştık...
Elbette her zaman için yalnızca kötü haberler aldığımız bir mecra değil internet; örneğin şu anda okumakta olduğunuz bu 'iyi niyetli' kitap tanıtım yazısı da yalnızca internette yer alıyor ve büyük bir ihtimalle sizi bu sayfaya bir sosyal medya platformu yönlendirdi! Ama Doğu Yücel'in kahramanı için bir kötü haberimiz daha var maalesef; öldüğünü de Google'dan öğrenecek...
'Saatleri Ayarlama Enstitüsü'nün yanı sıra Tanpınar'ın 'Mahur Beste', 'Sahnenin Dışındakiler' ve 'Huzur' romanlarına da benzer bir bakış açısıyla yaklaşan Seval Şahin, metinlerde dönüp dolaşıp karşısına çıkan üç kelimeden bahsediyor: talih, tesadüf ve irade.
Hatırlanacaktır, Nobel’in 2016 yılı ödülü de hayli hareketli günler yaşanmasına sebep olmuştu. Şu an bulunduğumuz noktadan bakınca ise 'masum' olarak nitelendirilebilecek tartışmaların merkezinde Bob Dylan yer alıyordu.
Her bir öykünün 'tema'sı, ilk cümlelerinde verilmiş; bize kalan, Başkomser Nevzat'ın işin içinden nasıl çıkacağı...
Chabouté'nin bu çizgi romanında, daha doğrusu grafik romanında, daha çok çizgiler konuşuyor. Diyalog yok denecek kadar az, kimi zaman birkaç sayfa boyunca yalnızca denizin, martıların, küçük bir kayalık üstünde yükselen o deniz fenerinin görüntüsü geçiyor gözlerimizin önünden
Kitapla ilgili yapılan tanıtımlarda Yılmaz Şener'in, "matematiği hasıraltı etmemiş yazarlardan" olduğuna özellikle dikkat çekilmiş.
Bir taraftan Atwood'un bu yeni romanının dünya çapındaki etkilerini bir süre daha hissedeceğiz gibi görünürken; bir taraftan da Türkçede, Doğan Kitap, yazarın külliyatını tamamlamaya doğru hızlı adımlarla ilerliyor.
'Klasik Korku Öyküleri' derlemesiyle de, klasik korku öyküsünün ‘edebiyat’ hüviyeti kazanmasında pay sahibi olan karanlık metinler bir araya getirilmiş.
Behçet Çelik, her yeni romanıyla o 'tek büyük roman'ını yazıyor aslında. Bir eleştiri değil bu; bazı romanlar hiç bitmesin isteriz çünkü. Bir evrene benzetmek daha doğru olur belki.
Söyleşiler ortak bir soru listesi üzerinden ilerliyor gibi görünüyor ama elbette her bir müzisyen için 'öznel' farklılıklar da mevcut...
Bir yıldır hiç kullanmadıysanız, elden çıkarın. Sırf süs olsun diye tutuyorsanız, atın gitsin. Evimiz müze değildir, koleksiyona gerek yok. Görüntü kirliliği yaratan her şeyi elden çıkarın. Eşyaları elden çıkarmak sizi daha az şeye sahip yapar ama sizi asla bir insan olarak daha az kılmaz. Düşünme, at!
Hiç kuşkusuz ‘eksikleri’ olan bir derleme; bazı isimlerin bu çalışmada neden yer almadığı da sorgulanacaktır tabii ama kitabı hazırlayanların bunun farkında olduğunun da altını çizmek gerekiyor.
John Le Carré'nin birçok eseri zaman içerisinde farklı yayınevlerinden yayımlanıyordu aslında ama bu sıralar iki yayınevinden yapılan yeniden basımlar ve yeni çevirilerle birlikte hem John Le Carré romanlarının Türkçedeki sayısı arttı hem de her biri çok daha kolay ulaşılabilir durumda.
Peşine düştükleri soruların bazıları şöyle: Kara delik nedir? Evdeki toz nereden gelir? Diyojen kimdir? Tardigrad nedir? Etobur bitkiler nasıl beslenir? Mikrodalga fırın yiyecekleri nasıl ısıtır? Terraformasyon nedir?
Can Yayınları yakın bir zaman önce, 'Fizikten felsefeye, genetikten ekolojiye pek çok alanda dünyada süregiden teorik tartışmaların izini süren eleştirel metinlerin yanı sıra, sosyal ve beşeri bilimler alanında aktüel tartışmaları kültür hayatımıza kazandırmak üzere Tellekt başlıklı bir alt marka' oluşturduğunu açıkladı.
'Kumarbaz’ı, 'Suç ve Ceza’yı ya da 'Yeraltından Notlar’ı kaleme alan o ‘el’i, nereye kadar görmezden gelebiliriz?
İnsanlık olarak henüz Jüpiter’e adım atabilmiş değiliz; şu sıralar, 2011’de fırlatılan insansız uzay aracı Juno’nun gönderdiği fotoğraflarla yetiniyoruz ama hayal gücümüz ışık hızı dinlemiyor tabii! İşte Osman Nuri Eralp’e Jüpiter semalarına dair yukarıdaki satırları yazdıran da bu ‘güç’; hem de yirminci yüzyılın henüz ilk çeyreğindeyken.
Toplamda yetmiş soru ekseninde, hayvan haklarının elbette öncelikli olarak hukuksal yönünü ve yanı sıra etik, bilimsel taraflarını irdeliyor yazarlar. Bir sohbet havasında ‘rahat’ ilerleyen ama aynı zamanda konulara serinkanlılıkla yaklaşan bir tavır sergiliyorlar.
“İflah olmaz bir polemikçi” olarak nitelendirilen Teodor Kasap , mizahi yönü kuvvetli ve son derece muhalif tavırlara sahip olmasıyla da başına büyük belalar açmakta çok gecikmez!
Kimi zaman sıkı, kimi zaman zor belli olacak kadar ince ama mutlaka birbiriyle bir şekilde bağlı denemeler vaat ediyor Armağan Ekici’nin kitabı.
Armağan Tunaboylu’nun her kitabı, yeni okuru dışlamayacak yapıda aslında. Bir polisiye serisinden bahsediyoruz belki ama Metin Çakır maceralarına istediğiniz kitaptan başlayarak dahil olabilirsiniz
Fotoğraf muhabirinin ortaya koyduklarını maalesef göremiyoruz ‘Köşe Bucak İstanbul’ kitabında ama Osman Cemal Kaygılı’nın 1930’ların İstanbul’una dair yazdıkları, o ‘nostaljik’ manzaraları zihnimizde canlandırmaya yetiyor.
'Babil Kitaplığı' öyküsü, ilham vermeye devam ediyor. Bu örneklerden biri de, Steven L. Peck’in yakın bir zaman önce Türkçeye de çevrilen 'Kısa Bir Cehennem' isimli romanı.
Kimi zaman Jungvari bir kişilik testi gibi bile değerlendirilen kitaplıkların hikâyesi, ne kadar anlatılırsa anlatılsın hiç bitmeyecek gibi görünüyor.
Yesari’nin gözlemleri kadar kaleminin kıvraklığının da eseri olan bu yazılar, bir portreler galerisi sunmanın yanı sıra tarihe farklı noktalardan bakmayı da sağlıyor.
'Dünün Dünyası', ilk defa yayımlanmıyor elbette Türkçede ama Zweig’ın yeniden gündeme gelmesinin hiçbir sakıncası yok.